/26 Mart 2026/
Bugün benim doğum günüm.
İlk defa ailemden uzak bir doğum günü.
Annemin sabah erkenden arayıp “kalktın mı” demediği, babamın “yaşlanıyorsun artık” diye dalga geçmediği ilk gün.
Zuhal komutan ilk kutlayan oldu.
İçtima sonrası yanıma geldi, gözlüğünün üzerinden baktı.
— Doğum günün kutlu olsun Zeynep.
— Teşekkür ederim komutanım.
— Bugün sana fazladan bağırmayacağım.
Bu, onun dünyasında büyük bir jestti.
Kızlar doğum günüm olduğunu öğrenince olay büyüdü.
Elif zaten heyecanla bağırdı:
— Askeriyede doğum günü partisi veriyoruz arkadaşlar! Tarihe geçecek!
Kader daha temkinliydi:
— Pastayı nereden bulacağız?
— Buluruz ya, dedi Elif.
— Bulamazsak mum dikeriz, niyet önemli.
Bugün 26 oldum.
Otuz kapıda.
“Her yaşın ayrı bir güzelliği var” derler ya…
Açık konuşayım, ben bu söze pek katılmıyorum.
22 yaşında üniversiteden mezun oldum.
Sonra yıllar KPSS stresiyle geçti.
Bu yıl askerim diye girmedim.
26. yaşım da işte böyle… üniformayla, içtimayla, yarım bir gülümsemeyle geldi.
İçtimadan sonra arka bahçeye çıktım.
Bu sefer Kader de yoktu, Elif de.
Sadece ben.
Çimenlere oturdum. Gökyüzüne baktım.
Geçmişi düşündüm.
Ne çok şey yaşamışım be…
En çok canımı yakan Ömer olmuştu.
Ama en çok mutlu eden de o.
İnsanın kalbi böyle çelişkilerle dolu olunca yoruluyor.
Tam o sırada bir ses duydum.
— Zeynep.
Arkamı döndüm.
Merve.
Hani Ömer’in onu görünce bir anda gevşediği kadın.
Duruşu rahat, sesi sakin.
— Merhaba.
— Merhaba.
— Meşhur Zeynep sensin demek.
Güldüm.
— Meşhur olduğumu bilmiyordum.
Yanıma oturdu.
— Ömer’in Zeynebi.
İçimde bir şey durdu.
Ömer’in… Zeynebi mi?
Merve konuşmaya devam etti.
— Eda anlattı seni.
Eda.
Ömer’in kız kardeşi.
— Ne diye anlattı?
— Seni ve Ömer’i anlattı.
Güldüm ama içimden.
— Altı aylık bir beraberliğimiz oldu. Neyini anlatmış olabilir ki?
Merve’nin sesi bu sefer ciddileşti.
— Ömer’i nasıl intiharın eşiğinden çekip aldığını anlattı.
O an nefes almak istemedim.
Bu sır…
Benim bile yüksek sesle düşünmeye korktuğum şeydi.
Eda bunu nasıl biliyordu?
Ve Merve neden biliyordu?
Ayağa kalktım.
— Ne sen bunu söyledin, ne ben duydum Merve Hanım.
Ve hızla uzaklaştım.
Kantine girecektim ki biriyle çarpıştım.
Tahmin edin kim?
Evet…
Ömer.
Refleksle elini belime atıp düşmemi engelledi.
Hemen geri çekildim.
— Ne yapıyorsun ya? Belki ben düşüp herkese rezil olmak istiyordum.
Güldü.
— Doğum gününde mi?
Aha.
Doğum günümü hatırlıyor.
Ama şu an bunun hesabını yapacak durumda değilim.
— Evet.
Dedim ve kızların yanına doğru yürüdüm.
Elif beni görür görmez bağırdı:
— DOĞUM GÜNÜ KIZIIII!
Kader elime plastik bir bardak tutuşturdu.
— Pastamız yok ama moralimiz var.
— Bu da yeter, dedim.
Ömer biraz uzaktan baktı.
Yaklaşmadı.
Belki yaklaşmak istemedi, belki cesaret edemedi.
Ben pastasız, mumssuz ama kalbimde fırtınayla 26 yaşıma girdim.
Bazı doğum günleri dilek tutmak için değil,
Bazı gerçekleri kabullenmek içindir.
Ve ben bugün şunu anladım:
Geçmiş, peşimi bırakmıyor.
Ömer de.