4. MAĞAZA KABİNİ

1939 Words
İnip kaputu açtım ama tabiki hiçbirşey anlamadım. Pes etmiş bir şekilde internetten tamirci ve çekici numaraları ararken otelin kapısında sağlam bahşiş bıraktığım çocuk geldi. Bahşişin faydaları işte.. Hemen yardımcı olup bakındı motora ama pek birşey bulamadı o da. Tanıdığı bir ustayı aradı ve çekici yolladılar. Arabama bindim ve direksiyona kafamı yaslayıp şansıma küfrettim. Ustaya ulaştığımızda ise daha da sert küfürler ettim. “Ya akşama ya yarına anca hallolur abla” dedi ellili yaşlarında koca göbekli adam. “Uzun yola çıkacağım, acelem de var. Daha erken halledemez misiniz?” “Malzeme bekleyeceğiz abla, gelse hemen yaparız” “Yandakilerden falan ödünç alsan?” Koca sanayi illa yardımlaşıyorlardır! “Onlarda da yokki abla” “Bak abi yarın akşam İstanbul’da olmazsam babam beni öldürür! Ne yap et erken bitir” “Arar biraz daha sıkıştırırım malzemeciyi ama elimden başka şey gelmez” Adamı biraz daha darladım ama bir işe yaramadı. Kısa bir şortun hiç uymayacağı sanayiden hızlı adımlarla çıkıp taksiye bindim ve merkeze indim. Çarşıda kahvaltı yapabileceğim bir yere oturdum ve babamı aradım. Olanları anlattığımda yıllık bakımını yaptırmayı ihmal ettiğim için biraz kızdı ama sonunda çaresizce sustu. Kahvaltım bittikten sonra valizimi de ardımdan sürükleyerek kalktım masadan. İçeri girdiğimden beri beni göz hapsine alan adamda peşimden geldi. Ben içimden küfürler savurup bağırmayı planlarken valizim kapı eşiğine takıldı ve bende aptal gibi valize takılıp dengemi kaybettim. Adam önce kolumdan tuttu sonra da sırtıma elini koyup düşmemi engelledi. Kısa biran kucağında kaldım ve gözlerimiz buluştu. Gördüğüm en açık mavi renkli gözler olabilirdi. Gülümseyerek bakarken o mavilikler tüm yüzümü taradı. “İyi misin?” dediğinde doğruldum, “Teşekkür ederim” dedim ve kollarından sıyrıldım. Valizimi kapının eşiğinden kaldırıp diğer tarafa geçirip bana uzattı tekrar. “Teşekkür ederim” dedim tekrar. “Rica ederim” dedi ve valizi alıp ilerledim. Birkaç adım atmıştım ki adam tekrar önümü kesti. “Sana mı ait?” diyerek elini kaldırdı. Parmaklarının arasında annemin bilekliği sallanıyordu. “Evet! Annemin! Yani benim” dedim ve aldım elinden. “Az önce düşmüş olmalı” “Çok teşekkür ederim. Kaybolsa çok üzülürdüm” “Çok fazla teşekkür ediyorsun” dedi gülerek. Bilekliği takmaya çalışırken elime sarıldı. “Bırak ben halledeyim” dedi. Bilekliği ona bıraktım ve kolaylıkla taktı. Bileğimi çevirip duruşuna baktı. “Çok güzel” “Öyle ve çok kıymetli” Annemin olduğu için… Elini uzatıp, “Zeyd” dedi. Bu kadar kıymetli bir şeyi bulan adamın elini geri çevirmek istemeyip tuttum elini. “Nefes” “Berat’ın düğününe gelmiştin değil mi?” “Evet, Afşar’ın arkadaşıyım” “İstanbuldan mı?” “Evet” “Buralardan olmadığın belli” dedi baştan aşağı süzerek. Birkaç dakika ayaküstü sohbet ettikten sonra yoluma devam ettim. Akşama kadar oyalanıp çarşıdaki dükkanları gezdim. Büyük bir abiye mağazasının vitrininde bir elbise beğendim. Yakında bir kuzenimin düğünü olduğundan girip denemeye karar verdim. Uygun olacağını düşündüğüm bedeni alıp geniş kabine girdim. Koltuk altındaki fermuarını zorlanarak çekince bir beden büyüğünü almam gerektiğinden emin oldum. Göğüslerim patlayacak gibi baskı altındaydı ve nefes almakta zorlanıyordum. İki beden bile olabilir hatta diye düşünüp bakınırken perde açıldı ve Atahan girdi içeri. “Nefes!” “Atahan?” Ardındaki perdeyi kapatıp arkama yaslandı. Aynadaki yansımadan süzdü ve beğenmiş gibi dudakları yukarı kıvrıldı. “Ne işin var burada?” dediğimde başını kaldırdı ve yansımadan göz göze geldik yine. Arkamdaki baskısı arttıkça aynaya yaklaşmaya başladım. “Zeydle ne işin vardı Nefes?” dediğinde dizlerim soğuk aynaya yapışmıştı. Nefesi çıplak boynuma çarparken aklım karıştı. “Zeyd mi?” “Evet, Zeyd!” dedi ve boynumu usulca öptü. “Sadece…” Belime sarıldı ve elbise yeterince sıkmıyormuş gibi daha da sıktı belimi. Dudakları ne kadar kibarsa elleri o kadar kabaydı. Elleri adeta mandal gibiydi kıstırıyordu karnımı. “Yardım etti” derken kalçama yaslandı ve kasıklarıyla ayna arasında ezildim. “Beline sarılıp, bileğini sararak mı!” dediğinde şaşırdım. Belimdeki elleri yukarı tırmanırken “Sen nereden biliyorsun bunları Atahan?” dedim ve kendimi ona doğru bastırdım. “Ben görürüm Nefes. Herşeyi herkesi görürüm!” dedi ve göğüslerimi avuçladı. “Ve gördüklerimden hiç hoşlanmadım” “O yüzden mi geldin buraya?” dediğimde boynumu boydan boya yalayarak kulağım ardına ulaştı. “Seni özlediğim için geldim” dedi ve kalçamdaki sertliği belirginleşti. Eteği yukarı sıyırınca ellerini tuttum, “Atahan mağaza kabininde olduğumuzun farkında mısın?” “Evet” dedi ve ellerimin baskısına rağmen iç çamaşırımı aşağı çekiştirdi. “Atahan dur! Biri gelecek şimdi” dedim bir gözüm aynada. “Kimse gelmez Nefes, gelemez” Başını kaldırıp aynadan baktı, “Herkesi gönderdim. Rahatça inleyebilmen için” dedi şehvetle ve beni kendine çevirdi. Kimse yoksa eğer… Boynuma eğildiğinde bende sırtına sarıldım. “Diz çök o zaman” dedim dilinin boynumdaki gezinişinden keyif alarak. Cümlem bitince duraksadı. Anlamadığını tahmin ettiğimde tekrarladım. “Diz çök Atahan!” dedim. Başını kaldırdı ve kaşlarını çatarak baktı. Omuzlarının üzerine bastırdım ve aşağı doğru ittim. “Diz çök aslan parçam” dedim. Anlam veremese de itaat etti ve diz çöktü. Yarısına kadar iteklediği iç çamaşırımı tamamen indirip çıkardım ve kısa elbiseyi belime kadar çekiştirip bacaklarımı araladım. Başını ellerimin arasına alıp bacak arama ittim. “Nefes!” dedi itiraz eder gibi ve ellerime direndi. “Hadi Atahan!” dedim ve tekrar ittim. Hala çekiniyordu ve isteksiz gibiydi. “Ben yapmadım, yapmam” dedi sertçe. “O zaman dudaklarının bekaretini ben bozmuş olacağım bebeğim” derken tekrar itekledim. Bacaklarımın hemen arasında durup kararsızca bakındı. Nefesi çarpıyordu serin serin. Cesaret etmesini bekledim bir süre. Çekinerek yakınlaşarak öptü önce, sonra baldırlarımı sardı. Bacaklarımı iyice araladım ve kalçamı öne doğru çıkardım. Avuç içlerimi aynaya yasladım ve Atahan’ı izledim. Kabine girdikten sadece birkaç dakika sonra onun için ıslanmaya başlamıştım zaten. Kadınlığım en gerisine kadar gitti ve dilini hissettim. Ağır ağır yalayarak geldi en öne kadar. “Ahh… “Aynen böyle, devam et Atahan!” Birkaç kez dili dudaklarımı yaladı. Bundan keyif aldığını hissettiğim mırıltılar çıkarmaya başladığında bende rahatladım. Başını biraz eğip dudaklarını emmeye başladı. “İlkin için çok iyisin bitanem” En önde sızlamaya başlayan o küçücük noktayı bulup dudakları arasına alıp emince yüksek sesle inledim. Omuzuna sarılıp gömleğinin dahi üzerinden hissedeceği şekilde tırnaklarımı geçirdim. Ben inledikçe baldırlarımı saran parmakları birbirinden ayrılıp sertçe baskı yapmaya başladı. Dilini içime doğru ittiğinde dizlerimin bağı çözüldü. Tekrar aynaya yaslandım. Dilinin değdiği yer ferahlatırken nefesimi kesti. Çekingen başlayan dil darbeleri hızlanmaya başladı. Vajinamın duvarlarını keşfederken dişim dudaklarımı kanatacak kadar baskı yapıyordu. İnlemelerim yükselip müzik sesini bastırdı. Başını hırsla bastırıyordu bacaklarımın arasına, kolları daha da güçlendi ve sonunda ayaklarım yerde kesildi. “Çok iyisin bitanem! Dilinde sikin kadar iyi!” Sızlayan yeri tekrar bulduğu anda tiz bir çığlık attım. Ciğerlerime oksijne dolmuyordu artık. Nabzım hızlanırken nefeslerim sıklaştı. Emmeye devam ederken bacağımdaki elini çekti ve dudaklarının hemen altından onu da içime soktu. Aslında hiç gerek yoktu! Saniyeler içinde kalbim patlayacak gibi göğüs kafesimi parçaladı Bildiğim bilmediğim her kasım yanarak kasıldı. Gözümü tavana diktim ve uçurumdan yuvarlandım. Hafiflemeye başladım hemen. Tüm sızı azalarak yok oldu. Atahan birkaç kez emdikten sonra yine yaladı. Bacağımın içini öptükten sonra doğrulup beklentiyle baktı yüzüme, sıkıca sarıldım önce. Elimi yanağına koyup kendime çektim ve sırılsıklam olmuş dudaklarını öptüm. “Çok iyiydin aslanım! Yine çok iyiydin!” Atahan özgüveninin altında büyük sabısızlıkla bekliyordu. “Sıra bende” dedim. Aynaya dayanıp aşağı doğru kaydım. Dizlerimi yere koyduğumda Atahan’ın pantolonu zorlayan kabarıklığıyla aynı hizaya gelmiştim. Kemerini gevşetip pantolonunun fermuarını açtım ve o kabarıklık serbest kalarak daha da büyüdü. Pantolonu aşağı indirdim ve ayaklarının üzerine düştü Boxerının ucundaki ıslaklık keyiflendirdi. Bel lastiğini gevşetip penisini çıkardım ve boxerı da pantolonun ardından gönderdim aşağı. Artık içimi darmaduman edenle karşı karşıyaydık. Heybeti korkutucu ama azdırıcıydı. Avuç içimi yalayıp elimle kavradım. Atahan’ın sessiz inlemesini duydum. Biraz daha sıktım ve aşağı yukarı kaymaya başladı elim aletinde. “Nefes! Senin oyunlarını sikiyim Nefes!” Aşağı doğru eğdim ve yanağıma değdirdim. Dudaklarım ucuna değdiği anda Atahan tekrar inledi. Saçlarımı eline doladı ve bastırmaya çalıştı. Ucunu yalayıp geri çekildim. Onun benim tadına bakarken çıkardığı sesler gibi sesler çıkardım uzun uzun. Diğer eliyle aynaya bir yumruk attı. “Hadi Nefes! Hadi” dedi sabırsızca. İtaat edip dudaklarımı araladım ve ağzıma aldım. Dilimin üzerinde kayarken Atahan sanki ağzım değilmişcesine sertçe iteklemeye çalıştı. Dişlerimi değdirdiğim anda durdu. “Nefes!” diye sertçe bağırdı. Sadece adımı farklı şekillerde tonlayarak konuşabiliyordu bu adam. O durunca ben kontrolü ele aldım. İstediği gibi tamamını ağzıma alamazdım. Denedim ama yarısını biraz geçtikten sonra gırtlağımı zorluyordu ve öğürmeme sebep oluyordu. Ağzımda kaldığı birkaç saniye dahi çene kaslarım kasılıp, ağrımıştı. Çıkarır çıkarmaz huysuzca mırıldandı. Yukarıya kaldırıp en dibinden başlayarak yalayınca huysuzluğundan eser kalmadı. Tekrar ucuna geldim ve ağzıma aldım. Arkasını elimle destekledikden sonra dilimin üzerinde kaydırmaya başladım. Başımı ellerinin arasına alıp tıpkı kalçama yaptığı gibi kendine ritimle çekmeye başladı. Boğazımı zorladıkça midem havalandı. Erkenden gelmesi gerekiyordu yoksa daha fazla dayanamazdım. Daha güçlü emip hızlandım. Dudaklarım sıkıca sardı tamamını. Arkasını saran parmaklarıma diğer parmaklarımıda ekledim, en az dudaklarım kadar sertçe sıktım. Avuçlarım dahi sırılsıklam olmuştu. Dakikalar sonra Atahan’ın sonra yaklaştığını hissettim. Nefes sıklığı hızlanmaya başladı, başımı daha sertçe tuttu. Boşalacağı anda birden çıktı içimden ve aletini aşağı eğdi. Göğüslerimin arasına doğru aktı sıvısı. Bunu düşünmesi işimi epey kolaylaştırdı, yoksa gerçekten kusabilirdim. Rahatladıktan sonra başını aynaya yasladı. “Elbise mahvoldu” derken doğruldum ve aynayla arasına girdim. “Asıl ben mahvoldum Nefes!” dediğinde güldüm. Beline sarıldım, boynuna yaslandım ve beraber soluklandık. Biraz olsun nefesi normale döner dönmez, “Zeyd’den uzak dur!” dedi “Atahan ben gidiyorum zaten” “Arabanı otelde bekle o zaman” “Sen arabamı nereden biliyorsun?” Zeyd’i bildiği yerden biliyordu. “Yine oda ücretini sen ödemeyeceksen beklerim” dedim gülerek. “Ben ödeme yapmadım Nefes” dedi ve boynumdan öptü. “Ama resepsiyondaki…” “Otel benim” dediğinde duraksadım. Ne diyebilirdim ki! İyiymiş! Geri çekildi ve toparlandık ikimizde. Perdeyi açtığında gün ışığı rahatsız etti. Az ilerideki masanın üzerinden ıslak mendil paketini alıp geldi. Ben elinden alacakken paketi geri çekti. İçinden mendilleri çıkarıp göğsümdeki ıslaklığını kendisi sildi. Bu hareketin beni bu kadar etkilemesi normal mi! “Elbise için çok geç. Güzel değilmiş zaten” “Ne! Gerçekten mi?” dedim ve arkamı dönüp baktım aynaya. Bence çok güzeldi. İnce kırmızı taş işlemeleri, eteğin altından salınan incecik tül kumaş parçası, ön tarafındaki iki mini yırtmaç, kalçamı sarışı… “Ama ben beğenmiştim” “Bu anca yatakta giyilir Nefes” dedi arkamdan yanaşıp. “Sadece yatakta çok güzel olur” Kıyafet konusunda takıntılıydı kesinlikle! Sonuçta yerini başka hayal etsekde güzel bulmuştu. “Yani yakışmış?” “Yakışmış” “Tamam” dedim elbiseye bakınarak. “Alacak mısın?” “Evet” “Nerede giyeceksin?” “Kuzenimin düğününde” “Onca adamın arasında?” dediğinde garipsedim. “Haliyle…” “Bakanlar ne hayal edecek biliyor musun?” “Ne hayal edecek?” “Benim sana gece yaptığım herşeyi” dedi ve tekrar sarıldı. “Bence o kadarını hayal edemezler” dedim gülerek ama aynı duyguda değildik kesinlikle. Elbisenin eteğini tutup çekiştirmeye başladı ve yırtmacı yukarıya zorladı ve yırtıldı. “Atahan ne yapıyorsun!” dedim ve etrafımı saran kollarını ittim. “Elimden kaydı” dedi dalga geçer gibi gülerek. “Of!” Taşları yerlere savrulmuştu hep. “Ama bunu almayacaktım ki! Mahvoldu şimdi!” “Alacağım dedin!” “Bu bedenini değil! Boşu boşuna bir elbise heba oldu!” Reyonların arasına göz gezdirmeye başlayınca elbisenin diğer bedenlerini aradığını anladım. “Hey! Bana bak” “Ne oldu ateş parçası?” dedi sakin gibi görünmeye çalışan gizli öfkesiyle “Sen beni mi kıskanıyorsun?” dediğimde alay eder gibi güldü. “Neden kıskanayım ki?” “Bence de kıskanma Atahan. Aynı şehirde son bir kaç saatimiz. Bir daha karşılaşmayız bile belki” dediğimde sinirleri bozulmuş gibi surat ifadesi değişti. Ona doğru bir adım attım ama geri çekildi. Ceketinin cebinden bir tomar para çıkarıp masaya attı. “Mahvolan elbise ve diğer bedeni için. Hoşçakal hediyem olsun” dedi ve trip atar gibi gitti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD