4.BÖLÜM

1511 Words
“Eee, ne diyorsun? Şimdi benimle bisiklet sürmek ister misin?” Ne yani, gerçekten benimle bisiklet sürmek istediği için miydi tüm hazırlık? “Evet.” Dedim ve çantamı sepetin içine koydum. Bisikleti sürmek için oturuşumu düzelttim. Şapkamı da başıma daha iyi bir şekilde yerleştirdim. “Hazır mısın?” dedim coşkuyla ve gülerek, arkama dönerek ona baktım. “Evet” dedi ve bisikletine bindi. Onun bisikleti benden daha gerideydi, yanıma doğru geldi. Karşı yola baktık, “O zaman hadi başla.” Dedi. Bisikletinin ziline bastığında, pedalları çevirmeye başladım. Sonra bir anda frene basarak durdum ve “Hey, müziksiz olmaz!” dedim. Serkan da benim gibi durmuştu. “A, öyle mi?” dedi ve telefonunu çıkarak “Ne açalım? Ne dinlemek istersin?” diye sordu. “Hmm, bir düşüneyim.” Dedim. “Şöyle hareketli bir şey olsun.” Serkan aklına bir fikir geldiğini belirtircesine bakarak, ”Şuna ne dersin?” dedi. “Aç bakayım.” Dedim. “Sür sen, açıyorum.” Ona baktım anlamazcasına, “Sür sür.” Dedi ve başıyla ileriyi gösterdi. Tamam dercesine başımı salladım ve yavaşça pedalları çevirerek bisikleti sürmeye başladım. “Kavuşsak mı bir yaz günü?” ses geldiğinde arkaya bakmak için dönecektim ki, Serkan hızla yanımda geçti. Aramızda çok az bir mesafe vardı, hızımı artırarak ona yetiştim ve birlikte gitmeye başladık. Yalın’ın şarkısını açmıştı. Düşsem, düşsem yoluna Çıkıp da gelsen mi yaz gülü? Boynunda boncuklarınla Gül aşka Güzelliğin başka Gülüşün doğsun sabahıma Ne kadar da manidardı! Bir şarkıyla umut Bir sözünle hayat Tazeleniyorsa Durmayan, koşan Aşka engel koymayan Kazanıyorsa Gülerek bisiklet sürmeye devam ediyorduk. Şarkıyı içimden söyleyerek eşlik ediyordum. Ta ki bu kısım da Serkan bana “Buket” diye seslenip, gözlerimin içine bakarak bu kısmı sesli bir şekilde bana bakarak söyleyene kadar. Senin yerin benim yanımsa İlk adımı, ah, kim atıyorsa atsın Bi' zahmet aşsın duvarları Kavuşsak mı bir yaz günü? Düşsem, düşsem yoluna Çıkıp da gelsen mi yaz gülü? Boynunda boncuklarınla Gül aşka Güzelliğin başka Gülüşün doğsun sabahıma Kavuşsak mı bir yaz günü? Düşsem, düşsem yoluna Çıkıp da gelsen mi yaz gülü? Boynunda boncuklarınla Şarkıyı bağıra bağıra söylüyorduk, o kadar coşkuluyduk ki! Caddeden geçerken bizi gören bazı insanlar, bize gülerek bakıyordu. Gül aşka Güzelliğin başka Gülüşün doğsun sabahıma Bir şarkıyla umut Bir sözünle hayat Tazeleniyorsa Saatin her dakikası Aklın sende kalması Uyutmuyorsa Senin yerin benim yanımsa İlk adımı, ah, kim atıyorsa atsın Yeter ki aşsın duvarları Kavuşsak mı bir yaz günü? Düşsem, düşsem yoluna Çıkıp da gelsen mi yaz gülü? Boynunda boncuklarınla Gül aşka Güzelliğin başka Gülüşün doğsun sabahıma Kavuşsak mı bir yaz günü? Düşsem, düşsem yoluna Çıkıp da gelsen mi yaz gülü? Boynunda boncuklarınla Gül aşka Güzelliğin başka Gülüşün doğsun sabahıma Bu bir aşk ilanını mıydı yoksa bana mı öyle geliyordu? Serkan neden bu şarkıyı açmıştı? Şarkı bittiğinde frene basarak durdum. Hem pedal çevirmekten yorulmuştum, hem de şarkı söylemekten boğazım kurumuştu. Eh, biraz da heyecanlanmıştım! Serkan, umarım bana karşı boş değilsindir ve ben boşuna heyecanlanmıyorumdur. Yoksa, bu benim için büyük bir hüsran olacaktı. Hayatım boyunca hiç bu kadar heyecanlanmamıştım ve kimseyi kendimden çok sevmemiştim. Şimdi ise dünyam değişiyordu. Bilindik dünyamdan çıkıp, bambaşka, daha önce hiç bilmediğim bir dünyaya doğru gidiyordum ve bundan hiç şikayetçi değildim. Birlikte yol almak istediğim tek kişi Serkan olmuştu! Anlamıyordum, nasıl olur da on sekiz yıllık hayatımın ardından, bir hafta boyunca tanıdığım biri için böyle şeyleri hissedebilirdim? Tanıdık değildi bu duygular. Seni seviyorum Serkan! Sana aşık oldum! “Yoruldun mu?” dedi Serkan. Benim gibi durmuştu, hala gidonda uzanmış kollarına ve ellerine baktım. Damarları belli oluyordu. “Evet, uzun süredir bisiklet sürmüyordum. Özlemişim.” Dedim ona bakarak. Dikkatle yüzümü inceliyordu, hiçbir yüz ifademi kaçırmak istemiyor gibi bakıyordu. Sanki ezberliyordu. Kolundaki saate baktı, “Saat öğlen iki olmuş” dedi. “Hmm.” “Biraz otursak mı dedi?” hızlıca düşündüm, beş dakika oturmaktan zarar gelmezdi. “Olur” dedim ve hemen karşımızdaki sahili işaret ettim.” Şurada beş dakika oturabiliriz” baktığım yere baktı. “Üstün kirlenmesin?” dedi muzırca. “Niye kirlensin ay?” dedim etrafa bir göz atarak. Ardında bisikletten indim ve kıyıya doğru yürümeye başladım. “Önümüzde deniz var. Yıkarım, kurur. Hava sıcak zaten” dedim. Serkan’ın gülen sesini duyduğumda dönüp, ona baktım. Ben döndüğümde şapkamın altında kalan saçlarım da havalanmıştı. Boynum gıdıklanınca şapkamı çıkarmak istemiştim. Terlemiştim. Saçlarımı havalandırmak istiyordum. Bisikletlere binmeden, yürüterek kıyıya gelmiştik. Bisikletimin pedalını indirdim ve düşmeyeceğinden emin olunca biraz uzaklaşarak Serkan’a baktım. O da pedalını indirince benim yanıma gelmişti. Tam karşımda duruyordu. Fötr tarzı tozpembe şapkamı çıkardım ve saçlarımı sağa sola doğru salladım ve sağ elimle geriye doğru attırdım. Saçlarım şapkadan kurtulunca, rahatlamıştı. “Çok güzel görünüyorsun.” Bir ses gelince Serkan’a doğru döndüm. “Efendim?” derken gözüme gelen güneş ışığından korunmak için elimi gözüme desenli siper etmiştim. “Çok” dedi bana doğru gelerek, “güzel görünüyorsun.” Heyecanlanmama rağmen, sanki kalbim hiç hızlı atmıyormuş gibi sakin kalmaya çalışarak “Teşekkür ederim” dedim ve kıyafetlerime baktım. Üstüme baktım, kirazlı küpelerim vardı. Ucunda kiraz olan, diğer kısımları kolye boyunca renkli boncuklardan oluşan kolyemi takmıştım. Beyaz bir tişört, altına da kiraz desenli mavi etek giymiştim. Ayaklarıma da beyaz spor ayakkabı giymiştim. Serkan başını iki yana sallayarak güldü. Onun üstüne baktım gülümseyerek: Beyaz tişört, buz mavisi pantolonu vardı. O da beyaz ayakkabı giymişti. “Sen de harika görünüyorsun” dedim. Kombinimiz uyumlu olmuştu. “Teşekkür ederim” dedi gülümseyerek. Sonra yolun karşısına baktı. “Çok sıcak, bir dondurma ısmarlayabilir miyim size Hanımefendi?” bunu o kadar içten ve komik bir şekilde söylemişti ki! Reddetmem mümkün değildi. Gülerek “Çilekli dondurmaya hayır diyemeyeceğim” dedim. “Tamamdır, hemen geliyorum” dedi. Yolun karşısına geçti, onu izlemek güzeldi. Etrafta çok fazla kişi yoktu. İstanbul sakindi bugün. Büyük kayalardan birinin üstüne dikkat ederek oturdum. Dalgaları izlemek çok güzeldi! Birkaç dakika sonra önümde bir el durdu. “Buyurun Buket Hanım, çilekli dondurmanız.” “Teşekkür ederim” dedim ve uzattığı dondurmayı aldım. “Hava çok güzel bugün” dedi. Onun, kendisine aldığı dondurmaya baktım, hmm, demek kakaolu seviyorsunuz Serkan Beycim. ”Öyle” dedim. Dondurmanın ambalajını dikkatli bir şekilde açtım. Dalgalara baktım, dalgalar kayalara sakin sakin çarparak gidiyordu. “Ne? Ne oldu?” dedim gülümseyerek. Sürekli bana bakarken yakalıyordum. “Çok huzurlu görünüyorsun.” Dedi. Çünkü seninleyim demek istedim. “Çünkü en sevdiğim çilekli dondurmamı, en sevdiğim yerde yiyorum, bir arkadaşla” dedim. Bir arkadaşla dediğim yerde burnum hafifçe kırışmıştı. “Bir arkadaşla demek?” dedi. Elindeki dondurmadan biraz ısırdı, yuttuktan sonra “Nasıl biriymiş bu arkadaş?” dedi gülümseyerek. Güldüm biraz ve başımı biraz önüme eğerek düşündüm, sonra dondurmamın kalan ambalajıyla biraz oynadım ve “E, kibar” dedim ve duraksadım. Sonra dondurmamın eriyen kısmını yedim. “Düşünceli, nazik.” Bir es daha verdim. “Başka?” dedi. “Kibar, nazik, düşünceli. Yakışıklı?” dedi. Yakışıklı dediğinde dönüp ona baktım, merakla bana bakıyordum. Yanaklarımın kızardığını hissettim ve sağ tarafıma, onun tersine doğru baktım. “Yani, evet.” Dedim. “Yakışıklı.” Sesim kısık çıkmıştı biraz. “Hmm, demek beni yakışıklı buluyorsun Buket Hanım?.” Utandığımı bal gibi biliyordu. Tekrar yüzüne baktığımda keyiften dört köşe olmuş bir şekilde gülümsüyordu. Bir şey demeden dondurmamdan bir ısırık aldım. “Sen de çok güzelsin.” Dedi. Yalan söylemediğini, yakışıklı olduğunu söylediğim için nezaketen böyle söylemediğini sesinden anlıyordum. “Teşekkür ederim” diye mırıldandım. Dondurma bitmişti. Kırmızı çantamdan bir paket ıslak mendil aldım, "Sen de ister misin?" diye sordum ona uzatarak. “Teşekkür ederim” dedi ve içinden bir tane çıkarttı. Elimi çektiğimde paketi elimden aldı. Şaşkınlıkla ona baktığımda ıslak mendil ile ellerimi temizlemeye başladı. “Önce hanımlar “ dedi yine. Sonra da mendilin temiz kısmı ile yanağıma doğru uzandığında irkildim. “Buraya da bulaşmış.” Dedi. Yanaklarım yine kızarmıştı. Görmesine rağmen bir şey demedi. Elini yavaşça ağzımın kenarına getirdi, dudağımın kenarını da sildi. “Ben silebilirdim.” Dedim ama hiç oralı olmadı. Paketten bir tane daha ıslak mendil çıkardım ve paketi çantamın içine attım. “O zaman ben de senin elini sileyim” dedim. “Mendili hızla elimden alan Serkan, çabucak elini sildi, “Seni yormayayım.” Dedi ve göz kırptı. Başka biri olsaydı eğer, bana bu kadar yaklaşmasına izin vermezdim ama Serkan’a hiç olmadığı kadar izin veriyordum. Mendilleri ve ambalaj atıklarını çöp konteynırına attı. Sonra elini denize daldırdı, ne yapacağını anlamıştım. Bana doğru gelirken “Ya Serkan hayır” diye bağırdım. Aldığım cevap ise attığı kocaman kahkahalar oldu. Ayağa kalkmıştım bisikletlere doğru olabildiğince hızlı, sekerek kayaların üstünden koşmaya çalışmıştım. Düşeceğim zaman Serkan kolumdan yakaladı, yüzümü yine ona doğru dönecek şekilde beni döndürmüştü. Sol kolu ile belimi kavramıştı. Sağ elindeki çoğu dökülmüş sudan arta kalanı bana doğru attı. “Yaaa” dedim. “Sana kaçma demiştim küçük hanım” dedi. Gözlerimi devirdim. “Ben kimseden emir almam!” Serkan yarım bir gülüşle “Öyle mi?” dercesine kaldırdı. Çenemi yukarı kaldırmıştım. “Öyle!” “Demek bana meydan okuyorsunuz küçük hanım” dedi. Esen rüzgardan dolayı saçım yüzüme gelmişti. Serkan belimdeki kolunu sıkılaştırdı ve sağ eliyle, yüzüme gelen saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdı. “Peki” dedi bana bir adım yaklaşarak. “O zaman size bir şey soracağım?” dedi. “Nedir?” dedim yaptığı hareketten hiç etkilenmemişim gibi. Derin bir nefes aldı. “Seni çok seviyorum, sevgilim olur musun?”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD