Gece yarısını çoktan geçmişti. İstanbul’un eski sanayi bölgesinde, Beşiktaş’ın hemen arkasındaki terk edilmiş depoların arasında kalan dar bir sokak, ince bir yağmur altında ıslanıyordu. Sokak lambalarının sarı ışığı, yerdeki su birikintilerinde titreşiyor, etrafa ürkütücü gölgeler düşürüyordu. Kerem, tek başına yürüyordu. Siyah deri ceketi omuzlarına tam oturmuştu; 1.95 boyuyla, geniş göğsü ve kalıplı yapısıyla gecenin içinde bir dev gibi görünüyordu. Sarı saçları yağmurda ıslanmış, alnına yapışmıştı ama yakışıklı yüzündeki ifade değişmemişti: soğukkanlı, hesapçı, neredeyse sıkılmış. Araf’tan gelen emir netti: Baron’un adamları şehirde dolaşıyor, korku salıyorlardı. Kerem bunu tersine çevirecekti. Tek başına bir mesaj bırakacaktı. Takip edildiğini biliyordu; beş kişiydiler. Baron’un en i

