O gece uyku, Berçim için bir dinlenme değil, bir savaş alanıydı. Uyandığında, yastığı terden sırılsıklamdı ve sabahın gri ışığı odasına dolmuştu.
Günün ilk ışıklarıyla birlikte kalktı. Bedeni yorgundu ama zihni bir saat gibi tik-tak işliyordu. Bugün büyük gündü. O masaya oturacak, Araf’ın sağ kolu gibi davranacak ve aynı zamanda onu bitirecek ipuçlarını toplayacaktı. Bu ikiyüzlülük, artık midesini bulandırıyordu ama geri dönüş yoktu.
Mutfağa geçip kendine sert bir kahve yaptı. Kahvenin acı tadı, damağındaki o metalik tatla karıştı. Telefonuna baktı. Araf’tan gelen tek bir mesaj vardı. Sade, imzasız, tehditkar derecede net.
“Hazırlan. 19.00’da alacağım. Kırmızı giy.”
Kırmızı. Tehlikenin rengi. Kanın rengi. Araf onunla oynuyordu. Onun sınırlarını, itaatini test ediyordu.
Gardırobunun karşısına geçtiğinde, elbiselerin arasında o kırmızı elbiseyi aradı. Görev için alınan kıyafetlerin arasındaydı; vücudu saran, zarif ama iddialı, yırtmacı cesur bir parça. Elbiseyi üzerine geçirdiğinde, aynadaki kadın ona tamamen yabancı baktı. Belindeki silah kılıfını bacağına, elbisenin altına gizledi. Soğuk çelik, sıcak tenine değdiğinde irkildi. Bu onun tek dostuydu. Bu gece, o masada onu koruyacak tek şey ne Araf’tı ne de Adnan. Sadece bu 9 milimetre.
Saçlarını topladı, boynunu açıkta bıraktı. Savunmasız görünmek, en iyi savunmaydı. Makyajını yaparken elleri titremedi. Dün geceki o sarsıntı geçmiş, yerini buz gibi bir kararlılığa bırakmıştı. Ya da belki de hissizliğe.
Saat tam 19.00’da aşağıdan korna sesi gelmedi. Sadece telefon titredi. “Aşağıdayım.”
Berçim, kapıyı çekip çıkarken evine son bir kez bakmadı. Oraya geri dönüp dönemeyeceğini bilmiyordu. Merdivenleri inerken topuklarının sesi, boş apartman boşluğunda birer kurşun sesi gibi yankılandı.
Binanın önünde, o siyah SUV yine oradaydı. Bir cenaze arabası kadar siyah, bir tank kadar sağlam. Camlar filmliydi, içerisi görünmüyordu. Berçim kapıyı açıp ön koltuğa bindiğinde, içerideki hava dünkü gibi gergindi ama farklı bir elektrik vardı. Araf, direksiyondaydı. Üzerinde kusursuz kesimli, kömür karası bir takım elbise vardı. Gömleğinin ilk düğmesi açıktı.
Araf, başını çevirip ona baktı. Gözleri, Berçim’in üzerindeki kırmızı elbisede, açıkta kalan boynunda ve en son gözlerinde durdu. Bakışlarında bir anlık bir duraksama, bir yutkunuş oldu. Beğeni miydi bu? Yoksa avcının avını süzmesi mi?
"Kırmızı," dedi Araf, arabayı yavaşça hareket ettirirken. Sesi pürüzsüzdü. "Sana yakışacağını biliyordum. Kan rengi."
"Neden kırmızı?" diye sordu Berçim, emniyet kemerini takarken.
"Çünkü bu gece," dedi Araf, gözlerini yola çevirerek. "Savaş yok. Sadece diplomasi var. Ve diplomaside dikkat çekmek, bazen güç gösterisidir. Sen benim gücüm olacaksın."
Berçim cevap vermedi. Çantasındaki dinleme cihazının açık olduğundan emin olmak için elini hafifçe çantasına götürdü. Kayıt başlamıştı.
"Nereye gidiyoruz?" diye sordu.
"Cehennemin dibine," dedi Araf hafifçe gülümseyerek. Ama bu gülüşte neşe yoktu. "Ya da Boğaz’da şık bir restorana. Müşterilerimiz... incelikten hoşlanan vahşilerdir."
Araba trafiğe karıştığında, Berçim camdan dışarıya, İstanbul’un o kaotik akışına baktı. Her bir araçta, her bir kaldırımda normal hayatlar akıp gidiyordu. İnsanlar evlerine gidiyor, yemek yiyor, televizyon izliyordu. O ise, yanında şehrin en tehlikeli adamıyla, belki de kendi sonuna doğru yol alıyordu.
Adnan’ın sesi zihninde yankılandı: Duygusal bir hata yaparsan…
Berçim, yan gözle Araf’a baktı. Adamın profili, direksiyonu tutan elleri, o sakin ve ölümcül duruşu… Kalbinin atışını yavaşlatmaya çalıştı. Bu gece hata yapmayacaktı. Bu gece Araf’a aşık olan kadını değil, onu yok edecek olan polisi oynayacaktı. Ama oyunun en korkutucu kısmı, bazen maskenin yüze yapışıp kalmasıydı."
Araba trafiğe karıştığında, Berçim camdan dışarıya, İstanbul’un o kaotik akışına baktı. Her bir araçta, her bir kaldırımda normal hayatlar akıp gidiyordu. İnsanlar evlerine gidiyor, yemek yiyor, televizyon izliyordu. O ise, yanında şehrin en tehlikeli adamıyla, belki de kendi sonuna doğru yol alıyordu.
Adnan’ın sesi zihninde yankılandı: Duygusal bir hata yaparsan…
Berçim, yan gözle Araf’a baktı. Adamın profili, direksiyonu tutan elleri, o sakin ve ölümcül duruşu… Kalbinin atışını yavaşlatmaya çalıştı. Bu gece hata yapmayacaktı. Bu gece Araf’a aşık olan kadını değil, onu yok edecek olan polisi oynayacaktı. Ama oyunun en korkutucu kısmı, bazen maskenin yüze yapışıp kalmasıydı.