Saye
‘’Yeter artık gözlerin kıpkırmızı oldu.’’
Nisa burnunu çekip yatağına gömüldü. ‘’Ben evlenmek istemiyorum.’’
‘’Daha kim olduğunu bile bilmiyorsun.’’
Sözlerimle yataktan doğruldu. Bana öfke dolu mavi gözleri ile baktı. ‘’Benim fikrimi bile sormadı! Kimle evlenmek üzere olduğumu bile bilmiyorum!’’
‘’Biliyorum ama…’’
‘’Anlamıyorsun Saye! Ben aşık olduğum adamla evlenmek istiyorum. Babamın kararı ile değil!’’
İhsan Engindağ birilerine fikrini sormazdı. Karar verir ve tüm aileden uygulamasını isterdi. Ona kafa tutmaya cesaret eden tek adam babamdı.
On sene önce hain bir pusuda öldükten sonra amcam ailenin başına geçmişti. O günden sonra kalbi daha da taşlaşmış, az da olsa var olan duygularını öldürmüştü.
Konu kendi kızı bile olsa, kararı neyse değişmezdi.
Nisa’nın aşk evliliği yapmasına izin vermeyecekti. Halama izin vermişti. Babamın da ısrarıyla, bu alemde güç için değil sevgi için kız kardeşinin evliliğini onaylamıştı.
Babamın cenazesi beş ay sonra kaldırılmıştı.
Hayatı boyunca bu karardan pişman olacağına emindim.
Bazen ben bile Leyla halama olan bakışlarında bunu görebiliyordum. Halam tam da bu sebepten kendinde gezmiyordu. Hem kardeşini hem de kocasını bir günde kaybetmiş, ailenin kara koyunu ilan edilmişti.
Nisa dizlerine sarılıp ağlarken ‘’Belki iyi biridir,’’ dedim.
‘’İyi mi? Saye, halamın haplarından mı içtin sen?’’
‘’Saçmalama.’’
‘’Asıl sen saçmalama! Bana babamla görüşen iyi birini söylesene!’’
Ağzım açılsa da cevap veremedim. Amcamın politik güç oyunları ve kara para işlerini halleden isimler belliydi. Hiçbiri de Nisa için sevecen bir koca olmazdı.
Ben aşka inancımı beş yıl önce kaybetmiştim. Elim gayri ihtiyari saçımdaki kurdeleye gitti. Rengi solmuş olsa da hala saçımdaki örgüde yerini koruyordu.
Ancak Nisa farklıydı. Hala sevebileceği, onu da seven bir adam arıyordu.
Kalbim acıdı. Kuzenimin hayatını yaşamasını dilerken onu erkenden bir kafese hapsedeceklerini anladım. Sararıp solacak, ondan geriye yaşayan bir ölü kalacaktı.
Yine de bunu dile getirmedim.
Odanın kapısı açıldı.
‘’Hala yatıyor musun? Çabuk kal ve alışverişe git! Akşama ne giyeceksin? Aman Allahım Nisa kime diyorum!’’
Semra Yenge bağırarak odada fırtına estirirken Nisa annesini duymazdan gelip yatağa gömüldü.
‘’Saye şu deli kızı kaldır ve evden götür. Neredeyse İhsan gelecek.’’
Duyduklarım ile ciddileştim. Amcam eve geldiğinde hala evde olursak işler karışırdı. Zaten çoktan öğleni geçmişti, Nisa’nın kendini acıma seansı da bitecek gibi değildi.
Yengem yorganı asılıp Nisa’yı açıkta bıraktı.
Nisa ‘’Evlenmeyeceğim! Öldürün beni daha iyi!’’ diye haykırdı.
Semra Yenge, annesi olarak kızını teselli edecek diye beklemedim. Nisa’nın aksine o güçlü bir kadındı. Kendi evliliği de bir anlaşma ve güç dengesinin eseriydi.
Ağlayan ve inkar eden biri olsaydı, bugün ayakta olamazdı.
Eğilip Nisa’nın yüzüne bastırdığı yastığı aldı. Ardından siyah gözlerini kızına dikti.
‘’Ya kıçını o yataktan kaldırır ve akşam için bir elbise almaya gidersin ya da okulunun kalan dönemine veda eder ve katılmak istediğin yarışmalara olan tüm başvurularını iptal edersin.’’
Nisa’nın nefesi kesilirken ‘’Yapamazsın,’’ dedi.
‘’Beni dene ve ne olacak gör.’’
Nisa alt dudağı titrerken ‘’Anne istemiyorum,’’ dedi.
‘’İsteklerin umurumda değil küçük bir kız gibi zırlayacağına, elinden geleni yap.’’
Ardından odadan çıkmak için kapıya ilerledi. ‘’Yirmi dakika içinde odadan çıkmış ol.’’
‘’Anne!’’
‘’Bilirsin ben tehdit etmem…’’
‘’Yaparsın biliyorum.’’
‘’Güzel şimdi hazırlan.’’
Kapıyı arkasından çektiğinde Nisa’nın gözlerinde umutsuzluk ve gözyaşı vardı.
***
Girdiğimiz üçüncü mağazadan sonra sinirlerim bozulmaya başlamıştı. Nisa ailenin en zayıf halkası olarak sert anne, babası ya da abisine benzemiyordu. Onun kalbinde hala yaralanmamış yumuşak bir yer vardı.
Bu yüzden kimse ona tam olarak kızamıyordu.
Annesinin elinden geleni yap tavsiyesini çok farklı algılamıştı. Bu yüzden her elbiseye bahane buluyordu.
‘’Kesinlikle yaka tipi bana uygun değil, yuvarlak olsa daha iyi.’’
Satış görevlisinin yüzündeki zoraki gülümseme titredi. ‘’Demin de kare yaka istemiştiniz.’’
‘’Fikrimi değiştirdim. Sen ne diyorsun Saye?’’
Herkes bana bakınca gözlerimi devirmemek için zor durdum. ‘’Bu da güzel.’’
Nisa homurdandı. ‘’Moda ve sen iki zıt kutupsunuz.’’
İnkar etmedim. Satış görevlisi su yeşili, yuvarlak yakası olan bir elbise ile Nisa’ya yaklaşırken geriye doğru bir adım attım.
Nisa elbiseyi görünce resmen cırladı. ‘’Ah yeşil bana asla gitmez, hele de bu ton. Kasıtlı mı en kötü tercihleri yapıyorsunuz?’’
Daha fazla dayanamadım. Korumalardan birine yaklaşıp ‘’Hemen döneceğim,’’ dedim.
‘’Biri size eşlik etsin.’’
‘’Gerek yok, lavaboya gitmem lazım.’’
Başını eğip bahanemi kabul etti.
Kadınsal ihtiyaçlar dışında bu adamları ikna etmenin yolunun olmadığını kısa sürede çözmüştüm. Sanki işeyen tek canlılar bizdik de kendileri bunu yapmıyordu.
Küçük mucizeler için şükrederken lavabo yönüne ilerleyip son anda terasa çıktım. Biraz daha Nisa ve saçmalıklarına maruz kalırsam patlayacaktım.
‘’Ne bekliyordu ki elbette babası kocası olacak adamı seçecekti.’’
Korkuluklara dayanıp ciğerlerime derin bir nefes çektim.
‘’Kim olduğu kimin umurunda ki zaten ona sadık kalmayacak.’’
Parmaklarım soğuk demiri sararken gözlerimi kapattım. Rüzgar sert esiyordu. Yine de özgür hissettiriyordu.
Öfkemin neye olduğuna emin değildim. Nisa'ya mı yoksa onun sahip olduklarına hiçbir zaman sahip olamayacak olmama mı?
Yoksa istediğim her şeyin elinden alınmış olmasına mı?
‘’Eli yüzü düzgün bir adam olsa yeter işte. Kırış kırış, kart bir adamla evlenmeye zorlanmıyor ya.’’
Öfke ile söylenirken sesim yüksek çıksa da aldırmadım. Geri dönmem için dakikalar vardı. İçimdeki her şeyi kusmak istedim.
‘’Ya benim gibi olsaydı?’’
İç çekip arkamı dönünce rüzgarla saçlarım savruldu. Görüşüm kapanırken bocaladım. Ayağımdaki on beş santimlik topuklular ile sendeledim.
Kahretsin. Düşeceğim!
Belime dolanan kolla birlikte düşmekten kurtuldum. Saçlarımı hırsla yüzümden çekerken beni dik tutup kendisine doğru bastıran adam konuştu.
‘’İyi misin?’’
Kafamı geri yatırıp beni yakalayan adama baktım. Bugüne kadar gördüğüm en koyu yeşil gözlere sahipti. Eminim uzaktan gören biri siyah olduklarını düşünürdü.
Adam belimdeki elini sıkınca gözlerimi kırpıştırıp kollarına tutundum. ‘’İyiyim, teşekkürler.’’
Keskin çene çizgisine inat, yumuşak ve dolgun görünen dudakları vardı. Hafif kavisli burnu ve ciddi bir ifadesi vardı. Sanki her an biriyle kavga edecekmiş gibi duruyordu.
Sol eliyle beni belimden yakalamıştı, sağ elinde hala yanan bir sigara vardı.
Hareket edince topuğumun kırıldığını anladım. Geri çekilen ellerim yeniden güçlü ve sert olduğu belli olan kollarına tutundu.
Adam kesinlikle kaslı ve uzun boyluydu. Atletik bir vücudu ve her nasıl olduysa ona sevimlilik yerine sertlik katan dalgalı siyah saçları vardı. Sebebi büyük olasılıkla uzun ve gür sakalıydı.
‘’Topuğum kırılmış.’’
Ben ellerimi kollarından çekmediğimden, o da beni tutmaya devam ediyordu. Sağ elindeki sigarayı dudaklarına götürüp derin bir nefes çekti. Ardından yanına doğru üfledi.
Öyle rahat bir tavrı vardı ki, gören bütün gün beni o halde tutup sigara içebileceğini sanırdı.
‘’Ya benim gibi olsaydı dediğin bu muydu?’’
Ayakkabımın topuğu tam olarak beni idare edebilir mi diye kontrol ederken ona şaşkınlıkla baktım. ‘’Efendim?’’
‘’Deminki tiradını diyorum. Artık her kim senin gibi sevimli Barbie’yi sinirlendirdiyse.’’
Açık sarı saçlarım, mavi gözlerim ve yuvarlık yüzümle Barbie bebeklere benzediğimi biliyordum. Güzelliğimi annemden almıştım. Yine de yabancı bir adamın bana bunu demesinden hoşlandığım söylenemezdi.
Homurdanıp ayakkabımı çıkardım. Tek ayağımın üzerinde dengede durmaya çalışırken beni bırakmadı. Bende onu itmedim.
Sabah yağmur yağdığından yerler ıslaktı. Kim bilir terasın zemininde ne pislikler vardı. Çıplak ayağımı yere koyma fikri bile beni iğrendiriyordu.
‘’Ken olmadığı kesin, babası onu evlendirmezdi.’’
Burnumdan soluyup ayakkabımın topuğuna baktım. Resmen yerinden sökülmüş, sağa doğru sarkıyordu.
Düşünmeden ‘’Sen Ken hakkında ne bilirsin ki?’’ dedim.
Sigarasından yeni bir nefes çekip yüzüme üfledi. ‘’Neden Ken’e benzemiyor muyum?’’
Ağır tütün kokusuyla öksürmeyi beklesem de nane ve mentol karışımı kokuyu alınca duraksadım. Yine de yüzüme duman üflemesi saygısızcaydı.
Tek kaşımı kaldırıp ‘’Daha çok Kabasakal'a benziyorsun,’’ diye laf soktum.
Yeşil gözleri bana eğlenceyi andıran bir parıltı ile baktı. Buna rağmen mimikleri hala kavgacı bir ifadeye sahipti.
Topuğu koparıp ayakkabımı yeniden giydim. Topallamak, çıplak ayakla dolaşmaktan daha iyiydi. Hem Nisa’nın olduğu mağazaya kadar idare edebilirdim.
Adamın belimdeki kolunu tutup ittim. Bana aldırmadan tutuşunu korudu. Yeni bir nefes çekip yüzüme üflerken ‘’Senin Safinaz’a benzer halin yok,’’ dedi.
Gözlerimi kısıp ona baktım. ‘’Müthiş gözlem yeteneği, şimdi beni bırakır mısın?’’
‘’Safinaz gibi uzun olmadığın kesin, baksana o topuklularla kafan anca göğsüme geliyor.’’ Başını eğip saçıma bakarken neye odaklandığını biliyordum. ‘’Gerçi dilin uzun ve sivri o kesin.’’
Sigarasından son bir nefes çekip yere attı. Ardından ayağı ile izmariti ezdi.
‘’Senin de kaba olan tek yanın sakalın değil belli ki.’’
Laf sokmama aldırmadı. Aslında benim yüzüm duygularımı ele verirken o okunmayan taş duvar gibiydi.
Uzun parmakları saçımın sol yanındaki örgüye uzanınca panikledim. Neye dokunmak üzere olduğunu biliyordum.
‘’Hiç yeni kurdelen kalmadı mı Barbie? Bu oldukça eskimiş.’’
Parmak uçları saçımı sıyırınca dayanamadım. Kimsenin kurdeleme, onun verdiği kurdeleye dokunmasına izin veremezdim. Hele de yabancı bir erkeğin.
Ellerimi adamın göğsüne koyup onu hızla ittim. Benden böyle bir hamle beklemiyor olacak ki geriledi.
Belimdeki kolundan kurtulup hızla kapıya doğru koştum.
Ayağımdan çıkan ayakkabımda, yere basmam da umurumda değildi.
Kimse kurdeleme dokunamazdı.
***
Korumaları harekete geçiren kirlenmiş ayağım, bükülen bileğim ya da karmaşa halindeki saçlarım mıydı?
Emin değilim.
Büyük olasılıkla lavaboda saldırıya falan uğradığımı düşünmüşlerdi.
Onları ikna etmeye çalışmadım, ben doğruyu söylesem bile gidip kadınlar tuvaletini basacak, olası bir tehlike arayacaklardı. O yüzden susup Nisa’nın elbiselerini denediği kabinin önündeki koltuğa oturdum.
Lila rengi bir elbisenin şifon kumaşı hakkında söylenerek kabinden çıktığında beni gördü.
‘’Saye! Ne oldu sana?’’
Acınası halimin yarattığı fırsatı değerlendirmeye karar verip iç çektim.
Nisa benim için telaşlanıp son üç saattir seçemediği elbisesini beş dakika da seçip ayakkabıları ile kombinledi. Benim için de yeni bir çift babet aldı. Ardından hızla eve döndük.