Terasa kadar nasıl çıktığımı bilmiyorum... Mideme giren gereksiz kramplar ve titremelerim eşliğinde yürümüştüm ve Mert'e terasa nerden çıkıldığını sorarken bile kekelemiştim. "Neden kalabalığa katılmıyorsun?" diye sorduğunda gülümsemeye çalıştım. "Biraz başım ağrıdı, dinlenmek istiyorum." "Tabii geç yukarı, kanepede var dinlenirsin." Yönlendirdiği yere gittim ve basamakları çıkarken ağır adımlarla ilerledim. Hem deli gibi merak ediyor, hem de onunla karşılaşmaktan korkuyordum. Kendime itiraf edemesem de asıl korkum hayatımdan gitmesiydi sanırım. Aylar olmuştu ve hiç görmediğim, bilmediğim bir insanla tuhaf bir bağ kurmuştum. Bu bağ beni korkutuyordu. Terasın camına ilerlerken kimseyi göremedim. Adımlarımı hızlandırdım ve cam kapıyı sürükledim ama kimse yoktu. Yan cephesine doğru ilerledim ve uca gidip aşağıdakilere baktım. Kandırmıştı beni şerefsiz. "Adi pislik," diye fısıldadım sinirle ve tam o sırada arkamdan bir ses yükseldi. "Adi pislik ben mi oluyorum portakal kabuğum." Gözlerim şaşkınlıkla açılırken kalbim her yerimde atıyor gibiydi. Hışımla arkamı döndüm ve gördüğüm görüntü karşısında şok oldum. Karşımda kocaman siyah çarşaf giymiş çığlık maskeli biri vardı ve vücut hatları belli olmuyordu. Benden uzun olduğu için kafamı kaldırarak korkunç maskesine baktım. "Ciddi olamazsın." "Kendimi göstereceğimi düşünmüyordun herhalde di mi?" "Neden abi ya neden? Gerek var mıydı buna?" Sinir, şaşkınlık, heyecan hepsi iç içeydi ve allak bullaktım. "Sana kendimi gösterirsem hikayemiz çabuk biter, bırak manas destanı yazalım ne acelen var." Sinirle terasın diğer tarafına geçtim ve ondan birkaç adım uzaklaştım. Maskeden kaynaklı tuhaf gelen sesiyle tekrar konuştu. "Bana bu kadar yakın olmak tuhaf değil mi?" Yüzündeki plastik çığlık maskesinden kaynaklı sesi boğuk çıkıyordu ama önemi yok... sesi o maskeye rağmen büyüleyiciydi ve gerçekten karşımda duruyordu. Vücut hatlarını seçemesem de uzunluğunu saklayamazdı. Uzun boyluydu. Öylece durdum ve ona doğru ilerleyemedim. Konuşamadığımı görünce maskesinin altından tekrar konuştu. "Dondun kaldın, bu halimle bile etkiledim seni. Maskeyi çıkarsam bayılırsın." "Çıkarmayacak mısın?" diyerek bir adım daha attım ona. "Tabiki de hayır yoksa manyak mıyım kızım niye çarşaf giyeyim ilk buluşmamızda." "Haklısın," dedim gülerek. "Ek olarak çığlık maskesi takıyorsun ve maskenin altından sesin çağrı merkezi temsilcisi gibi çıkıyor." Güldü ve gülüşündeki melodik tınıyla daha çok büyülendim. Kendi kendime tokat atıp kendine gel demek istiyordum. Anonim hayalet kılığında bir çarşaf ve maskeyle karşıma çıkmıştı ve ben onun bu halinden bile etkileniyordum. Ona yaklaşmadım ve terasın diğer ucunda durdum. "Bugün ilişkimizi bir adım daha ileri taşıdık portakal kabuğum. Artık sadece yazmayacağım, arayacağım da..." Ağzım şaşkınlıkla açılırken bunların hoşuma gidiyor olması kendime kızmama neden oluyordu. "İnsanlar ilişkiyi nişanlılığa falan taşır bide bize bak." Gülmüştüm. "Bizimki normal bir hikaye olmayacak." Bunu söylediğinde ona arkamı döndüm ve aşağıya baktım. "Mutlu bitmeyecek o zaman," dedim şüpheli bir tavırla. Böylesine belirsiz bir şeyin mutlu sona varmasını bekleyebilir miydim? "Mutluluk ve bitmek kelimelerinin aynı cümlede olmasının rahatsız edici bir tarafı var," dedi. Ona dönmedim ve bir süre sessiz kaldım. Kendimi topladığımda ise konuşmaya yeltendim ve kelimeler ağzımda asılı kaldı. "Bitmesi-" Gitmişti. "Bitmesinden korkuyorum," diye tamamladım kendimi. Ama o an bile bunu duyamadan bitmişti, gitmişti. *** Gittiğini bile görmemiştim ve düşününce dediğim son şeyi duymaması iyi olmuştu. Bir süre geçtikten sonra Mert yanıma gelmişti. "Seni merak ettim Cemre, nasıl oldun?" "İyiyim ben de aşağı geliyordum." Birlikte aşağı inerken tekrar konuştu. "Yanında biri daha vardı ben çıkarken, çığlık maskeli korkunç biri..." Evet korkunç biri... "Tanımıyordum," diye geveledim ağzımda kelimeleri. "Gerçek bir hayalet olduğunu düşünsene." Gülmüştü. Evet dedim içimden. Keşke gerçek bir hayalet olsaydı da saçma sapan bi anonim olmasaydı. "Parti çok güzel, sen mi ayarladın her şeyi." Konuyu dağıtmaya çalışıyordum. "Sayılır, bu konularda iyiyimdir." Duygu'ya doğru yönelirken son kez ona döndüm. "Mütevazi de değilsin." "Ooo Mert hooop gelsene kanka!" Bağıran sese döndüğümüzde Duygu ve Kaan'ın beni beklemeden yanımıza geldiklerini ve bağıranın Kaan olduğunu gördüm. "Kanka her şey müko." Mert sırıttı. "Gerçek joker sen misin be kardeşim, çok iyi olmuş kostüm boyalar falan." "Gerçek Joker benim," derken Duygu'nun elini tuttu. "Joker'i joker yapan gerçek Harley Quinn'imle birlikteyim." "Ne?" dedim şaşkınlıkla. Duygu muzip muzip sırıtıyordu. "Kanka biz manita olduk yanlışlıkla." Bu gece daha ne kadar şaşırabilirdim acaba. "Kızım yanlışlıkla ne demek? Nasıl oldunuz?" "Şaka şaka," dedi Kaan. "Daha tavlayamadım." Duygu'da o sırada elini bırakmıştı ama garip bir şekilde başından beri shipliyordum zaten onları. "Duygu'nun bunu ilk en yakın kankasına anlatmaması hata olur," dedim sinirlenmiş gibi yaparak. "Siz de uyumlusunuz he bu gece." Kaan bunu dediğinde üstüme alınmadım ve tabiri caizse salyalarım akarken boşluğa bakmaya devam ettim. Sonra sessizlik olunca kafamı onlara çevirdim ve Mert'te dahil hepsinin bana baktığını gördüm. 'Siz de' dediği şeyin Mert ve bana ithafen olması gözlerimi kocaman açmama sebep olmuştu. "Kaan sen istiyorsun ki bu cadılar bayramı partisini, ileriki nesiller dehşet gecesi olarak hatırlasın." Göz devirerek konuşmuştum. "Bu kadar kötü müydü dediği şey?" Mert çapkın gülüşü ona eşlik ederken bana bakıyordu. Gözlerimi kaçırarak cevap vermemeyi yeğledim. "Hadi millet! Korku treni kalkıyor!" Hep beraber bağıran sese döndük. Sınıftan kobra Hande'ydi ve engerek Selen'de ona eşlik ediyordu. "Hadi herkes lunaparka." "Ne diyo ya bu mallar?" dedim kendimi tutamayarak. "Partinin finalinden haberiniz yok mu?" Mert bunu sorarken şaşırmıştı. "Hayır yok, ne finali," diye karşılık verdi Duygu. Kaan, Duygu'nun koluna girerken bizi aydınlattı. "Hep birlikte bu gece, bu kostümlerle lunapark basacağız! Korku treni seansı ayarladım bizim için. Tren bizi korku evine götürecek." Kaan heyecanla anlatırken sadece göz deviriyordum. Kollarımı kavuşturarak konuştum. "Arkadaşlar halloween falan dedik eyvallah, eğlenelim biraz nolcak dedik eyvallah ama bu kadarı fazla değil mi? Amerikada yaşamıyoruz, hello motherfucker burası Türkiye. Bizi bu kostümlerle haşlayacak bi topluluk var dışarıda. Aforoz ediliriz Allah çarpsın." Beni ciddiye almadan gülmeye başladıklarında en yakın arkadaşımında onlara katılmış olması canımı sıkmıştı. Onlarla birlikte arabaya yönelirken telefonumun titremesi adımlarımı yavaşlatarak arkada kalmama neden oldu. Anonim: hayırdır bu Mert g*vşeğinin sana bakışları? Cemre: hayırdır senin bu bozuk ağzın Anonim: sansürleyince ciddi durmadı bir yandan da beni görmeden beyefendiliğim zedelensin istemiyorum Anonim: küfür edip etmemek arasında kalıyorum hoş bi araf değil Cemre: arafta kalan biraz da sen ol, empati yeteneğin gelişir Anonim: gidecek misin lunaparka? Cemre: gidicem Anonim: of be kızım, evine gitsen artık ben de rahat rahat uyusam Anonim: mecbur ben de gelicem parka, seni it kopuk arasında bırakamam Cemre: az önce uykuyla aramda mı kaldın? Bana mı öyle geldi? Anonim: uykumun önüne geçen kimse olmamıştı, sonra sen geldin ve adeta 'merhabalar aq' diyerek uykularımı böldün Anonim: ileride kollarımda uyu diye şimdi uykumdan taviz veriyorum güzelim Anonim: zamanı gelince bu borcu ödersin :) Cemre: borç falan yok, yat zıbar başımın çaresine bakarım ben Anonim: hop dayı neye kızdın ya Kaan'ın ritimli bir şekilde kornaya basmasıyla kafamı telefondan kaldırdım ve koşarak arabaya yöneldim. Gece, kâbustan uyanmaya çalışıp başka bir kâbusa uyanmak gibiydi. BİTMİYORDU.