9. Bölüm

1362 Words
Arabadayken Duygu'ya doğru eğilip diğerlerinin duyamayacağı şekilde eve gidelim demiştim ama hem kısık sesle konuşmamı çöp ederek ultra yüksek sesle cevap vermiş, hem de beni onaylamamıştı. "Kankaa gece yeni başlıyor ne eve gitmesi," diye çığırdığında Kaan ve Mert'in dikkati bize döndü. "Ne evi Cemre?" "Sütünü de içiyor musun geceleri Cemre?" "Gelmişsin 18 yaşına hâlâ sosyalleşmekten bi habersin Cemre." Herkesin tepkisini topladığımda sesimi yükselterek ellerimi iki yana açtım. "Durun tamam vurmayın silahsızım arkadaşlar! Eve gitmek istedim diye linçlendim resmen." "Yoksa korkuyor musun?" dedi Mert. Aynadan direkt olarak bana bakıyordu. "Korkuyorsan bileyim, seni korurum." Aynadaki çapkın bakışına karşılık 'hasbinallah' bakışımla karşılık verdim. Çünkü iman power... "Mertciğim siz erkeklere; kendini koruma yetisine sahip genç bir kızı, koruma iç güdüsünü veren ataerkil toplumun geri kafasını müsait bi zamanda..." "Oha kızım naptın?" diye tepki verdiğinde konuşurken tuttuğum nefesimi dışarı verdim ve güldüm. "Heh ne diyordum, ataerkil toplumun geri kafasını müsait bir zamanda uçurmak isterim." "Haydaa feminizmin gücüne tosladık romantiklik yapalım derken," dedi gülerek. Ben hâlâ gülmüyordum. "Neyse gidelim bakalım korku evine belki biz kızlar sizi koruruz." Şakasına söylemiştim ama cidden öyle olmuştu. Kaan tir tir titriyordu ve Duygu korku treninin kapısında onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Ben de tüm bunlar gerçekleşirken bitse de gitsek bakışlarımla bekliyordum. Lunapark boştu, Mert kapattırmıştı ve sadece korku treni çalışıyordu. Tüm parka korkunç bir hava vermeye çalışmışlardı, ışıklar yanıp sönüyordu ve benim gözlerim yanıp sönen ışıkların arasında çığlık maskeli anonimimi arıyordu. Tam onu düşünürken telefonumun titremesi normal olamazdı. Bu çocuk benim kaderim aga. Anonim: beni mi arıyor o güzel gözler Cemre: hayır aslanım ava çıktım bakınıyorum Anonim: çevir çevir  yanmasın Cemre: binecek misin trene Anonim: sen biniyorsan evet, soru mu bu Cemre: peki ya ben o vagona Mert ile binersem Anonim: sinirlenmek istemiyorum :) Cemre: yalnız binemem anonim, korkmuyorum dediysem o kadar değil Anonim: yalnız binmelisin Cemre: neden Anonim: yalnız binmelisin çünkü yanında biri olursa vagonuna gelemem Cemre: oha vagonuma mı bineceksin Anonim: belki    Cemre: hiç tanımadığım çığlık maskeli çarşaf giyen anonimimle korku trenine binmek mi? Cemre: 9/10 bir ilk buluşma oluyor     Cemre: 1 puanı anonimin psikopat biri çıkıp korku tünelinde beni öldürme ihtimalinden kırıyorum Anonim: eğer içinde hâlâ böyle bir şüphe varsa istemediğini söyle ve gelmeyeyim Bunu yazdığında içten içe dudaklarımı kemiriyordum. Stres belirtisiydi. Cemre: neden güveneyim sana Anonim: güvenemezsin Anonim: ama sana sadece şunu söyleyeyim Anonim: ben seni hiç sevilmediğin kadar seven adamım Anonim: tüm sevilmediğin zamanlar adına seveceğim seni Anonim: ama sen yine de bana güvenme olur mu Anonim: çünkü yaradılışımızda var nankörlük Cemre: seven adam neden kendinden emin olmaz Anonim: çünkü beni seversen senin sevginin nankörü olmaktan, gitmekten korkuyorum Gözlerim dolarken yutkundum ve hafiften titremeye başlayan parmaklarımla yazdım.    Cemre: o zaman hiçbir zaman sevmeyeceğim seni *** Beni sevdiğini söyleyen kalp dolandırıcısı anonim kahpenin teki çıktı rıza baba. Yok yok, bu böyle olmayacaktı. Korku trenine yönelirken dayanamadım ve son mesajımın coolluğunu bozacağını bildiğim halde sinirli bir şekilde yeniden yazdım. Cemre: sevginin üstü kalsın, ben bide başka dolandırıcılara bakayım Cemre: sevgisizliğine bir kalp, kahpeliğine bir ömür veremem anonim Anonim: bizim için güzel bi şarkı biliyorum bebeğim, yerine sevemem diyor dinle Kaşlarımı çatarak telefonu küçük çantama attım ve trene yöneldim. Kaan ve Duygu ön vagona binmişlerdi. Mert bana bakıp sırıttığında kaşlarımı kaldırdım. "Ben yalnız başıma bineceğim." "Sana teklifte bulunmadım Cemre, ben zaten hemen arkandaki Selen'e bakıyordum onunla bineceğim. Üstüne alındın galiba." Mert bunları söylerken olduğum yerde nasıl kızardığımı ve utandığımı anlatmaya yetecek kelime haznem yoktu. "Ee tamam, iyi eğlenceler." Kelimeleri zor toparlamıştım. Mert pisliğin teki çıktı rıza baba. Duygu ve Kaan ön vagona binip gittikten sonra ben de arkadaki vagona yerleştim. Duygu vagonu hızla giderken "varisin düşmanları kendinizi kollayın oçlar!" diye bağırmıştı ve her me kadar Harry Potter sloganı ne alaka amk malı diye ensesine vurmak istesem de... ziyanı yok bu gece kankam dibimde değildi ve rezil olmuyordum. Onlardan sonra benim vagonumda hareket ettiğinde telefonum titredi ve aydınlık açık havadan karanlık tünele girerken bildirime baktım. Anonim: aferin kızıma, yalnız bindin Cemre: eski resimlere baktım Cemre: daldım bir cigara yaktım Cemre: resmine bir mermi çaktım Cemre: gelmezsen gelme Ona kafa karıştırıcı bir şarkının sözleriyle cevap vermiştim. Anonim: kızım gelmemi istemiyorsan gelme de Anonim: gerek var mı böyle çirkin şarkılara Cemre: ooo anonim şarkı zevklerimiz uyuşmuyor demek ki Cemre: bizden olmaz olum Cemre: ben azer bülbül dinlerim sen mozart... Cemre: ben sokak kedisiyim, sen scottish fold Cemre: artık bu çocuk benim kaderim'deki o çocuk değilsin anonim Anonim: vagonuna bindiğimde karar ver portakal kabuğum Cemre: o vagon kalktı, bundan sonraki vagonun dokuz üç çeyrek benden uzaklara hogwartsa git... Telefonu bırakıp yanıp sönen ışıklara ve çevremdeki korkunç şeylere baktım. Keşke bakmadan sadece telefona odaklansaydım çünkü kalbim artık yerinde değildi. Tabutlar, hayaletler, yüksek ses... korkmuyorum diye racon keserken büyük konuşmuştum ve büyük konuşmamın doğal bir sonucu olarak başıma gelmesi 1 saat bile sürmemişti... Yanından geçtiğim bir tabut aniden açılıp içinden bir kafa çıktığında çığlık attım. Cidden gecenin bu vakti bunu yaşamak zorunda mıydım? Kendime yanlış kanka seçmiştim. Üstelik sat komando değildi ama çok güzel satmıştı beni. "Duyguuu!" "Kaan!" Beni duymalarını umarak seslendim ama onların vagonu buralardan geçip gittikten sonra ben giriş yapıyordum. Her bölmenin siyah bir çıkış kapısı oluyordu ve diğer vagon çıktığında yeni kapı açılıyordu. Yandaki tabuta ayar olarak gözlerimi sımsıkı kapatıp diğer bölmeye gitmeyi bekledim. Bir isteğim ya bir isteğimde elimde patlamasın şu sevdiğimin gecesinde... Vagonum aniden durdu ve dibine kadar geldiğim kapı açılmadı. "Hadi be, bozulmadın di mi abicim!" Sinirle bağırmıştım. "Yürüsene at arabası." Üstelik vagona vuruyordum. Bu saçma sapan yerde tabutlar ve hayaletlerle kalmış olamazdım değil mi? Anonime uyup yalnız binen aklımı s2m... "Korkma güzellik birazdan düzelir." Duyduğum sesle aniden sıçradığımda anonimin vagonumun yanında olduğunu gördüm. Hala çarşaf giyip çığlık maskesi takıyordu ve zaten korku hormonumun doruklarda olduğu anı bir nebze olsun yumuşatmıyor, üstüne daha çok gerilmeme sebep oluyordu. Oturduğum vagonda ayağa kalktım. "Sen mi bozdun tüneli?" Kahkaha attı ve ben o korkumun arasında çığlık maskeli anonimimin gülüşüne düştüm. Gülüşüne düştüğüm içinde zaten yerlerde olan kendime bir tekmede mantığım geçirdi. Aptal mısın kızım adam çığlık gibi dolanıyor ortalıkta neyine düştün! "İki önerim olacak sana," dedi. Sesimi çıkarmadan onu dinlediğimde devam etti. "Eğer istersen düzelene kadar bu vagonda birlikte otururuz ama yok yakın durmak istemiyorum dersen biraz daha uzaklaşıp bir köşede duracağım. Zaten ortam korkunç bir de bu kostümlerle seni gerçek istemiyorum." Yaptığı açıklama karşısında içime bir miktar su serpilmişti. Birkaç dakika sessiz kalarak düşündüm ve cevap verdim. "Vagonda oturalım, gergin olabilirim çünkü seni tanımıyorum ve aylardır konuştuğum biriyle bu kadar yakın olmak çok tuhaf." "Benim içinde öyle," dedi vagona girip otururken. Maşallah dünden razısınız anonim bey. Onu görünce ayaklanmıştım ve o oturunca derin bir nefes aldım ve ben de yerime oturdum. Bir süre öylece sessiz kaldık. "Hayalimdeki ilk buluşma böyle değildi," dedi. Sesinde hafif bir gülme tınısı vardı.  "Evet ben cadı kostümlüyüm sen çığlık... korku filmi tadında bir buluşma cidden." Bunu söylerken yakınlığının verdiği sıcaklık derin bir nefes alarak kokusunu duymamı tetikledi. İnanılmaz güzel kokuyordu ve sokakta yanımdan geçse bu kokuyu anımsayacağıma emindim. "Titriyorsun," dedi düz bir sesle. "Çığlık maskelisin ve yanımda öylece oturuyorsun sence de normal değil mi titremem. Hem," dedim ona bakarken. "Maskeni çekip çıkarsam napabilirsin ki?" Güldü. "Yapmazsın. Böyle bir şeyi yapacak olsan yürüyüş yolunda ben arkandayken dönerdin, dönmedin. Benim kendi isteğimle karşına çıkmamı bekliyorsun." Kaşlarımı çattım. "Anlayışlıyım diye sen de bokunu çıkarma uzatma şu gizemi..." "Belki yakın belki uzak bir tarih portakal kabuğum, belli olmaz." İlk buluşmamızdan neden İbrahim Tatlıses ve Mahmut Tuncer karşılaşması vibe'ı alıyordum acaba... Ne eksik ne fazla aynen böyleydik. O konuşurken bunu düşündüğümü bilse muhtemelen basar gider ve bir daha karşıma çıkmazdı. "Ne düşünüyorsun?" dedi sanki düşüncelerime ortak olarak. "Hiç. Bilmesen daha iyi, ayrıca her şeyin belirsiz be anonim. Ne zaman göstereceksin yüzünü?" Kolunu vagonun arka tarafına atıp bana döndü. "O gemiyi bekler gibi bekleyecek misin beni?" Sinirlerim bozulurken histerik bir kahkaha attım. "Sen istiyorsun ki ben o gemiyi Çorum Belediyesi'nin süs havuzunda bekleyeyim." "Beklemez misin Cemre?" İsmimi onun sesinden ilk duyuşumdu bu. Bir an karşımdaki komik maskeli adama bakılabilecek en afallamış ifadeyle baktım ve aynı anda vagonun ileri geri sarsılıp hareket etmesiyle ona doğru sarsıldım ve kollarına tutundum. O da sarsılmanın etkisiyle beni tuttuğunda sadece birbirimize tutunmamış, tutulmuştuk da... tuhaf bir çekim olmuştu. İlk kez ismimi ağzından duyuyor, aylardır konuştuğum bu hayaleti ilk kez hissediyordum. Ve biz sanki uzun zamandır birbirini tanıyan ama uzun zamandır görüşmemiş iki insan gibi... Sonun başlangıcını yaparken ilk kez karşılaşıyorduk.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD