/12 MART 2026 – ANKARA USTALIK BİRLİĞİ/
Üç gündür ustalık birliğindeydik ve ben hâlâ burada “rahat ol”un ne zaman gerçekten rahat ol demek olduğunu çözemedim. Çünkü biz “rahat ol” dediğimizde içgüdüsel olarak gevşiyoruz, ama burada o kelime tam tersi anlama geliyor: “rahat ol” = dimdik dur.
Zuhal komutanın sabah sesi, kahveden daha etkiliydi.
— Kızlar! Bugün disiplin eğitimi yapacağız. Disiplin, askerlikte karakter demektir!
Elif kulağıma eğildi:
— Benim karakterim hâlâ uyuyor galiba.
Ben bastırarak fısıldadım:
— Sus, duyar!
Ama tabii duydu. Zuhal komutanın radarına girmek için özel bir çaba harcamana gerek yoktu.
— Er Elif! Madem karakterin uyuyor, onu uyandırmak için yüz şınav iyi gelir!
Elif’in yüzündeki ifadeyi anlatmam mümkün değil. O kadar karışıktı ki; biraz pişmanlık, biraz kahve isteği, biraz da “neden ben?” duygusu.
Ben gülmemek için dudağımı ısırdım. Zuhal komutan göz ucuyla bana baktı:
— Er Zeynep, siz de çok eğlenceli buluyorsunuz anlaşılan. O zaman siz de arkadaşınıza eşlik edin.
İçimden “Fizik yasaları bana niye hep işlemiyor?” dedim.
Elif’le yan yana şınav çekerken o fısıldadı:
— En azından birlikte ölüyoruz.
— Dayan Elif. Belki bu da bir çeşit kadın dayanışmasıdır.
Kader yan tarafta sıraya girmiş, bize bakıp gülmemek için yüzünü ellerine kapatmıştı.
Ona bağırdım:
— Gülme Kader, seni de çekeriz buraya!
O an Zuhal komutanın sesi yankılandı:
— Güzel. Üçünüz de ekstra eğitim grubuna.
O an içimden “Kadın dayanışması bazen fazla ileri gidiyor” dedim.
---
Eğitimden sonra kantinde oturuyorduk.
Elif’in elleri titriyordu, çayı dökmeden içmeye çalışıyordu.
— Bu kaslar bana ait değil gibi hissediyorum.
— Benimki hâlâ ağrıyor, dedim. “Fiziksel tepki” kavramı tamamen yeniden tanımlandı.
Kader araya girdi:
— Siz şınav çekiyordunuz, ben sessizce kahkaha atmaya çalışıyordum. O bile yakalandı. Komutan biyonik mi acaba?
— Belki de radar taktı, dedim. “Zeynep Tespit Sistemi.”
Tam o sırada Zuhal komutan içeri girdi. Üçümüz birden dikleştik.
O da bunu fark etti.
— Rahat olun kızlar. Kantin molasında asker değil, insan olabilirsiniz.
Sonra bana dönüp hafifçe gülümsedi:
— Yalnız siz, Er Zeynep… biraz fazla “insan” oluyorsunuz bazen.
Ben durakladım.
— Komutanım, ben sadece moral motivasyonu yüksek tutmaya çalışıyorum.
— Güzel. Ama motivasyon da disiplin ister.
Sesi yumuşaktı ama etkisi sertti. Zuhal komutanın yüzüne bakarken içimden “Bu kadın hiçbir duyguyu boşa göstermiyor” dedim.
---
Akşam yemeğinde herkes sessizdi. Kaşık sesleri, çelik tabaklara çarpıyordu.
Elif fısıldadı:
— Komutan bence seni sevdi.
— Ne?
— Ciddi diyorum. Sana hep bakıyor.
— Elif, o herkese bakıyor. Görevi o zaten.
— Ama sana daha fazla.
— Saçmalama, dedim ama yüzüm kızarmıştı bile.
Kader hemen atladı:
— Bence de aranızda bir elektrik var.
— Arkadaşlar, bu ordu, Tinder değil!
İkisi de kahkahayı bastı. Ben çorba kaşığımı bırakıp mırıldandım:
— Allah’ım, beni sabırla sınıyor musun?
---
Gece nöbeti bana denk geldi. Soğuk, sessizlik, hafif rüzgâr...
Bir ara adım sesleri duydum. Döndüm. Zuhal komutan geliyordu.
— Er Zeynep, uyumadınız mı?
— Komutanım, nöbetçi asker uyumaz.
— Güzel. Demek disiplin öğreniliyor.
Sonra bana yaklaşıp alçak sesle ekledi:
— Sizi izliyorum, Zeynep. Sizde potansiyel var ama dikkatiniz kolay dağılmamalı.
O an kalbim hızlandı.
— Emredersiniz komutanım, dedim.
Yüzünde çok kısa bir tebessüm belirdi.
Sonra uzaklaştı.
Ben yalnız kaldım. Gökyüzüne baktım.
“Komutanım, sizde de biraz fazla potansiyel var galiba,” dedim kendi kendime.
/Şafak 134/