Ben bunu der demez dudakları merhametsizce benimkilere yapışıyor. Dil, diş, öfke. Aç gibi beni yutuyor. Beni hiç zorlanmadan kaldırırken, bacaklarım etrafına dolanıyor. Nefes bile alamadan beni yatağa fırlatıyor ve atleti yırtıyor.
Öyle ki kumaşın yırtıldığını zar zor hissediyorum. Bileklerim ona ulaşamadan başımın üstüne sabitleniyor ve deri kelepçelerle bağlanıyor.
Bir adım geri çekiliyor ve beni izliyor. Çıplak, kelepçelenmiş ve kızarmış, savunmasız bedenime istediğini yapabilir. “Ne istediğini hiç bilmiyorsun!” diyor.
Üzerime tırmanıyor, uyluklarımın üstüne oturuyor. Eli boğazımdan göğsüme, göğsümden daha aşağılara iniyor. Acele etmiyor, sanki tadını çıkarıyor. Aramızdaki çekimi daha da arttırıyor.
“Yalvar.” diye emrediyor.
Gözlerine bakıyorum. “Lütfen…” diyorum.
“Tekrar.” diyor.
“Lütfen Demir!” diye sesimi biraz daha yükselterek söylüyorum. Ama bu ona yeterli gelmiyor.
“Daha yüksek!” diye homurdanıyor, başını göğsüme getiriyor kaburgalarıma ve mideme kadar öpücükler konduruyor. Dişleriyle hafifçe ısırıyor ve sürtünüyor. Çığlık atıyorum. Durmuyor.
Tekrarlıyor “Daha yüksek!”
“Lütfen sana ihtiyacım var.” diye haykırıyorum.
“Yanlış cevap!” diyip uyluğumun içini ısırıyor. Çığlık atmama sebep olurken aynı zamanda sıçrıyorum.
Kalçamı öyle sert kavrıyor ki sanırım moraracak. Ama o bunu umursamıyor gibi sesi sisli bir dumana benziyor.
“Kime ait olduğunu söyle.” diyor.
Konuşamıyorum, sadece titriyorum, bacaklarımın arasına geliyor ama henüz en çok ihtiyaç duyduğum yere dokunmuyor.
“Söyle.” diyor baskın bir tonda, dudakları iç uyluğumun üzerinde gezinirken.
“Senin…im…” diyebiliyorum hırıltıyla. “Sadece senin…”
Bu sözler içinde bir şeyleri oynatıyor sanki. İç çekiyor ve tek bir hamlede içime giriyor.
Alışmamı beklemiyor, çığlık atıyorum ama o sanki beni bir emir almış gibi sikiyor. Acımasız derin ve hızlı. Vücudum titriyor, çığlık atıyor adeta, onun etrafında kasılıyor.
Ellerini her yerimde hissediyorum, kalçamı kavrıyor, saçımı yumrukluyor, çenemi tutuyor, ağzıma küfürler mırıldanıyor.
“Bunu sen istedin.” diyip hızla itiyor tekrar. “Buna sen yalvardın!” Yine hızlı ve derin bir hamleyle giriyor. “Sen benimsin!” yine bir hamle.
Her sözünde “Evet!” diyip boğuluyorum sanki gözlerimden zevk yaşları akıp duruyor, durduramıyorum, bu gözyaşları gerilmeden mi baskıdan mı yoksa hayatta hiç bu kadar istenmiş hissetmememden mi dolayı akıyor, bilmiyorum.
Yavaşlıyor, tadını çıkarıyor. Elini tekrar boğazıma götürüyor. Sıkmıyor, boğmuyor sadece orada tutuyor. Tutulmuş ve sahiplenilmiş hissettiriyor. Belki de yapmak istediği zaten bu.
“Ben söyleyene kadar boşalma.” diyor gözlerimin içine bakarak bana tekrar tekrar giriyor, dur durak bilmeden.
Başımı sallıyorum ve çaresizce inliyorum. Adı dudaklarımdan bir dua gibi çıkıyor. Vücudum tam sınırda, yokum, parçalandım.
“Şimdi!” diyor sesi derin ve sert.
Paramparça oluyorum, adını çığlık atıyorum, sırtım yayılırken bacaklarım titriyor. Tüm kaslarım önce kilitleniyor, gözlerim beyaz görüyor. Orgazmım arasından zar zor Demir’in homurdandığını duyuyorum, ilkel ve ham bir ses çıkıyor ve içime dolan sıvıyı hissedebiliyorum. İçime boşalıyor. Sadece nefes nefeseyiz bir an. Soluklarımız birbirine karışıyor. Alnını alnıma yaslıyor, üzerime yıkılıyor ama tam ağırlığını bırakmadığını anlayabiliyorum.
Hiç bir şey söylemiyor. Sadece benimle nefes almaya devam ediyor.
Sonunda hareket ettiğinde yanıma devriliyor, bileklerimi çözüyor ve beni kollarına alıyor, kollarını zırh gibi etrafıma sarıyor.
Yüzümü boynuna gömüyorum. Sesim neredeyse bir fısıltı ama o duyuyor.
“Bana böyle dokunacağını düşünmemiştim.” diyorum.
Sesi kulağıma boğuk geliyor ama yine de duyuyorum.
“Sana söylemiştim, sahiplenmeyeceğim şeye dokunmam.”
Gözlerim kapandığında onun sıcaklığını hissederek uyuduğumu biliyordum. Ama uyandığımda kendi yatağındaydım.
Sanırım Demir beni buraya taşımış olmalıydı. Kalktım ve duşa girdim. Güzel sıcak bir banyo yaptım.
Havluyla dışarı çıktımda Demir elinde bir kâğıtla beni bekliyordu, tam olarak odamın ortasında bir heykel gibi sakin olarak duruyordu.
Tanrım! Bu adamın sadece varlığı bile odayı dar hissettiriyordu.
“Bunlar senin yeni kuralların.” diyerek kâğıdı bana uzattı.
Yatağıma gidip oturdum ve bacak bacak üstüne atarak suyumdan bir yudum alıyormuş gibi yaptım.
“Ya uymazsam ne olacak?” diye söylendim.
“O zaman istediğini alamazsın.” dedi.
“Affedersin?” diye sordum anlamamazlıkla. Ağzım kuru hissediyordum.
“Ödül şartı var, kurallara uyarsan ihtiyacın olanı alırsın, uymazsan mahrum kalırsın.” dedi sakince.
“İhtiyacım olan seks mi? Kendini bu kadar beğenme.” dedim hırlar gibi.
“Zevk.” dedi ve bana baktı.
“Aynı şey.” dedim.
“Aynı şey değil!” dedi. “Seks mekaniktir, zevk ise kazanılır. Onu istiyorsan bana göstereceksin.” diye devam etti.
“Tanrım çok sinir bozucusun.” diye homurdandım.
“Programın 7 de başlıyor, 9’dan sonra telefon yok. Her gün kıyafetlerin seçilecek. Değişiklik yok. Yemeklerin senin için hazırlanacak öğün atlamak yok, dışardan yemek yok.”
“Dalga mı geçiyorsun?” diye bağırdım.
“Geçmiyorum.”
“Kıyafetlerime ve yememe karışman çok fazla.” diye sızlanarak söylendim.
“Çok cesaret ister gibi giyiniyorsun ve ben bunu biraz geri çekiyorum. Bu arada yemek atladığın için bayıldığını biliyorum.” diyip sustu.
Çenem kasıldı. Ağzım açılıp kapandı ve nihayet “Sen aklını kaçırmışsın.” diyebildiğimde yanıma yaklaştı ve aramızdaki elektriği hatırlattı. Eğildi ve sesi alçalarak
“Ben sana dokumadığımda nasıl kötü hissettiğini unutma.” dedi.
“Delisin.” desem de karnımda sıcak bir alev yükseldi ve bundan nefret ettim.
“Kabul etsen de etmesen de bedenin zaten dinliyor.”
“Hayatımı egzersiz programına çeviriyorsun.”
“Çöküşe geçiyordun.” diye itiraz etti Demir.
“Bunun benim sağlığımla ilgili olduğunu söyleme. Sen sadece beni kontrol ediyorsun. Beni öptün ve sınırı aştın. Şimdi de hiçbir şey olmamış gibi kuralları yeniden yazıyorsun.” diye patladım.
Sesi alçalarak “Bir şey ifade ettiği için bunları yapıyorum.” diye söyledi.
“Peki ya ben ne yapıyorum?” diye sordum.
“İtaat ediyorsun.”
“Ya etmezsem…”
Eli çeneme dokundu ve hafifçe kaldırdı. Gözlerime gözlerini dikerek,
“O zaman yine de beni isteyeceksin ve ben sana dokunmayacağım. Ta ki bana doğru şekilde sormanı, gelmeni ve yalvarmanı bekleyeceğim.” diyip beni bıraktı ve odamdan dışarı çıktı.
“Lanet olsun, onu bu kadar istemekten nefret ediyorum, ondan nefret ediyorum. Onun için bu halde olmaktan nefret ediyorum.” diyerek odamdaki tüm yastıkları etrafa savurarak hınçımı çıkarmaya çalıştım.
Yatağın üzerine tekrar oturduğumda aklımdan geçen ve Demir’in bunu çok iyi bildiğini düşündüğüm şeyi itiraf etmek zorunda kaldım.
“Onun için ölüyorum. Kahretsin!”
Devam edecek…