/21 MART 2026/
Gece zor geçti.
Uyudum mu, uyumadım mı bilmiyorum ama rüyamda sürekli biri bana “Asker Zeynep!” diye sesleniyordu. Her seferinde dönüyordum, yüzünü göremiyordum. Uyanınca anladım: Bu bir rüya değildi, bu yaklaşan bir felaketti.
Ömer Yılmaz.
Adını dün duyduğum andan beri beynim askeriyeden firar etmişti. Vücudum buradaydı ama zihnim çoktan geçmişe kaçmıştı.
Sabah içtimasında sıraya girerken Elif kulağıma eğildi: — Bugün yeni yüzbaşı geliyor ya… — Şşş! Dedim. Adını anma. Duyarsa gelir. — Kim? — Geçmişim.
Elif kaşlarını kaldırdı. — Aaa. Eski sevgili mi? — Eski sevgili değil… eski travma.
İçtima alanına dizildik. Zuhal Komutan öndeydi. Normalde durduğum yerden eğitim alanının yarısı görünürdü. O gün fark ettim ki askeriyede de “kör nokta” diye bir şey varmış. Hemen kendime stratejik bir yer seçtim:
En arkada, en kısa boylunun arkasında.
Kader fısıldadı: — Zeynep sen niye çalı gibi saklanıyorsun? — Kamuflaj çalışması. Askeri taktik.
O sırada Elif öksürdü: — Komutanım asker eksik gibi… Ben hemen eğildim. — Yok komutanım, yerçekimiyle bütünleşiyorum.
Eğitim başladı. Normal şartlarda önümde duran eğitim alanı bana bir anda “kaçış haritası” gibi görünmeye başladı. Eğer Ömer gelirse: Plan A: Kader’in arkasına geç.
Plan B: Elif bayılır gibi yaparsa yardım bahanesiyle kaç.
Plan C: Tuvalet. Askeriyede tuvalet her zaman kurtarıcıdır.
Zuhal Komutan bağırdı: — Koşu düzeni alın!
Koştuk. Koşarken etrafa bakıyordum. Gölge, ses, rütbe… Her şey potansiyel tehditti.
Elif nefes nefese: — Zeynep… sen… niye… yan yan koşuyorsun? — Görüş açımı daraltıyorum!
Bir anda uzaktan bir ses: — Asker!
Kalbim durdu. Refleksle yere çöktüm.
Zuhal Komutan bana baktı: — Ne yapıyorsun Zeynep? — Komutanım… içgüdüsel savunma!
Kader araya girdi: — Komutanım, öğretmen refleksi. Sınavda panik atak.
Zuhal Komutan derin bir nefes aldı. — Ayağa kalk. Burada sınav yok.
Ama ben biliyordum…
Sınav vardı.
Adı: Ömer.
Öğle yemeğinde Elif yanıma tepsisini koydu: — Kaçıyorsun ama farkındasın değil mi? — Farkındayım. — Peki neden? — Çünkü hazır değilim. — Ne zaman hazır olursun? — Şafak 0’da.
Tam o sırada kapıdan biri girdi. Üniforması kusursuz, duruşu tanıdık.
Ben refleksle çatalımı düşürdüm.
Elif baktı. — O mu? — Sus. — Yakışıklıymış. — ELİF.
Başımı kaldırmadım. Sadece ayakkabılarını gördüm.
Parlıyordu.
Hâlâ detaycı, diye düşündüm.
Elif fısıldadı: — Zeynep… — Görmüyorum, yok. — Ama o seni görüyor olabilir. — O zaman ben de asker değilim, hayalim.
Kader sakin sakin çayını yudumladı: — Kaçma hocam, kaçtıkça kader kovalar.
Gözlerimi kapattım.
Kaçıyordum, evet.
Ama mizahla.
Çünkü bazen insan geçmişten kaçarken bile gülmek zorunda kalıyordu.
Ve ben biliyordum:
Bu kaçış uzun sürmeyecekti.
Ama bugün değil.
Bugün hayatta kalma günüydü.