Demir
Meyra odasından çıkmadı. Tanrım baş belası. Paris’te yaptıklarını sosyal medyada gördüm. Babası aradığında “Bebek bakıcısı değilim Rasim!” diyip telefonu kapatmaya bile çalıştım. Ama babası “Senden başkasına güvenemem, hem bana can borcunun olduğunu biliyorsun. Şimdi bu borcu ödeme zamanı.” diyip beni bir zamanlar verdiğim sözle vurdu.
O küçük kışkırtıcı 12 yaşında olmalıydı sanırım. Biz babasıyla ne zaman konuşsak yanımıza gelir, konuştuğumuz şeyleri anlıyormuş gibi onaylardı. Yaşına uygun olmayan dudak parlatıcısını sürer, yetişkin bir kadın gibi rol yapardı. Şimdi de gerçekten yetişkin ve güzel bir kadındı. Altın sarısı saçları ve o ela gözleriyle, şahane vücut hatlarıyla büyüleyiciydi. Bu işi kabul etmemem gerekirdi.
Tanrım o küçük şeytan tam bir baştan çıkarıcıydı, bunun için kusursuz bile denebilirdi. “Hayır Demir, o senin yarı yaşında, lanet olası senin ve aletinin nesi var böyle?!” diye kendime küfrederek mutfağa su almak için kalkıyorum. “Sanırım uzun zamandır seks yapmadığın için ona yükseliyorsun!” diye düşünüyorum.
Mutfağa gittiğimde Meyra orada, vücudunu zor örten bir havluyla duruyor. Başımı sağa sola sallayıp ona bakmaktan kaçınarak dolaba yöneliyorum ve soğuk suyu alıyorum.
“Neden geri döndün?” diye soruyor. Arkama bakmadan yanıtlıyorum.
“Bu seni ilgilendirmez.” diyorum ve bardağa su koyarak içiyorum. Soğuk su içerim hep. Meyra tekrar konuşuyor.
“Evlendiğini duymuştum, Avrupa’ya yerleştiğini…” diyor. Bir soru değil daha çok bir merak var altında. İstediğini ona verecek değilim.
“Seni ilgilendirmez, demiştim.” diye tersliyorum.
Karımla arkadaş dediğim adamı aynı yatakta yakaladım. O yüzden boşandık, geri döndüğümde de baban benim seni koruma teklifimi kabul etmem için zorladı, diyemezdim ya…
“Beni korumayı neden kabul ettin?” diye sordu bu sefer önüme geçerek ve gözlerimin içine bakarak.
“Baban senden başkasına güvenemem dedi.” diyip ondan sıyrılarak yanından geçerken beni durdurmaya çalıştı.
“Hadi ama başka bir şey olmalı…” diye sızlanarak ayaklarını yere vurdu.
“Tehdit mesajı aldık.” dedim.
“Ciddi olamazsın!” diye haykırdı.
“Ciddiyim, baban senle ilgili tehdit mesajı aldı.” dedim. Gerçekten de yalan değildi, umarım bu onu biraz olsun saçma hareketlerinden caydırır, diye düşünüyordum.
“Babamın beni umursadığını falan söyleme bana, en son doğum günümü hatırlamadı bile. Hem çıktığı tüm kızlar neredeyse benimle kardeş olabilecek yaşta. Neden sende babamla takılıp beni rahat bırakmıyorsun?” diye patlıyor.
“Bak vuracaksan vur, ya da bağır. Her ne yapmak istiyorsan yap ve kurtul! Ama burada kalacağım Meyra, kurallarıma uysan iyi olur.” diyorum ve odama geçiyorum.
Meyra
Tanrım! Onun o yakışıklı yüzüne bakıp dolgun dudaklarını öpmemek işkence. Tüm vücudum yanıyor. “O yasak Meyra! O yüzden onu istiyorsun?” diye söyleniyorum kendime.
12 yaşımdan 17 yaşıma kadar onu sevdim. 4 yıldır da görmedim. Şimdi benimle birlikte kalıyor. Onu severken bu gerçekleşseydi eğer, herhalde mutluluktan ölürdüm. Şimdi sırf işkence, arzu ve yürüyen libido.
Sude “Partiye gelmedin, buna gel Meyra!” diye yazmıştı ve konum göndermişti.
“Demir!” diye seslenerek odasının kapısına vardığımda üst gövdesi çıplak ve mekik çekerken yakaladım. Ona hayran bakarken havlunun esnediğini ve üzerimden kaydığını hissetmem geç oldu ve havlum yere düştü.
Demir gözleri vücut kıvrımlarında kalakalırken ben de onun kaslı vücudunun güzelliğini seyredurdum.
“Tanrım! Ne yapıyorsun?” diyerek yerinden hızla kalktı ve beni havluyla kapadı.
“Hey bu kadar endişelenmene gerek yok, çıplak kadın daha önce çok gördün değil mi?” dedim ve ona baktım. Gözleri koyulaşırken çenesi gergindi.
“Meyra ne istiyorsun?” diye bağırdı.
“Partiye gitmek istiyorum. Gidebilir miyim?” diye sordum hemen.
“Pekala usturuplu giyin! Bende senle geleceğim.” dedi.
“Usturuplu?” diye soru sorarmışcasına baktım.
“Pantolon ve kazak giyebilirsin değil mi?” dediğinde ciddi olup olmadığına baktım.
“Gerçekten mi?” dedim.
“Evet, yoksa partiye gitmeyi unut!” dedi. Sinirle söylenerek odama doğru gitmeye başladım.
“Oldu olacak rahibe gibi giyinip gideyim. Benim korunmamla ne giydiğimin ne önemi var?! Tanrım!” diyerek tüm valizimi boşalttım. Yatağın üstüne sinirle attım neyim varsa.
İç çamaşırı giyip üstüne içi gösteren bir kazak giydim. Düşük bel kot pantolon giyip içime giydiğim stringin belli olmasını sağladım. Ceket giydim ve ortaya çıkardığım detaylar belli bile olmuyordu. Makyajımı yaptıktan sonra ayakkabılarımı giyerek çantamı koluma aldım.
Telefondan Sude’ye geldiğimi bildiren bir mesaj gönderdim.
Demir kanepede oturmuş beni bekliyordu. “Hadi çıkalım ben hazırım.” diye seslendim.
Başını kaldırıp bana baktı ve beni onayladı.
“İsteyince oluyormuş değil mi Meyra?” diye takıldı.
“Evet!” diyip gözlerimi devirdim.
Sude’ye gitmek için konum bilgisini kendi aracına girdikten sonra yolculuk başladı. Bu süre boyunca konuşmadık.
Demir zaten oldukça dikkatli araba kullanıyordu ve aynalardan her tarafı kontrol ediyordu. “Gerçekten tehlikede olabilir miydim?” diye düşünmeden edemedim, ya tehdit gerçekten doğruysa… Tüylerim ürperdi, ölecek miydim yani?! Ama Demir zaten buna izin vermez. Onun yanında güvende olduğumu biliyorum.
Geldiğimizde arabadan indik. Sude beni farkettiğinde hemen yanıma ilerledi ve boynuma atladı.
“Sürtüğüm hoşgeldin.” dedi gülerek.
“Hoşbuldum. Ne o sabah akşam partiliyorsun?” dedim.
“En yakın arkadaşım gelmiş. Partilemesem olmazdı.” diyip arkamda varlığını belli eden adama çeviriyor bakışlarını. Kulağıma yaklaşarak “Kız bu afet kim?” diye soruyor.
Arkamda kimin olduğunu bilsem de arkama bakıp onun yüzüne bakarak,
“O benim Bodyguard’ım.” diyorum ve Sude’ye dönüyorum.
Sude beni çekeleyerek içe doğru götürüyor.
“Kız bu Bodyguardını tavlayabilir miyim?” diye soruyor. Gözlerim Demir’i arayıp bulurken “Onu tavlamak pek mümkün değil.” diyorum. Sude kıkırdayıp “Görürüz!” diyerek gülüyor.
Ceketimi çıkardığımda Demir’e bakıyorum. Gözleri açılmış ve çenesi yeniden gerilmişti. Bana sanki bunun hesabını ödeyeceksin der gibi bakıyordu. Umrumda değildi. O yokmuş gibi eğlenmeye karar verdim. Bir süre dans ettikten sonra biri belimden tuttu ve beni kendine çekti. Kim olduğuna baktığımda Cenk olduğunu gördüm.
“Güzellik hoşgeldin!” diyerek birbirimize sarıldık. Altın çocuktu Cenk, ailesinin tek çocuğuydu benim gibi. Ama o farklıydı. Babası siyasetle ilgiliydi, annesi de sosyete de ünlüydü.
Bana ilgisini hep farkediyor olsam da arkadaşlıktan öte gitmesine izin vermemiştim. Ama hep hazırdı kavalyem olmak için, bir randevu için, kısacası bir kızın programında bir erkek arkadaşı yoksa Cenk bunlar için gönüllü kavalyemdi. Hep vardı ama hiç sevgili olma fırsatı vermemiştim ona.
Belimde sarılı tuttuğu elle kulağıma bir şey söyledi. Bende ne dediğini anlamamış olsam da kıkırdadım ve Demir’e baktım. Demir elindeki bardağı öyle bir sıkıyordu ki eklem yerleri beyaz olmuştu, kıskanıyor muydu?! Sanmıyorum.
Kısa süre sonra geldi ve “Meyra gitme vakti.” dedi.
“Ne gitmesi Demir, daha yeni geldik.” diye sızlandım. Cenk’te “Meyra kalsın sen git, ben onu getiririm.” dedi.
“Meyra olay çıksın istemiyorsan arabaya bin!” diye bağırdı.
Arkadaşlarımın içinde bana bağırması gözlerimin dolmasına sebep olurken Cenk yine bir adım öne çıktı ve ben onu durdurarak “Seni ararım.” diyip göz kırptım ve Demir’in dediği gibi yaptım.
Arabaya bindiğimde o da bindi ve arabayı çalıştırdı. Yol boyunca konuşmadım. Eve geldiğimizde arabayı daha park etmesini beklemeden inerek arabanın kapısını şiddetle kapattım ve oldukça gürültüyle kapanmasına sebep olarak,
“Senden nefret ediyorum bay Demir Soykan!” diye bağırdım.
Devam edecek…