8. Bölüm / KAHVALTI

1192 Words
Yüksek bir tepeye gittiler kahvaltı yapmak için. Tavanda kurutulmuş patlıcanlar, domatesler, biberler asılıydı. Çok güzel ve doğal bir yere benziyordu. Mevsim daha sonbahardı ama Erzurum soğuğu diye bir gerçek de vardı. “Üşürsün, içeride oturalım.” dedi sıcacık yapan sesiyle Boran. “Hayır, hayır ben soğuk severim ayrıca benim yaşadığım yer de Akdeniz falan değil alışkınım. Manzarası da çok güzel dışarıda oturalım.” “Bir kalın şal ve sıcak iki çay alabilir miyiz hemen?” Oturdular. Esma hep dışarıya, manzaraya ve kahvaltı mekanının güzelliklerine bakıyordu. Boran Esma’ya bakıyor, her bir hareketini, her bir mimiğini, yüzüne düşen her saç telini ezberlemek istiyor gibiydi. ‘İnsan bu kızı bir ömür bıkmadan izler lan’ diye geçiriyordu içinden ki şal ve dumanı üzerinde iki çay geldi. Boran; “Semaveri alabilir miyiz bir de?” demesiyle Esma’nın gözlerini de üzerine çekti. “Dikkatini çekebilmek için semaver ile çay söylemem gerekiyordu, gerekeni yaptım.” dedi tatlı tatlı gülümserken. “İkimiz nasıl bir semaver çay içelim saçmalama.” “Çay severim demiştin. Bizde bir şey seviliyorsa hakkı verilir doktor hanım” “Çay içmeyi seviyorum dedim, çay komasına girmeyi seviyorum demedim” “Sen gerçekten sevdim deme o zaman.” Kahvaltılıklar geldi o sırada. Esma, okuldan çıktıktan sonra bazen parası yeterse döner ekmek falan yiyordu Artvin’de de ama hiç dışarıda kahvaltı yapmamıştı. Gerçi evinde bile yaptı denemezdi. Ayakta atıştırmaktı onun yaptığının tam adı. O yüzden çok kahvaltı sevmez yapmazdı da genelde. ‘Kendime eskileri hatırlatıp bu anı zehretmeyeceğim, bir daha ömrüm boyunca görmeyeceğim bir adam var karşımda vicdan azabı çekeceğim bir şey yok’ dedi yine içinden kendine ve derin bir nefes alıp verdi. Bir dünya adını bildiği bilmediği kahvaltılık gelmişti. Hepsini yemelerine imkan yoktu. O yüzden; “Ben çay severim evet cepte ama kahvaltı etmeyi hiç sevmem bunu da mı bilsen acaba?” dedi bir çırpıda. “Belli sevmediğin. Çok sağlıksız ve solgun görünüyorsun.” O sırada kızarmış bir dilim ekmeğe bal kaymak sürüyordu. Kendi yiyecek zannettiği için hiçbir şey demedi Esma. Yine sıkıca çay bardağını tutmuş etrafı izliyordu ki onun ağzına uzattı Boran elleriyle hazırladığı ekmeği. Şaşırdı. Anneler yapardı bunu. İştahsız, az yiyen çocuklarına böyle elleriyle hazırlar verirlerdi. Ona kimse ama hiç kimse ‘al bunu da sen ye’ dememişti şimdiye kadar. Çok şaşırdı. “Teşekkür ederim” dedi elinden alıp kendi eliyle yemeye başladığında. Sonra içinden ‘Beni tavlamak da bu kadar kolay işte. Bal kaymağa gelin gitti desinler arkamdan’ diye düşündü. Yine kızdı kimsesizliğine, sevilmenin nasıl bir his olduğunu bilmemesine. Babası bir kez saçlarını okşamış olsaydı belki böyle kolay düşmezdi sevmek zannettiği her harekete. Babasına kızdı yine. O iç dünyasında insanlarla böyle hesaplaşırken Boran böldü sessizliği; “Dün gece hiç uyumadım desem yeridir. Seni düşündüm sabaha kadar. Bizi düşündüm. Olabilir miyiz’i düşündüm. Mutlu etmek isterken seni daha mı mutsuz ederim elimde olmayan sebeplerle diye düşündüm. Keşke karşılaşmamış olsaydık dersen bir gün ben kendimi affedemem. Dokunma kıza dedim o yüzden. Kıyamadım sana Esma.” Ne yani vaz mı geçti beni istemekten? Onunla gitmemi istemiyor mu artık? Karısı olmamı istemiyor mu? Beni de zaten anca böyle bir gece sever bir insan diye gözleri doluyordu ki devam etti Boran; “Ama sana kıyamamak bana kıymak olacak doktor hanım. Ben düşündüm ki okulu bırakma. Yatay geçiş yapalım Urfa’ya. Orada oku bitir doktor ol. Benim köyümün senin gibi güçlü, okuyan, çalışan kadınlara o kadar çok ihtiyacı var ki. Benim köyümde hiçbir kadın çalışamaz. Kocasından izin almadan pazara bile gidemez. Kocasından dayak yese beyimdir yapar hak etmişimdir der. Seninle bunu değiştirebiliriz. Sen ağa karısı olacaksın kimse sana bir şey diyemez benden başka. İstemez misin Esma? Küçücükken gelin verilen kızların hayatlarını değiştirmek, ömür boyu minnetle sana bakmalarını istemez misin?” “Ağzın çok iyi laf yapıyor. Vicdanıma, keşkelerime ve ah’larıma oynuyorsun. Bu hile yapmak. Ben kendim zor okudum Boran. Çok zor şartlarda okudum buralara geldim. Birine yol gösteremem çok güçsüzüm bunun için.” “Evet haklısın şu anki Esma bunun için güçsüz olabilir ama ağa karısı hanım ağa Esma için hiç de zor değil bu söylediklerim. Senin bunu gerçekleştirebilmek için her türlü imkanın olacak. Koca bir konak koca bir köy emrine amade olacak.” Esma cevap veremedi. Sessiz sessiz çayını yudumladı ve daha çok sarıldı o an sanki bardağına. Birine ihtiyacı varmış gibi hissetti. Yanında ona yol gösterecek kalbi ile aklı arasında seçim yaptırabilecek sevdiği biri olsaydı diye düşündü. Geveze Boran yine böldü sessizliği ve; “Tamam ben anladım ilk günden çok yüklendik sana daha zamanın var kendini baskı altında hissetme. Ben susan değil karşımda bağırıp çağıran güçlü Esma’yı daha çok sevdim ayrıca. Hiç uslu kız numaraları yapma yemiyorum.” Masaya bir adam yaklaştı o sırada onlar gülüşürken. “Boran ağam hoş geldin. Bir emrin var mı” dedi. Seviyor gibiydi Boran’ı. “Emir değil arzum olurdu, o da yok her şey için teşekkürler” dedi. Esma’ya baktı o an ve adama dönüp “Nişanlım hanım”. dedi adama. Bu sefer de adamı göstererek Esmaya “Nişanlım hanım Ahmet abi” dedi. Esma dondu mu, şaşırdı mı, kekeledi mi, sevindi mi, üzüldü mü hiçbir şey hatırlayamıyordu o an. “Memnun oldum yenge” dedi adam elini uzatırken. Boran hemen elini tuttu adamın ve kendisi aşağı yukarı sallamaya başladı. Gülümseştiler adamla. “Biliyordum Boran ağam bir gün seni de su gibi bir hanım efendiyle buralarda mutlu mesut göreceğimizi biliyordum” diye ekledi heyecanlı adam. Esma anlamadı. Hiç kimse mi olmamıştı hayatında bu çocuğun. Yoksa olanları buraya mı getirmiyordu. Adamla biraz uzaklaşıp konuşmaya devam ettikten sonra geri geldi Boran. “En son ne zaman sevgilin oldu?” dedi Esma. Sanki sorun buymuş gibi. Nişanlım dediği için kızmasını bekliyordu Boran ama kızmamış aksine bambaşka bir şey sormuştu. “4 yıl önce” dedi genç adam ve “belki daha sonra anlatırım” diye ekledi. Bu bir kadın beyni için şüpheydi. Belki mi anlatırdı? Neden şimdi değil? Unutamamış galiba? diye kurdu da kurdu içinde yine. “Nişanlım dememe kızmadın doktor hanım şaşkınlıklar içerisindeyim.” “Belki zor durumdasındır yalan söylemen gerekmiştir diye sustum ama bir daha olmasın” dedi Esma yeni aklına gelmiş gibi. “Bir sonraki yalan olmayacak merak etme.” “Kalkalım mı üşüdüm.” “Kalkalım sıradaki durağımızın da saati geldi.” “Bugünlük bu kadar yetse.” “Duymadım seni. Duymadım ki. Hiçbir şey duymadım” dedi Esma’nın kapısını açıp diğer tarafa oturmuştu arabada. Birlikte radyo dinleyerek gidiyorlardı. Dünyanın en güzel yolu ve yolculuğu değildi elbette ama onların dünyasının en güzeli en şahanesiydi. “Sıradaki şarkı benden sana gelsin doktor hanım” dedi Boran. Sıradaki şarkı Onur AKIN’dan “Nar Çiçeğim” oldu. Eşlik ediyor eliyle direksiyona vurarak ritim tutuyordu Boran; “Narçiçeğim solma sakın Üzülürüm dayanamam Sen ellerin olma sakın Üzülürüm dayanamam Baykuş semtine konmasın Gül tenine dokunmasın İsmin bensiz okunmasın Üzülürüm dayanamam” “Uuuuuuu sesin çok güzelmiş” dedi Esma utanarak. “Sana söylediğim için o” dedi adam hiç utanmadan. Bir apartman dairesinin önüne geldiler o sırada. “Ne bu nereye geldik?” “Yaşadığım yere getirdim seni. Yattığım yerden tanı beni diye. Korkma istemediğin hiçbir şey olmaz burada. Öyle bir insan olsam sana karım ol diye yalvarmam yatağa atayım diye yalvarırım” “Öyle bir şey düşünmedim. Şaşırdım sadece.” “Seni sürekli şaşırtmama izin ver nişanlım hanım” dedi tekrar. Gerçekten hiç utanma yoktu bu adamda.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD