7. Bölüm / 10 GÜN

1163 Words
Esma o kadar şaşırdı, o kadar şaşırdı ki. O an dünyadaki bütün insanların şaşırabileceklerinin toplamı kadar şaşırdı gerçekten. Belki sevgilim ol falan demiş olsa şaşırmazdı. Deneyelim dese ne bileyim seni seviyorum dese en azından bu kadar şaşırmazdı. Esma daha birinci sınıf öğrencisiydi ve daha üniversite açılalı bir aydan biraz fazla zaman olmuştu. Adam direkt evlen benimle demişti. Tamam gözlerine bakmaya doyamıyor, ömür boyu bakmak istiyor olabilirdi ama okulunu bırakıp hayallerini bırakıp bir aşirete gelin gitmek imkansızdı onun için. En azından o an öyle düşünüyordu. Uzun süre cevap verememesinden Boran biraz cesaretlenmiş olacak ki; “Hemen bu gece 1-2 saatlik tanıdığın bir adamla evlenmek isteyip istemediğine karar verme. Bir hafta- 10 gün kadar buralardayım. Her gün görüşelim, seni çevremdeki arkadaşlarımla, eşimle dostumla tanıştırayım. Her gün biraz daha beni tanı. En son giderken kararını söylersin ona göre bakarız işte artık.” dedi bir çırpıda çok derin bir nefes alıp verdikten sonra devam etti; “Bu kadarını çok görme ama Esma. Sonra sen de kendine ömür boyu ‘acaba tanısaydım nasıl bir hayatım olurdu?’ demeyecek misin? Ne kaybedersin beni biraz daha tanıyarak?” ‘Ben seninle geçirdiğim 1-2 saati bile silemedim hafızamdan kalbimden 10 günü nasıl unuturum sonra’ demek istedi. Diyecek gibi oldu ama diyemedi. Konuşmayı yeni öğrenen bebekler gibi bir şeyler geveliyor ama anlamlı hiçbir şey söyleyemiyordu. Şaşırmıştı. Sevilmesine şaşırmıştı. Sevdiği adam tarafından sevilmesine şaşırmıştı. Bu onun başına ilk defa gelen bir şeydi ve kadere bak ki 7 yıldır buralarda sürten çocuk şimdi gitmek zorundaydı. Niye şimdi gelmişti? Niye babası şimdi ölmüştü? Okulunu bırakabilir miydi? Kendisini bile tanımıyordu ailesiyle yaşayabilir miydi? Şanlıurfa’yı haritadan bulabilir miydi? Gideceği, gelin olacağı yer hakkında tek bir gelenek biliyor muydu? O sadece Karadeniz’e gelen kürt birkaç kişiyi tanıyordu. Onlar da çok zor durumda çok zor şartlarda yaşıyorlardı. Kadın değerli değildi. O zaten şimdiye kadar hiç değerli olmamıştı da sevdiği adam tarafından olmamaya da cesareti var mıydı? Hiç konuşamadı o gece, uzun uzun sustular orada. Sustuklarından dinlediler kalplerini. “Güzelim, ben ömür boyu burada böyle oturur yüzüne bakmalara doyamam ama bir cevap mı versen artık” dedi Boran. Güzelim dediğinde bile kalbi yerinden çıkacak gibi oluyor, yüzüne ateşler basıyordu bu soğuk memlekette. Nasıl 10 gün geçirip git diyebilirdi? 10 günü 10 yılda mı unuturdu artık ondan sonra 100 yılda mı? Ama tanımasa da acı çekmeyecek miydi? Kaderine söylenmeyecek miydi? Neden şimdi demeyecek miydi? “Yurda gitmek istiyorum” diyebildi. Tam da diyemedi ama demeye çalıştı titrek içine kaçmış sesiyle. Çıkmayan sesine de sinirlendi. Ne oluyordu vücuduna, sesine ne oluyordu? Kendi kontrolünde olmayan her şeye sinirlendi o an. Kaderine de sinirlendi. Gerçi bu yeni bir şey değildi aklı erdiğinden beri sinirliydi annesiz kaderine. “Gidelim güzelim gidelim” dedi hızlı adımlarla hesabı ödeye yönelirken. Esma donup kaldığı için bu gece hesap tartışması çıkmamıştı. Arabaya yürüdüler. Esma robot gibi yürüyor sanki içeride sevdiği çocuk tarafından reddedilmiş gibi üzülüyordu. Gidecek olmasına üzülüyordu elbette. Başlamadan bitecek olmalarına üzülüyordu. Mutluluk ihtimalinin Urfa’ya gidecek ve bir daha hiç karşılaşamayacak olmalarına üzülüyordu. O böyle dalgın dalgın düşünürken yurdun önüne geldiler. “Yarın sabah 9’da seni burada bekliyor olacağım” dedi Boran ağlamaklı gibiydi sesi. Sanki Esma’nın içinden düşündüklerini duyuyor gibi ona da bir hüzün çökmüştü. “Dersim var yarın sabah.” “Bir hafta derslere girmesen hiçbir şey olmaz. Ama kaderine bir hafta izin vermezsen ömür boyu çok şey olabilir.” “Sen ne biçim bir adamsın ya? Daha bana seni beğeniyorum demeden sevgili olmadan evlen benimle diyorsun. Okulumu bırakıp bir gün tanıdığım bir adamla yeni bir hayata yelken açacağımı düşünüyorsun. Sana ne bu cesareti verdi anlamadım ama o kişi ben değilim.” “Bu cevabı adım gibi tahmin ediyordum. Kararını da tahmin etmek zor değildi. Ama bana bir hafta vermekle hiçbir şey kaybetmezsin. Bir hafta gece gündüz s*x yapalım da demiyorum üstelik. Tanışalım istiyorum. Yarın öbür gün yaşlı huysuz bir adam olduğumda aklımda gülüşün kalsın istiyorum o kadar.” “Sabah 9’da burada olacağım. Tanıyalım ağam paşam tanıyalım da bir an önce bitsin şu bir hafta ve dağılalım.” “Teşekkür ederim doktor hanım. İyi geceler saygılar, selamlar.” dedi zorlayarak gülümserken. “İyi geceler.” Esma odaya çıktığında arkadaşlarını ders çalışırken buldu. Hepsi solmuş ve mutsuz yüzüne bakıp ‘iyi misin?’ gibi bir şeyler sordular. “İyiyim, bir duş alayım konuşuruz önemli bir şey yok merak etmeyin sizler çalışın” dedi ve dolan gözlerine aldırmadan duşa girdi. Sıcak bir suyla tüm vücudu kızarana kadar yıkandı. Mutlu hissetmedi ilk defa bir duştan sonra. ‘Salak hayatımı mahvetmeye çalışıyor. Kafamı karıştırmaya çalışıyor. Kim bilir oralarda ne gibi zulümler var dizilerde izliyor kitaplarda okuyoruz sonuçta’ diye düşündü içinden. Karadeniz’li olsa okulunu bırakıp gidecek miydi yani? Tek sorun Doğu’lu olması mıydı? Okulu sorun değil miydi? ‘Bekle beni okulumu bitireyim ben çok çalışkan, çok zeki biriyim tam 6 yılda bitiririm merak etme’ demek isterdi ama hemen evlenmem ağa olmam gerekiyor demişti çocuk. ‘Ağalık mı kaldı ya’ diye düşündü, kaderini düşündü, geçirecekleri 1 haftayı düşündü, kara bahtını düşündü, kaçıracağı dersleri düşündü, düşündü, düşündü, düşündü. Uyumaya karar verdi. Dayanamadı narin bedeni daha fazla. Kızlara hızlıca; “Regl oldum çok sancım var başka bir şey yok uyuyayım geçer. İyi geceler” dedi. Onlar Esma’nın buradaki ailesiydi. Kendi ailesinden daha çok ailesiydi üstelik. Onlara açıklama yapmaya mecbur gibi hissetti kendini. Sabah 7’de uyandı. Kızdı kendine 2 saat acı mı çekeceksin uyu diye. Ama kalkıp derslerine baktı biraz. Kızlar uyandı ve okul için hazırlanmaya başladılar. “İyi hissetmiyorum, bugün gelmeyeceğim” dedi onların şaşkın bakışlarına yanıt olarak. Kızlar hazırlanıp çıktıktan sonra krem renkli bir elbise ve tarçın tonlarında bir hırka giyindi. Çok hafif bir makyaj yaptı ki yorgun ve üzgün görünmesin. Uzun dalgalı, inatçı saçlarını kendi halinde bırakıp yüzüne düşmelerine izin verirken çantasını aldı ve çıktı. Gelmişti Boran. Esmer tenine çok yakışan beyaz bir gömlek giymişti.Koyu bir pantolon ve siyah bir ayakkabı. Arabadan inmiş onu bekliyordu. Sevgilisi olsaydı kızardı ona. ‘Beni arabada bekle kız yurdunun önünde aranıyor gibi ne dolanıyorsun?’ derdi. Ama değildi Allah’tan. Üstelik bir hafta sonra belki başkasının kocası olacak biriydi o. Esma yaklaşınca bir çiçek çıkardı arabanın içinden. Sarı bir karanfil buketiydi görünen. Teşekkür edip aldı Esma, burnuna götürdü hemen ve hapşırdı. “Çok yaşayınız, güzel günler görünüz doktor hanım” dedi Boran ve duramayıp ekledi tabi ki “Çok güzel olmuşsun. Zaten çok güzelsin de. Bugün bütün gün benim olduğun için ayrı bir güzellik gelmiş gibi” dedi şımarık şımarık. “Sarı karanfil neden?” dedi utanmasını unutturmak için Esma. “Hüzün demekmiş sarı karanfil. Sana hüzün getirsin diye değil yanlış anlama. Urfa’da da çok yetişir ve ben küçükken toplayıp anneme çok getirirdim. O da her seferinde bana ‘hüznünü, sıkıntını alsın oğul bunlar, sen kuş gibi olasın’ derdi. O yüzden senin de hüznünü sıkıntını alsın kuş gibi kalasın diye yani.” “Bu 10 günde gözümü boyamaya çalışacaksın gibi hissetmem normal mi?” gülümsüyordu çiçeğini koklarken yine. “Asla. Nasılsam öyle davranacağım. Sen de bunu anlayacaksın zaten. Kahvaltı etme diye mesaj atmıştım ama görmedin. Etmedin umarım.” “Hayır etmedim.” “O haldeeeee buyurun doktor hanım hayatınızın ve hayatımın en güzel yolculuğu başlamak üzere kaçırmayın lütfen.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD