Rêvan

928 Words
O gün olanları hiç unutamayacağım. Bir ağabey olarak hayatımın en büyük utancını yaşadım. Kevok’u, göz göre göre bir ateşin içine attım. Onun fedakârlığı karşısında elim kolum bağlı oturmak kadar onurumu ezen bir şey olmadı. Babamın yüzü o sabah her zamankinden daha karanlıktı. Çaresizdi, ama yine de sert durmaya çalışıyordu. Aslında o da istemiyordu bu berdeli. Kimse istemiyordu. Babaannem Asiye’nin dudaklarından bir an bile dua eksik olmadı. Yine de kimse sesini çıkaramadı. Sessiz bir isyan dalgası vardı evde, ama hepsi Kevok’un kararının ağırlığına boyun eğmişti. Kevok’un bu kararı kabul ettiğini duyduğum an, içimde bir şey koptu. O benim kardeşimdi. Benim kanımdı. Hayatım boyunca onu koruyacağıma dair kendime söz vermiştim. Şimdi ise kendi hayatımı kurtarmak için Kevok’u bir kurban gibi sunuyorduk. Onunla yalnız konuştuğumuz geceyi asla unutamam. Öfkeden delirmiştim. Odayı adımlıyor, ellerimi yumruk yapıp duruyordum. Ona baktım, o ise dimdik duruyordu. Gözlerinde öyle bir kararlılık vardı ki, kelimelerim boğazımda düğümlendi. “Kevok,” dedim sonunda, sesim titriyordu. “Bunu kabul etmek zorunda değilsin. Ben ölmeye razıyım. Ama seni bir hiç uğruna feda edemem!” O ise sessizce bana baktı. Sanki bir şey söylememe bile gerek yokmuş gibi… Ama bu sessizlik, beni daha da öfkelendirdi. “Bir şey söyle!” diye bağırdım. “Bu karar saçma! Bu karar adaletsiz! Seni kimsenin elinden almalarına izin vermeyeceğim!” Ama o başını eğmeden, sakin bir sesle konuştu. “Rêvan, benim için en önemli şey sensin. Eğer bu kararı kabul etmezsem, seni kaybedeceğiz. Ben bunu göze alamam.” Sözleri, göğsümde bir ok gibi saplandı. Benim için bu fedakârlığı yapıyordu. Onun abisi olmama rağmen, onun kadar güçlü değildim. Gözlerim doldu. “Kevok, bu bir çözüm değil,” dedim, yalvarır gibi. “Kendi hayatını feda ederek hiçbir şey kazanmıyoruz. Bu, bizi sadece daha da mahvedecek.” O ise bir adım atıp elini omzuma koydu. “Rêvan, ben bunu senin için yapıyorum. Sen benim abimsin. Annemiz hayatta olsaydı, seni korumak için aynı şeyi yapardı. Şimdi bunu benim yapmam gerekiyor.” Sözleri, vicdanımı delip geçti. O an, ne söylesem bir anlamı olmayacağını anladım. Kevok, çoktan kararını vermişti. Babam odada bizim konuşmamızı duymuştu. Sessizce oturup başını avuçlarının içine aldı. Gözleri doluydu, ama o gözyaşlarını tutuyordu. Bir aşiret lideri olarak ağlamanın zayıflık olduğunu biliyordu. Ama o an, onun ne kadar çaresiz olduğunu gördüm. Babaannem içeri girdi, elleri titriyordu. “Kevok,” dedi usulca. “Sen bizim canımızsın. Ama bunu yaparak bizi mutlu edemezsin. Torunumun hayatını böyle karanlığa atamam.” Ama Kevok ona da aynı kararlılıkla cevap verdi. “Babaanne, bunu bizim onurumuz için yapıyorum. Eğer Rêvan’a bir şey olursa, bunu hiçbirimiz kaldıramayız.” Hepimiz sessiz kaldık. O gün, Kevok’un fedakârlığıyla sadece kendi hayatını değil, hepimizin ruhunu da kurban ettiğini gördüm. Ve o andan itibaren, içimdeki isyanın yerini sessiz bir teslimiyet aldı. Kevok bizim için savaşıyordu, ama biz onun için hiçbir şey yapamıyorduk. Bu gerçek, beni ömür boyu yakacak. Sonra nişan günü geldiğinde, Rojda’yı ilk kez gördüğümde, içimde bir şeyler değişti. Bu duygu neydi, bilmiyordum. Onu gördüğüm anda sanki kalbime bir ateş düşmüştü. Saçları omuzlarından dökülüyor, gözleri her şeyi bilirmiş gibi bana bakıyordu. Ama bu his, beni sadece birkaç saniyeliğine sevindirdi. Çünkü ardından bir şeyleri kaybettiğimi hissettim: Vicdanımı. Rojda, kardeşim Kevok’un kaderini paylaşan biriydi. İkimizin de ailesi, bu berdel oyununda onun mutluluğunu da benim mutluluğumu da bir kenara atmıştı. O, benim Kevok’umun yerine konmuştu. Ben ise onun yerine konan biriyle yaşamayı kabul edemezdim. Onunla konuşmamızda, gözleri bana doğru bakarken bir an duraksadım. O anda zihnimde tek bir cümle yankılandı: “O benim Kevok’uma karşılık verildi. Mutlu olmaya hakkım var mı?” İçimdeki o his, mutlulukla değil; pişmanlıkla birleşiyordu. Ertesi gün ,düğün alışverişine gidilirken , Rojda gözümün önünde zarif bir şekilde geçerken fark ettim ki, her adımı bana daha fazla çekiyordu. Ama hemen ardından kardeşim Kevok’un mahvolmuş gözlerini gördüm. Onun hayatından feragat ettiğini… Rojda, bana göre mutluluğun kapısını aralayabilirdi. Ama bu mutluluğun bedeli Kevok’un acısıysa, o mutluluk sadece bir yalandı. Kendi içimde derin bir hesaplaşmaya girdim. Bir yandan, Rojda’nın mutluluğu benim kalbimi ısıtırken, diğer yandan Kevok’un gözlerindeki soğukluğun beni ne kadar kırdığını görüyordum. Rojda her gülümsediğinde, Kevok’un sessiz çığlığı yankılanıyordu kulaklarımda. Kendi kendime sürekli sordum: “Kardeşim acı çekerken ben nasıl mutlu olabilirim?” Ama bir türlü yanıt bulamadım. Kalbim Rojda’ya kayarken, vicdanım Kevok’u unutmaya izin vermiyordu. Rojda, bu oyunun bir parçası olduğunun farkında bile değildi belki de. Masumdu, neşeliydi. Ama onun her kahkahasında bir kırgınlık hissediyordum. Çünkü o kahkahalar, Kevok’un susturulmuş çığlıklarına karışıyordu. Onunla yan yana geldiğimde göz göze geliyorduk. Bakışlarında bir çekingenlik vardı. Bana karşı bir şeyler hissettiğini seziyordum ama emin olamıyordum. Beni her gördüğünde başını eğiyordu. Ama o baş eğiş, boyun eğmekten çok, saygıdan kaynaklanıyordu. O gün, çarşıda ona doğru yürüdüğümde, elindeki kumaşı incelerken yakaladım. Göz ucuyla bana baktı ve yüzüne hafif bir gülümseme yerleşti. O gülümseme, içimde bir kıvılcım yarattı. Ama hemen ardından Kevok’un siyah elbisesi, suskun hali, yüzündeki acı dolu ifade gözümde belirdi. “Hayır,” dedim kendi kendime. “Bu mutluluk bize haram.” O gün, babaannem Asiye bana sessizce yaklaştı. “Rêvan, oğlum, senin de bir gönlün var, biliyorum. Ama unutma, bu gönlün başkalarının kanıyla sulanmasın. Eğer bir hata yaparsan, kardeşinin kanı da eline bulaşır,” dedi. Onun sözleri içime bir hançer gibi saplandı. Babaannemin bu kadar bilge ve bir o kadar da acılı olması, beni gerçeklerle yüzleştirdi. Bu berdel sadece Kevok’un değil, benim de ruhumu esir almıştı. O gün kendi kendime yemin ettim: “Rojda’ya olan hislerim ne olursa olsun, Kevok’un mutluluğunu çalmayacağım.” Ama biliyordum ki, bu hisler asla geçmeyecekti. Rojda her gülümsediğinde içimdeki çığlıklar yankılanacaktı. Kevok her sustuğunda, vicdanım beni boğacaktı. Ben, her ikisinin de arasında kalmış bir adamdım. Ne tam bir ağabey ne de tam bir âşıktım. Ve bu savaşın galibi olmayacaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD