Serkan belimdeki kolunu sıkılaştırdı ve sağ eliyle, yüzüme gelen saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdı. “Peki” dedi bana bir adım yaklaşarak. “O zaman size bir şey soracağım?” dedi. “Nedir?” dedim yaptığı hareketten hiç etkilenmemişim gibi. Derin bir nefes aldı.
“Seni çok seviyorum, sevgilim olur musun?”
BİRİ KOLUMU ÇİMDİKLESİN!!! Allah'ım, kulaklarım doğru mu duyuyordu?
Serkan bana sevgilim olur musun demişti. Bana! Hem de seni seviyorum demişti! İnanmakta zorlanıyordum.
Dikkatle yüzüme bakıyor ve vereceğim cevabı bekliyordu.
“Şaka mı yapıyorsun?” dedim ve kollarının arasından çıkmaya çalıştım. O kadar çok inanmıyordum ki! Benimle dalga geçtiğini düşünüyordum.
“Hayır, şaka yapmıyorum.” Dedi. Kararsızca yüzüne baktım.
“Seni ilk gördüğüm andan beri, en çok bunu istiyorum. Beni kabul etmeni istiyorum. Benim seni sevdiğim gibi sen de beni sev istiyorum Buket!” Dikkatle yüzüne baktım. Eğer yalan söylüyorsa onu denize atacaktım.
“Yalan söylüyorsan eğer, seni denize atarım! Bu konularda şaka falan kaldıramam!” dedim ve belimdeki kolunu itmeye çalıştım. Sanki sinek dokunuyormuş gibiydi, onu hiç etkilemiyordu gücüm.
“Ne kadar ciddi olduğumu sana nasıl kanıtlayabilirim, bilmiyorum. Ama yemin ederim, seni çok seviyorum.” İçten içe aslında onun da bana karşı hislerinin olmasını istiyordum.
“Birini tanımak bir hafta için çok erken değil mi?” dediğimde güldü ve “Seninle ilgili daha ciddi planlarım var. Evlenmek gibi.” Eliyle yüzüme gelen saçlarımı tekrar yüzümden uzaklaştırdı. “Henüz çok erken diyeceğini biliyorum, bu yüzden sevgilim ol ve beni tanı. Kendin karar ver.” Dedi.
İkimiz hakkında geleceğe dair planlarının olması elbette çok güzeldi, ben de aynı şeyleri istiyordum. Onunla evlenmek ve sonsuza kadar onunla mutlu mesut yaşamak.
“Bir haftada buna nasıl karar verdin?” dedim. Ben aşıktım, duygularımdan çok emindim. Gelecekte de onu yanımda görmek istediğimden emindim. Ama ya bir gün sevgisi biterse? O zaman ne olacaktı? Ona her geçen gün daha da bağlanıyordum.
“Aşk, sana aşık oldum. Kalbim seni seçti. Bu yaşıma kadar bir sürü insan gördüm, ama ilk defa kalbim birini bu kadar çok istiyor. Geceleri en son düşündüğüm kişi sen oldun. Seni her görüşümde kalbim hızlandı, her gece, bir an önce sabah olsa da Buket’i görebilsem diye sabırsızlıkla yeni bir günün başlamasını istedim. Acaba şimdi ne yapıyordur düşünmekten kendimi alıkoyamadım. Keşke şimdi gelse de onu görebilsem, onu duyabilsem dedim. Sesini duyduğum her an dünyadan soyutlandım ve benim dünyamda yalnızca sen kaldın. Bütün dünyam sen oldun bu bir hafta gibi kısa ama bugünün gelmesi için geçen on sekiz yılda. Ben kararımı seni ilk gördüğüm anda verdim: Bu kızla evleneceğim, bu kız benim bugüne kadarki yaşama sebebim. Ömrümün kalan kısmını birlikte geçirmek istediğim tek kişi. Eğer şimdi bu soruyu sormasaydım, hayatım boyunca en büyük pişmanlığı yaşayacağıma eminim.”
Gözlerim dolmuştu. “Seni seviyorum Buket.” Dedi ve gözümden düşen damlayı eliyle sildi. Gözleri dudaklarıma kaymıştı. Tekrar gözlerimin içine baktı, aradığı cevabı bulmuştu. Dudaklarım iki yana kıvrılmaya başlamıştı. Onunda yüzündeki gülümseme genişlemeye başlamıştı.
“Tamam.” Dediğimde tek kaşını kaldırarak bana baktı. Gözleri, ağzımdan çıkacak lafa bakıyordu.
“Seni seviyorum Serkan. Ve hayatımın geri kalanını seninle geçirmek istiyorum.” Dedim. İkimizin de yüzü gülüyordu. Serkan’ın yüzü benim söylediklerimden sonra aydınlanmıştı. Sonra gözleri tekrar dudaklarıma kaydığında, beyaz teni kızarmaya başladı. Yüzü, yüzüme yaklaşırken belimi sıkıca kavradı, yutkunmuştum. Ayaklarımın üstünde yükseldim. Gözlerimi kapattım ve onu öptüm. Hiç pişman değildim. Hayatım boyunca bu anı bekliyordum.
Uzaklaştığında utangaçça gülümsedim. Ateş basmıştı. Serkan halen belimden sıkı sıkı tutuyordu.
“Eve mi gitsek?” dedim. “Ne o, benden hemen mi sıkıldın? Çok mu sıkıcıyım, SEVGİLİM?” dediğinde yüzümde yamuk bir gülüş olmuştu. Heyecandan ellerim titriyor, ağzım yüzüm kayıyordu.
“Yoo.” Dedim mırıldanarak. Elimi Serkan’ın göğsüne koymuştum, iterek uzaklaşmaya çalıştım. Serkan yüzündeki muzır gülümsemeyle bana bakıyordu. Kollarını çekmeye çalıştım, yine olmadı. Yüzüm alev alev yanıyordu. “Yaa, bırak beni” dedim.
“Cık! Kaçacak gibi görünüyorsun. Bırakmam.” dedi. “Ya Serkan!” dedim. Bir an önce eve gidip odama kapanmak ve az önce yaşadıklarımızı düşünmek istiyordum. “Cık. Sihirli sözcüğü söylemiyorsun ama. Kırılıyorum” dedi.
Dudaklarımı ısırmıştım. “Ya” dedim. Serkan beklentiyle yüzüme bakıyordu. “Şey” dedim. Evde anneme ‘Serkan ile evleneceğim ya da müstakbel damadın’ demeye benzemiyordu. “Hmm” dedi. Belime sarılmıştı. Yüzüm göğsüne geliyordu. Hızlıca kokusunu içime çektim. Çok güzel kokuyordu. Buram buram okyanus kokusu geliyordu. Parfümü çok güzeldi. Kedi gibi mayışmıştım.
“Hadi söyle, seni bırakayım.” Dedi. Derin bir nefes aldım, bu an için aslında deli gibi bekliyordum. Serkan’ın sevgilim olmasını çok istiyordum. Şimdi kendimi naza çekmemin alemi yoktu. Ondan uzaklaştım, “Evime gitmek istiyorum” dediğimde Serkan yüzüme bakmıştı. “Sevgilim” dediğimde gözlerinin içi parıldadı. Onun gözlerinin içinde kendimi görmek çok güzeldi. Artık daha rahat bakıyordum gözlerinin içine. “Sen bana sevgilim mi dedin az önce? Ben doğru mu duyuyorum?” dediğinde utanarak koluna vurdum “Ya Serkan!” dedim. “Tamam, tamam. Daha fazla utandırmayacağım seni.” Dedi. Daha çok utanmıştım. “Hadi, eve gidelim” dedi ve kollarını serbest bıraktı.
Arkamı dönmemle koşmam bir oldu. Bir an önce eve gitmek istiyordum. “Bekle beni!” diye bağıran Serkan’a cevap vermedim. Bana yetişmişti, bisikletlerimizin olduğu yere geldik, “Birlikte gidelim” dedi. “Tamam” dedim.
Bisiklete bindim, Serkan da binmiş mi diye göz ucuyla kontrol ettim. Biraz önceki o cesaretimden eser yoktu. İçime kaçmıştı sanki. Yolu kontrol ederek, birlikte bisikleti sürmeye başladık. Hala çok heyecanlıydım. Serkan da bana aşıktı! Bana karşı boş değildi! Yüzümde güller açıyordu. Gülmekten çenem ağrımıştı.
“Çiçekçi neredeydi?” Serkan. Tam ağzımı açıyordum ki, “Çiçeğime çiçek alacağım” dedi. Eriyordum, yanlışlıkla ayağıma çevirmeyi bıraktığım pedal çarptı. Canım acımıştı. AY ÇOK ROMANTİK ALLAH’IM!
“Şurada Sevgilim” dedim ve bisikletimden inerek Serkan’ı bekledim. Serkan ani frene basarak son anda bana çarpmadan durdu. İki acemi aşıktık.
“Hadi, toprak ve saksı alıp gidelim” dedim. Serkan bir şey demeden kendimi çiçekçiye attım hemen. Çiçekçinin zili çalmıştı biz içeri girdiğimiz zaman.
“Hoş geldiniz gençler” dedi Serap abla.
“Hoş bulduk.” Dedik aynı anda. “Buyurun, ne istersiniz?” dedi. “Çiçeklerim için toprak ve saksı almak istiyorum.” Dedim. Başıyla hayhay yaptı ve eliyle yolu göstererek “Şöyle geçin” dedi. İçeride bir sürü çiçek vardı. “Nasıl bir çiçek bakıyordunuz?” dediğinde gözlerim orkideye takılmıştı. Çok güzel görünüyordu. “Mor menekşe” dedim. “Tamam” dedi kadın ve “Siz takılın, ben hemen getiriyorum içeriden.” Dedi ve içeriye gitti.
“Çok güzeller.” Dedim. Serkan da yanıma geldi ve önümde, tam karşımda durdu. “Sen daha güzelsin.” Dedi. Yine aynısını yapıyordu, yüzüm kızarmaya başlamıştı. Elimi sallayarak yüzüme hava gelmesini sağladım. “Alın bakalım gençler" dedi ve Serap abla geldi. Uzattığı toprak poşetini alacağım zaman Serkan benden önce uzandı ve aldı. “Ben taşırım güzelim.” Dedi.
Serap abla bana ima ile baktı ve gülümsedi. Yıllardır buradan çiçek alıyorduk. Annemin yakın arkadaşıydı. “Borcumuz nedir?” diye sordu. Fiyat söylendikten sonra birlikte kasaya doğru gittik. Cebinden cüzdanını çıkartırken Serkan’a engel olmak istedim ama o beni hiç takmadı. Hatta ne ara eline aldığını görmediğim bir kit de vardı. “Ben ödeyeceğim” dedim ama “Sevgilime çiçek alıyorum, karışmaz mısın lütfen?” dedi ve gülümsedi.
Birlikte aldık ve dışarı çıktık. Serkan toprağı bisiklet sepetinin içine koydu. Birlikte eve gitmeye başladık. Evin önüne geldiğimizde ilk inen Serkan oldu. Ben de indim, tam karşımda durdu ve elindeki kiti uzattı.
“Nedir bu?” dedim açarken. “Kırmızı gül ağacı” dedi ve “Kırmızı gül, saf ve temiz aşk anlamına gelir Sevgilim. Aşkımın simgesi olarak aldım. Sen onu saksıya ekip, toprakla buluşturduktan sonra senin ilgin ve sevginle büyüyecek. Tıpkı benim aşkım gibi” dedi. Gülümseyerek “Neden sadece gül almadın?” dedim. Vereceği cevabı tahmin edebiliyordum aslında. “Çünkü dalından koparılan çiçeğin ömrü kısa, heves gibi. Ben, bir hevesle sadece birkaç günlük olacak bir aşk istemiyorum. Her geçen gün daha güçlensin, büyüsün ve daimi olsun istiyorum. Bu yüzden sana sadece birkaç gün kalacak bir çiçek değil, bir ömür bakacağın ve aşkımız hatırlayacağın bir çiçek veriyorum. Aşkımıza iyi bak, olur mu?” dedi ve alnımdan öptü. Ona sarılmıştım.
“Bir ömür sevgilim” dedim. “Ona bir ömür bakacağım, geçip gitmeyecek bir aşk bizimki.”
Ardından el ele birlikte apartmanın içinden girdik.
-SON-