bc

EL ADAMI: YASAK TUTKU +18

book_age18+
1.2K
FOLLOW
19.0K
READ
revenge
dark
fated
opposites attract
second chance
friends to lovers
kickass heroine
mafia
gangster
drama
sweet
bxg
kicking
city
mythology
small town
another world
lies
secrets
love at the first sight
addiction
seductive
wild
like
intro-logo
Blurb

Deren terk edilmiş bir kasabada yaşar ve gizli görevlere gider. Bir gün hafızasını kaybetmiş bir adamla karşılaşır. Bu adam pek çok sır, yalan ve ihanet taşır. Derenin hayatı bu adamla beraber alt üst olur. Yasak aşk en tehlikeli anda gelir.

chap-preview
Free preview
1. EL ADAMI
Bir ceset gördüm. İçimi buz gibi bir hava kaplarken hemen yanında bulunduğum dere var gücüyle akmaya, ormanda yankılanan tek ses olmaya devam ediyordu. Siyah deri pantolonumun belini yukarı çekip cesede doğru birkaç kısa adım attım. Bu ıssız ve soğuk ormanda yerde öylece yatıyordu. Gözlerimi kısıp ağır çizmelerimle ölü bedene iyice yaklaştım ve deri eldivenli ellerimi yünlü ceketimin içinden çıkardım. Attığım her adımda yerdeki kuru yapraklar çıtırdıyor, ince dallar ayağımın altında ezilip kırılıyordu. Cesedin yanına geldiğimde temiz havayı birkaç kere derince koklayıp gözlerimi çamurlu yerde yatan kişiye çevirdim. İçimdeki soğukluk yavaş yavaş kaybolurken yerdeki kişiyi inceledim. Sırt üstü yatıyordu. 25-30 yaşlarında, siyah saçlı, hafif esmer, keskin yüz hatlarına sahip bir erkekti. Yapılı bir vücuda sahipti. Üzerinde çoğu yeri çamurla kaplı olan siyah bir kazak ve pantolon vardı. Saçı sakalı birbirine karışmıştı ve alnındaki derin yaradan çenesine doğru kanlar süzülüyordu. Adamın ölü olduğundan emin olmak için bir dizimi kırarak üzerine eğildim. Kaburgalarımı biri mengeneyle sıkıyordu sanki. Daha önce pek çok ölüm görmeme ve ölülerle içli dışlı olmama rağmen bu adam bana kendimi tuhaf hissettirmişti. Sağ elimdeki eldiveni çıkarıp elimi esrarengiz adamın boynuna doğru götürdüm ve parmaklarımı şah damarının üstüne bastırdım. Parmak uçlarımda hissettiğim nabızla birlikte taş kesildim. Adam yaşıyordu! Ölü değildi! Hemen geri çekilip sol elimdeki eldiveni de çıkardım, boynumdaki atkıyı alıp adamın alnındaki yarasına bastırmaya başladım. Tahminime göre birileri bu herifi öldürdüğünü zannedip işini yarım bırakarak kaçmıştı. Terk edilen ve sadece benim yaşadığım Kızılcehennem Kasabası'nda böyle bir olayın yaşanması oldukça garipti. Belki de birileri bana mesaj vermeye çalışıyordu, belki de yeni görevimle ilgili bir olaydı. Zihnimde binbir çeşit ihtimal takla atarken soğuk bir esinti kuru yaprakları yerinden oynattı. İçimi merakla dolu sorular kaplarken kendimi rahatlatmak için dudaklarımı ısırdım. Bu adamı yaşatmalı, uyandırmalı ve bildiği her şeyi öğrenmeliydim. Kendi can güvenliğimi, görevlerimi, işimi riske atamazdım. Adamı yaşadığım kulübeye kadar sürükleyemezdim bu yüzden onu o halde bırakıp hızla geri döndüm. Bodrum dediğim alan kulübenin hemen yanındaydı. Bodruma girip büyük el arabasını aldım, ormana götürmeye başladım. Koşar adım hareket ettiğim için araba durmadan tangırdıyor, çamurlu ve dallarla kaplı yolda bir zıplayıp bir yere batıyordu. Tüm kemiklerim gerilimden dolayı sızlıyordu. Yıllar önce yaşanan korkunç katliamdan ve açıklanamayan bazı olaylardan dolayı terk edilen Kızılcehennem Kasabası'na bu adam nasıl gelmiş olabilirdi? Bazı eşkıyalar, görevlerimi aldığım ajanlar, hizmet ettiğim başkanlar hariç bu kasabayı bilen birileri yoktu. Kalbim zihnime kötü şeylerin olacağını, sonu olmayan bir döngünün başladığını fısıldıyordu. İşin berbat tarafıysa kalbim ne derse doğru çıkardı... Ilık nefesim hızla havaya karışırken el arabasını adamın yanına getirdim. Adamı kollarının altından kavrayarak bedenini büyük bir kuvvetle yukarı doğru çektim. Sırtını arabaya koyup duruşunu düzelttim. Baygın adamı güç bela arabaya yerleştirdim. Fazlasıyla kan kaybediyordu, acele etmem lazımdı. Hava kararmaya başlıyordu ve benim bir an önce ormandan ayrılıp güvenli olduğunu düşündüğüm kulübeme geri dönmem gerekiyordu. Bu adamı uyandırmalıydım. Zorlanarak, dişlerimi sıkarak, kollarımdaki tüm kasları sonuna kadar kullanarak el arabasını kulübeye taşıdım. İşim bittiğinde soğuk havaya rağmen ter içinde kalmıştım. Kulübemin kapısını açtım, adamı tekrar kollarının altından kavrayıp arabadan aşağı indirdim. Sürükleyerek eve taşıdım ve salondaki koltuğun üzerine yavaşça yatırdım. El arabasını bodruma götürüp ellerimi sabunla güzelce yıkadım. Adama bir an önce pansuman yapmam gerekiyordu. Ölmemeliydi! Kulübeye girip kapıyı kapattım, adamın kıyafetleri hem dere kenarında yattığı hem de yerde sürüklediğim için ıslaktı. Salondaki dolaptan bir makas alıp adamın siyah kazağını ortadan ikiye kesip kazağı adamın üstünden çıkardım. Sporla uğraştığı belliydi çünkü yapılı göğüs ve karın kasları ortaya serilmişti. Eğitilmiş bir ajan, gizli görevlere çıkan bir asker olabilirdi. Belki de sıradan bir insandı. Pantolonunu da üstünden çıkarttım, yatak odasından aldığım kalın battaniyeyi sadece kafası açıkta kalacak şekilde tüm vücuduna örttüm. Makası aldığım dolaba geri gidip ihtiyacım olan malzemeleri aldım. Kısa bir sürenin ardından adamın yarasını dikip pansuman yapmıştım bile. Derin soluklar alarak baygın halde yatmaya devam ediyordu. Parmaklarımı şah damarına koyup nabzını yeniden kontrol ettim. Şu anda her şey olması gerektiği gibiydi. Sırada adamın uyanmasını beklemek vardı. Sabretmem gerekiyordu. Aynı zamanda dikkatli de olmalıydım. Başka zaman olsa bu adamın yaşaması için bu kadar uğraşmazdım fakat içgüdülerim bana tatsız olaylar yaşanacağını söylüyordu. Dumanlı düşüncelerimi dağıtmak için başımı iki yana salladım ve ortalığı topladım. Kulübem benim bu yaşıma kadar sahiplendiğim tek evimdi. Evim şu anda soğuktu, bu yüzden sobayı yaktım. Yatak odamdaki çekmeceden silahımı alıp belime koydum. Her zaman tetikte olmakta fayda vardı. Salona geri dönüp diğer koltuğa uzandım, sabah at kuyruğu yaptığım siyah saçlarımı açıp kafa derimin rahatlamasına izin verdim. Başımı koltuğun kolçağına yasladım, uyku beni kendine çekti. Ne kadar zamandır uyuduğumu bilmiyordum fakat bildiğim tek şey şu anda büyük bir tehlikede olduğumdu. Başımda dikilen biri vardı, bunu çok net hissediyordum. Sıcaklığı ve varlığı bedenimdeki tüm sinirleri dürtüyordu. Gözlerimi hala açmamıştım, sıcak nefesler yüzüme doğru yaklaşmaya başladığında gözlerimi hafifçe araladım ve daha önce hayatımda görmediğim masmavi bir çift gözle karşılaştım. Öyle bir maviydi ki ne gökkubbe ne de okyanuslar bu rengi açıklamaya yetmezdi. Tam kaşlarımı çatmıştım ki adam bir elini boynuma sardı. Boğazımı sıkmaya başladı. Uyku sersemliği beni zayıf düşürmüştü. Ellerimi adamın boynuna dolayıp inledim ve göz temasını kesmedim. Adamın gözlerinde nefretten başka bir şey yoktu. O güzel maviliğin her bir zerresi nefretin mürekkebine bulanmıştı. Nefes almak adına dudaklarımı araladığımda bakışları dudaklarıma kaydı ve boğazımı tutuşu biraz gevşedi. Aslında ona saldırabilirdim, eğitimliydim fakat hamle yapmak istemiyordum. Belimde tabancam duruyordu, ona rahatlıkla uzanırdım. Tekrar acıyla inledim ve "Bırak beni." Diye zorlukla fısıldadım. Adam mavi gözlerini yeniden gözlerime dikip beni tek eliyle boynumdan havaya kaldırdı. Onun elinde havada sallanıyordum. Bacaklarım boşluğu dövüyordu. Tam elimi belime uzatacaktım ki beni hızla koltuğun yanında geçirip duvara sertçe yasladı. Başım duvara gürültüyle çarpınca acıyla bağırdım. Tüm bunlar olup biterken gözlerimiz hiç ayrılmamıştı. İşte o an içgüdülerimin beni yine haklı çıkardığını anladım. Bu adamda tehlikeli bir şeyler vardı. Bana göre kesinlikle eğitimli bir ajandı. Ben havada sallanmaya devam ediyordum. Vücudumdaki hava git gide azalıyordu. Boynum çok ağrımaya başlamıştı ve başım da acıyordu. Adamın üstünde sadece baksırı vardı, çıplak bedenini bana yaklaştırıp duvarla kendi arasında beni iyice sıkıştırdı. "Bana ne yaptın?" Diye hırladığında ellerimi beni tutan koluna sardım. Siyah saçlarım duruma tezat bir biçimde kolunu okşuyordu. "Hayatını... Kurtardım..." Diye yarım yamalak fısıldadığımda beni geri çekip yeniden duvara çarptı. "Yalan söyleme!" Diye bağırıp yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Bu kadar oyun yeterdi. Ona yaptığım iyiliğe nankörlük edip canımı yakmıştı. Gözlerimi kısıp "Yalanı... Sevmem..." Diye konuşup aynı anda hem bacak arasına tekme attım hem de belimdeki silahı çıkardım. Adam daha ne olduğunu anlayamadan silahın kabzasıyla başına sertçe vurdum. Beklemediği darbeler sonucunda afalladı ve beni yere bıraktı. Bir eli bacak arasını diğer eli kafasını tutarken dizinin arkasına hızla tekme attım. Adam aniden yere, dizlerinin üstüne kapaklanırken silahımı ona doğrulttum. Boğazımı sıktığı için birkaç kere öksürdüm. Zorlanarak da olsa yutkundum. Boynumda iz bıraktığına emindim. Adam dizlerinin üzerinde durmayı bırakıp kalçasının üstüne oturdu ve bana bakmaya başladı. O bakışlarda gördüğüm şey korku değil saf nefretti. Silahımın namlusu tam başına hedef alıyordu. Çatallanan sesimle "Eğer bir daha bana zarar vermeye, saldırmaya kalkarsan mermiyi o sikik kafana yersin." Diye hırladım. Sinirden dişlerimi sıkmaya başlamıştım. Bir insana uyurken saldırmak en kalleş hareketlerden biriydi. Adam yavaşça doğruldu, silah umrunda değil gibiydi. "Bana ne yaptın?" Diye olanca gücüyle bağırdı. Çenesini sıkıyordu, ellerini yumruk yapıp açıyordu. "Ben seni baygınken buldum. Seni evime aldım ve tedavi ettim. Karşılığında beni öldürmeye kalktın." Diye soğuk bir sesle yanıtladım onu. Ellerini başının üstünde birleştirdi. Tüm karın kasları gerilmişti. Böyle bir güzelliğe yazık olacaktı. Çünkü yaptığı tek bir yanlış olursa bu silah patlayacaktı. "Hiçbir şey hatırlamıyorum!" Diye çaresizce mırıldandı. Başını iki yana sallıyordu, bir elini alnındaki sargı bezine götürdü ve "Bunu sen mi yaptın?" Diye nefretle sordu. "Yarayı yapıp yapmadığımı soruyorsan, hayır. Ne yazık ki onu ben yapmadım. Tedavini ben yaptım." Deyip göz devirdim. Adam gözlerime uzun uzun bakıp "Sana neden güveneyim?" Diye sordu. Yüzümü ekşittim. Ciddi miydi bu herif? "Sen şaka mısın? Asıl benim sana güvenmemem gerekiyor. Dediğimi anlamadın mı? Seni evime alıp tedavi ettim. Beni öldürmeye kalktın. Bir de utanmadan nasıl güveneyim diyorsun!" Artık sinirlerim bozulmaya başlamıştı. Şu tetiği bir çeksem... Derin bir nefes alıp sakin olmaya çalıştım. Bu adam bana lazımdı. Tam bir şey demek için ağzını açmıştı ki ellerini başının iki yanına koyup acıyla bağırmaya başladı. Öne doğru eğildi ve birkaç kere öğürdü fakat kusmadı. "Başım!" Diye feryat edip battaniyenin olduğu koltuğa oturdu. Ne kadar çok acı çektiği yüzünden belli oluyordu. Tüm bu süreç boyunca kılımı bile kıpırdatmadan, silah ona doğrultulmuş halde bekledim. Birkaç dakika sonra yavaşça toparlandı ve acıdan yaşaran gözleriyle bana baktı. Tek kaşımı kaldırıp bakışlarına meydan okudum. Öfkeyle geriye doğru yaslanıp battaniyeyi üzerine örttü. "Adın ne?" Diye tok bir sesle sordum. Gözlerini halıya dikip "Hatırlamıyorum. Hiçbir şey hatırlamıyorum." Diye sakince konuştu. İşler iyice karmaşık bir hal alıyordu. Başım belaya girmiş gibi hissediyordum. "O zaman bana en son ne hatırladığını söyle." Yutkunup donuklaşan bakışlarını bana çevirdi. "En son ne yaptığımı hatırlamıyorum. Bilmiyorum!" Diye bir anda bağırdı. Mavi gözlerindeki donukluk gitmiş yerine nefret gelmişti. Silahımı hareket ettirip ona varlığını hatırlattım. "Birincisi burası benim evim ve evimin kuralları var. İkincisi sen de bu kurallara uymak zorundasın. İlk kural: Bağırmak yok. İnsansan insan gibi davran. İkinci kural: Saldırmak yok. Yoksa bir daha bu kadar anlayışlı olmam, beynini dağıtırım." Konuşmamı bitirdiğimde yapmacık bir şekilde güldüm. Yüzünde hala bir nefret ifadesi vardı ve anlamsızca bana bakıyordu. Acaba kafasına fazladan darbe mi almıştı? Algılama yeteneğinden yoksun gibiydi. Bıkkınca nefes alıp "Kendine bir isim seç. Seç ki sana hitap edebileyim." Dedim. Kaşlarını çatıp battaniyeye iyice sarındı. Birkaç saniye düşüntükten sonra "Bana Emir diyebilirsin." Dedi. Başımı sallayıp "Tamam Emir, tanıştığımıza memnun olmadım. Keşke buraya hiç gelmeseydin." Dedim alay ederek. Yüz ifadesi sertleşti ve "Sanki ben çok memnunum." Diye mırıldandı. Ardından "Senin adın ne?" Dedi. Dudaklarımı ıslatıp "Deren." Diye cevapladım. "Hmm, pek de güzel değilmiş." Diye bana meydan okuyan bakışlarla baktı. "Ciddi misin sen? Kafasına silah doğrultulmuş birine göre fazla iddialı konuşuyorsun." Dedim. Gözlerini devirip "Senden zerre korkmuyorum." Diye söylendi. O ana kadar fark etmediğim bir diğer şeyse ses tonuydu. Durumun adrenalinden ses tonunun güzelliğini yeni kavramıştım. Bir adam ya da bir kadın bu kadar yakışıklı veya güzelse orada bir sorun vardır. Silahı tutmaktan yorulduğum için indirip belime geri koydum. Diğer koltuğa oturdum ve şimdi ne yapacağımı düşünmeye başladım. Oldukça saçma ve tuhaf bir durumun içindeydim. Derken kulübemin kapısı gürültüyle açıldı ve içeriye dört adam girdi. Silahımı anında belimden çıkarıp adamlara doğrulttum. Gözlerim gördüğüm kişilerle birlikte irileşirken kalbim korkudan hızla atmaya başladı. Bunlar uzun zamandır gelmesini beklediğim fakat çok korktuğum Kulaksız Eşkıyalardı. Onlara Kulaksız derlerdi çünkü baskın yaptıkları yerlerdeki kişilerin kulaklarını keserler, istedikleri olmayınca onları cezalandırırlardı. Gözlerim bir saniyeliğine Emir'e kaydı ve bana tuhafça baktığını gördüm. Eşkıyaların lideri öne çıkıp bana yaklaşmaya başladı. "Vay vay, Deren! Eve erkek mi attın sen?" Diye alay edip cebinden bir not çıkardı. Korkudan dilim tutulmuştu sanki. Kulaksız Eşkıyalarla işbirliği yapmak çok tehlikeliydi; aniden gelirler, size işi verirler ve giderlerdi. Yeniden geldiklerinde eğer o işi becerememişseniz faturanızı keserlerdi. "Bu kadar korkma Deren. Sen de insansın. Kadınların da ihtiyaçları olabilir." Deyip yanağımı elinin tersiyle okşadı ve aniden yüzüme tokat attı. Beklemediğim bu darbe yüzünden dengemi kaybedip yere düştüm. Düşerken silahım da elimden kaydı ve Emir'in ayaklarının önüne düştü. Emir hemen silahı yerden alıp eşkıyalara doğrulttu. Dudağımın kenarından akan kanı silip Lider'e bakmaya başladım. Yüzünde ölümün soğukluğu vardı. "Son yaptığın iş neredeyse başarısızlığa uğruyordu. Bu sana son uyarım. Yeni verdiğim işi beceremezsen ne olacağını çok iyi biliyorsun." Diye beni korkudan titreten bir sesle konuştu. Elindeki not yazılı kağıdı yüzüme doğru fırlattı ve önce Emir'e sonra da bana baktı. Evden çıkarken "Kevaşe." Diye söylendiğini duydum. Eşkıyalar gider gitmez notu okudum. Notta "Ayışığı Vadisi. Yarın gece. 3 numara." Yazıyordu. Ayışığı Vadisi yazısını görür görmez kanım dondu. Orası gitmekten en çok korktuğum, hayatımı değiştiren, beni bir pislik yapan yerdi. Eğer bu görevi yapamazsam başıma ölümden beter şeyler gelecekti. Emir elindeki silahı bırakıp "Hey, iyi misin?" Diye sorduğunda bakışlarımı ona çevirdim. Mavi gözlerinde bu sefer merak vardı. Ve o an aklıma bir fikir geldi. Emir'i görevimde kullanabilirdim. Bu işi tek başıma halledemezdim çünkü zor ve karmaşıktı. Ona ne kadar güvenebileceğimi bilmiyordum ama başka çarem yoktu. "Emir, yardımına ihtiyacım var." .

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

AŞKLA BERDEL

read
96.3K
bc

ÖTEKİNİ SEVMEK

read
1.8K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
102.0K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
589.4K
bc

MENZİL 🧭🧭🧭

read
4.8K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
82.0K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
63.3K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook