Berçim, dar ve loş sokağın taş döşeli kaldırımında ağır ağır yürüyordu. İstanbul’un bu eski mahallesi, müze lojmanlarının sıralandığı o sessiz köşe, akşamın ilerleyen saatlerinde adeta zamanın dışında kalıyordu. Sokak lambalarının solgun sarı ışığı, duvarlardaki nemli yosunları ve yer yer çatlamış sıvaları aydınlatıyor, havada hafif bir rutubet kokusuyla karışan eski taşların kokusunu yayıyordu. Berçim’in adımları ritmikti; topuklarının sesi, ara sıra uzaklardan gelen bir köpek havlamasıyla kesiliyordu. Keyfi yerindeydi. Uzun zamandır kendine ayırdığı bu birkaç saat ;bir kahve, bir kitapçı gezintisi, biraz yalnızlık ruhunu dinlendirmişti. Telefonunda arkadaşıyla mesajlaşıyordu; ekrandaki mavi tikler, gülümsemesiyle eşzamanlı olarak beliriyordu. Tam köşeyi dönmek üzereydi ki, arkasından ge

