Depoya döndüklerinde saat gece yarısını geçmişti. Bu seferki depo, sabahkine benzemiyordu. Burası ses yalıtımı yapılmış, pencereleri tuğlayla örülmüş, zemini kolay temizlensin diye beton bırakılmış bir “sorgu odası”ydı. Ortada tek bir sandalye vardı. Ve tavanında paslı bir kanca. Adamı sandalyeye bağladılar. Başı öne düşmüştü. Araf, ceketini çıkardı, gömleğinin kollarını yavaşça, ritmik bir özenle katladı. Her hareketi o kadar zarif ve ölçülüydü ki, birazdan yapacaklarıyla tezat oluşturuyordu. Kerem, köşedeki metal bir tepsinin üzerindeki aletleri düzenliyordu. Pense, çekiç, kalın uçlu bir tornavida... Berçim, o aletlere bakmamaya çalışarak duvara yaslandı. Bahadır kapının önünde nöbet tutuyordu ama yüzü kireç gibiydi; o da bu kısımdan hoşlanmıyordu. Taner ise bir seyirci gibi heyecanla

