15. BÖLÜM 🎂

567 Words
/26 Mart 2026/ ÖMER'İN ANLATIMINDAN Bugün sıradan bir gün gibi görünse de benim için takvimde kırmızıyla işaretli. Bugün Zeynep’in doğum günü. Ve ben, onun doğum gününü hiç kutlayamamış biri olarak hâlâ bu cümleyi içimde bir yerde eksik bırakıyorum. Zeynep hep umut dolu bir kızdı. Ben ise fazla gerçekçi. Belki de bu yüzden biz, en başından beri “olmayacak” bir ihtimalin içinde yürüdük. Ben onu çok üzdüm, bunu inkâr edemem. Ama o… O her zaman yanımdaydı. En çok da benim kendime bile destek olamadığım zamanlarda. Sabah erken kalktım. Dişlerimi fırçaladım, üniformamı giydim. Aynada kendime baktım; hâlâ aynıyım ama bir yanım eksik. Evden çıkarken içimden tek bir şey geçiyordu: Onu görmeden iki yıl geçmiş olabilir ama bugün… bugün belki uzaktan da olsa. Askeriyeye girer girmez Elif’i gördüm. Telaşlıydı. Tırnaklarını kemiriyor, sağa sola bakıyordu. Sanki birazdan koğuş değil, mahkeme salonu basacaklardı. Yanına yaklaştım. — Er Elif. Bir anda hazır ola geçti. — Evet, benim! Gülmek istedim ama askerî disiplin dediğin şey, tam gülecekken insanın boğazına oturur. — Ne yapıyorsun burada? Etrafa baktı, sonra bana döndü. Sesini kısarak konuştu: — Askerlik yapıyorum. Devletin canı sıkıldı, kadınları askere şutladı. Kaşlarım otomatik olarak çatıldı. — Er Elif, ciddi dur. Karşında kim olduğunu unutma. Asker selamı verdi ama ciddiyetle uzaktan yakından ilgisi yoktu. — Komutanım bana bakmayın, ben patavatsız biriyim. Başımı iki yana salladım. Bu kızla disiplin tutanağı arasında ince bir ip vardı. — Neden bu kadar telaşlısın? Bir sorun mu var? — Yok… dedi ama “yok” deyişi “var” diye bağırıyordu. — Bugün Zeynep’in doğum günü. Onun için bir şey yapmak istiyorum ama ne yapacağımı bilmiyorum. Zeynep. Adı bile içimde bir yerleri yerinden oynattı. Ağzımdan düşünmeden bir cümle çıktı: — Gece kulübüne gidin. Bu gece ne dersin? Elif bunu ciddiye aldı. Gerçekten aldı. — Olmaz ki… dedi kaşlarını çatarak. — Kader muhafazakâr biri. Gece kulübüne gelmez. Bir an durdum. Bu kız gerçekten böyle mi? diye düşündüm. Bir insan bu kadar mı saf olurdu? — Ciddi değildim. Bana ters ters baktı. — Komutanım, neden duygularımla oynuyorsunuz? İç çektim. — Tamam, sakin ol. O zaman söyle, ne yapmayı düşünüyorsun? — Hiçbir fikrim yok. Pasta alamam, çiçek alamam, sürpriz yapamam… Zeynep’in mutlu olmasını istiyorum ama elim kolum bağlı. Bir an sustum. Aslında hepimiz öyleydik. — Bak Elif, dedim. — Bazen büyük şeyler gerekmez. Küçük bir doğum günü şarkısı, içten bir cümle… — Şarkı mı? dedi. — Komutanım ben ilkokulda bile solo söylememiştim. — O zaman yaz. — Ne yazayım? — Zeynep’e. Elif bir an durdu. Sonra gözleri doldu ama hemen toparladı. — O zaman ben bunu yaparım. Tam o sırada arkamdan bir ses geldi: — Komutanım. Döndüm. İşte o an, günün sürpriziyle tanıştım. Merve. Askerî düzenin içinde bu kadar “sivil” duran birini görmek insana tuhaf geliyor. Bakışı netti, duruşu rahattı. Sanki buraya ait değilmiş gibi ama aynı zamanda herkesten daha fazla buradaymış gibi. — Bir sorun mu var? diye sordu. — Yok, dedim. — Sadece doğum günü krizi. Merve hafifçe gülümsedi. — Doğum günleri hep krizlidir zaten. Kutlanmayanlar daha da fazla. O an fark ettim… Bu cümleyi fazla içten kurmuştu. Elif araya girdi: — Komutanım, ben izin isteyebilir miyim? Düşünmem lazım. — Git. Ama tırnaklarını yemeyi bırak. — Söz veremem. Gitti. Merve’ye döndüm. — Zeynep’i tanıyor musun? — Adını biliyorum, dedi. — Bazı insanlar adlarıyla bile iz bırakır. Cevap vermedim. Zaten bugün kelimeler, hep geç kalmıştı. Zeynep’in doğum günüydü. Ben yine uzaktaydım. Ama ilk kez, bu kadar yakın hissettim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD