12. BÖLÜM 🥲

419 Words
Elif Anlatıyor Ben hep konuşan taraftım. Susarsam bir şeyler çökecekmiş gibi gelirdi. O yüzden konuşurdum. Gereksiz yerde, yanlış zamanda, kimsenin sormadığı sorulara cevap verirdim. İnsanlar “neşeli” derdi bana. Ben “dayanıyorum” demeyi tercih ederdim. Askerliğe geldiğim ilk gün, Zeynep’le göz göze geldik. O an anladım. Bu kız sessiz kalınca boğulur. Ben konuşmazsam dağılırım. Dengeyi böyle kurduk. Ama ustalık birliği… Orası başka. Burada kimse kimseye alışmaya çalışmıyor. Herkes görevinde, herkes rolünde. Neşeye yer yok, duygulara hiç yok. Bir gün fark ettim: Kimse bana “neden gülüyorsun?” demiyor. Çünkü kimse ilgilenmiyor. İlk başta hoşuma gitti. Kimseye bir şey kanıtlamak zorunda değildim. Sonra… Bir boşluk başladı. Geceleri yatağa yatıyorum. Zeynep nefesini ayarlamış, uyuyor. Kader ya dua ediyor ya içinden sayıyor. Ben tavana bakıyorum. Ve ilk defa… Kafam susmuyor. Normalde ben kafamı susturmak için konuşurdum. Şimdi konuşacak kimse yok. O yüzden düşünceler bağırıyor. “Peki Elif, sen kimsin?” Cevap yok. “Ne istiyorsun?” Sessizlik. “Bu üniforma çıkınca ne yapacaksın?” İşte orada düğüm oluyor. Ben hep birilerinin arasında oldum. Kalabalıkların içinde. Arkadaş grubunda “neşeli olan”. Ailede “problem çıkarmayan”. İş yerinde “idare eden”. Ama kendimle hiç baş başa kalmamışım. Meğer bu yüzden bu kadar konuşuyormuşum. Bir gece nöbetteydim. Saat 02.30. Ay var ama ışığı soğuk. Ellerim cebimde, nefesim buhar. Birden içimden geldi. Ağlamak. Ama sessizce değil. Öyle filmlerdeki gibi de değil. Bildiğin, kontrolsüz. Çünkü fark ettim ki ben yorulmuşum. Sadece askerlikten değil. Hayattan. Kimseye yük olmamaya çalışmaktan, “Ben hallederim” demekten, Gülerken içimde bir şeyleri bastırmaktan. Tam çökecekken bir ses duydum. — Elif. Zuhal komutan. Normalde paniklerim. Şaka yaparım. Bu sefer yapmadım. — Komutanım, dedim. Sesim titredi. — Nöbetin var, biliyorum, dedi. — Ama sen burada değilsin. O an… Tutamadım. — Komutanım, dedim, — Ben çok yoruldum. Ne askerlik dedim, ne eğitim, ne zorluk. Sadece bu. Bir süre sustu. Sonra yanımda durdu, gökyüzüne baktı. — İnsan bazen güçlü olmaktan da yorulur, dedi. — Ama şunu bil: — Burada kimse tek başına güçlü olmak zorunda değil. Ağladım. Sessizce. Kimse görmeden ama biri bilerek. O geceden sonra yine güldüm. Yine konuştum. Ama fark şuydu: Artık kendimi oyalamak için değil, paylaşmak için konuşuyordum. Zeynep bir gün bana baktı. — Elif, sen değiştin mi? Omuz silktim. — Belki biraz. Ama içimden şunu geçirdim: “Hayır. İlk defa kendim oldum.” Ben hâlâ komiğim. Hâlâ hızlı konuşurum. Hâlâ saçma espriler yaparım. Ama artık biliyorum. Elif olmak sadece gülmek değilmiş. Elif olmak… Kırıldığını fark edebilmekmiş. Ve garip bir şekilde, askerlik bana bunu öğretti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD