1- Cinayet…

2355 Words
Elif Zerda Aksoy… Pastaneden aldıklarımla taksi durağına doğru yürümeye başladım. Elimdekilere bakarken gülümsememe engel olamadım. Bugün Murat’ın doğum günüydü ve ona sürpriz yapmayı düşünüyordum. Taksi durağına geldiğimde gideceğimiz dağ evinin adresini verdim ve yola çıktık… Telefonumu elime alıp Murat’ı aradım, birkaç çalıştan sonra açıldı telefon. “Zerda?” “Sevgilim…” “Efendim güzelim?” “Ne yapıyorsun?” dedim. Amacım nerede olduğunu öğrenmekti; çünkü yapacağım sürprizden haberi olmaması lazımdı. “İşim var, sen ne yapıyorsun?” “Ben de eve geçeceğim,” dedim yola bakarken, “Öyle seni merak ettim…” “İyi bakalım… Benim bugün bayağı bir işim var, akşama doğru gelir alırım seni, olur mu?” “Olur sevgilim, sen işine bak…” “Tamam yavrum, dikkat et, öpüyorum seni…” “Tamam canım, ben de öptüm,” deyip kapattım telefonu. İşinin olması benim için avantajdı. En azından yapacağım sürprize odaklanabilirdim. Murat’la neredeyse iki yıllık bir ilişkimiz vardı ve evliliğe doğru yavaş yavaş adım atıyorduk… Özel bir şirkette çalışıyordu, ben ise doktorluğa yeni yeni adım atıyordum. Onunla üniversitedeyken tanışmıştık. Sonrasında ise arkadaşlığımız ilerlemiş, çevremizdeki ortak arkadaşlarımızın aracılığı ile buralara kadar gelmişti… Benim zaten Sevgi dışında neredeyse kimsem yoktu ya da ben bilmiyordum var olup olmadıklarını. Daha kundakta bebekken verilmişim yetimhaneye; ne annemi tanırım ne de babamı… Elimde onlara dair sadece eski bir fotoğraf parçası vardı ama onun da herhangi bir kaynağı bile yoktu… Beni yetimhanenin kapısında bulduklarında kundağımın içinde bulunmuş o fotoğraf… Belki oradan yola çıkarak bir şeyler bulurum sanmıştım ama çevresinde sayılır kimse olmayan, kendi çapında yaşayan bir kadının sadece bir kağıt parçası ile ailesini bulması imkansız gibi bir şeydi… Zaten öyle bir arayışım da yoktu artık, ne de olsa beni onlar bırakmıştı değil mi? Beni istemeyen, varlığımı bile sorgulamadan bir yetimhanenin önüne bırakan insanları arama uğraşı delilik olurdu… Şimdilerde ise bir Sevgi vardı ailem diyebildiğim, bir de Murat… Sevgi de benim gibi yetimhanede büyümüştü… Onunla dostluğumuz oraya dayanıyordu, sonrasında da hiç ayrılmamıştık… Hâlâ canım, candan ötem olmuştu benim için. Hatta Murat’ın bir ara bana evlenme teklifi edeceğini bile duymuştum ortak arkadaşlarımızdan… Bakalım, bir an önce ederdi umarım… Araba dağ evinin önünde durduğunda taksiciye ücreti ödeyip indim arabadan. Elimdeki poşetlerle bahçeden içeri geçtiğimde Murat’ın arabasını gördüm. Az önce bana "İşim var," dememiş miydi? Arabasının burada ne işi vardı ki? Kaşlarımı çatarak çantamdan anahtarı çıkarıp kapıya doğru yürümeye başladım. Burası Murat’ın eviydi, ara ara geliyorduk birlikte ama bana az önce işi olduğunu söylemişti… Anahtarı çevirip kapıyı açtığımda görünürde kimse yoktu… “Sevgilim…” Muhtemelen beni görmesi ona çok büyük sürpriz olacaktı. Kapıyı kapatıp içeri girdiğimde bakışlarım evin içinde dolandı. Yatak odasından sesler geliyordu… “Ah Murat, daha hızlı…” Anlamayarak gözlerimi kısıp kaşlarımı çattım… Ne oluyordu burada? Adımlarım oraya doğru giderken sesler artmaya başladı. İnleme sesleriydi bunlar; Allahım, ne oluyordu burada böyle? Kapının önünde durduğumda içeriden Murat ve bir kadının sesleri geliyordu… Elim kapının kulpuna gitti. Aralık olan kapıyı açtığımda gördüğüm manzara karşısında başımdan aşağı kaynar sular döküldü… Her ikisinin de bakışları beni buldu ama ben donmuş bir vaziyette onlara bakıyordum. Her ikisi de çıplak bir şekilde yataktalardı… Ve biri sevgilimken, bir diğeri "arkadaşım" dediğim Banu’ydu… “Zerda?” Hızla toparlanmaya başladılar. Ama ben hiçbir tepki veremiyordum ki… Öylece karşımdaki manzaraya bakarken Murat yataktan kalkıp giyinmeye başladı. Yutkundum… Midem bulanıyordu şu anda, her an kusacak gibiydim… “Güzelim…” Gelip elini bana attığında bir adım geri çekildim. “Dokunma bana…” “Zerda bir dur…” Lafı biter bitmez tokadım yüzünde yankı buldu. Yüzü yana düşerken bir ona, bir Banu’ya tiksinircesine baktım. “Allah sizin belanızı versin…” Hızla çantamı da alıp evden çıktığımda Murat’ın arkadan seslenerek geldiğini duydum ama durmadım; koşmaya başlayıp ormanlık alana doğru gittim… Ağlıyordum… Hem de deli dehşet bir şekilde. Bir yandan da koşarken hıçkırıklarım boğazıma takılmıştı… Ne kadar koştum bilmiyorum, en sonunda nefesim kesildi, bir ağaca tutunarak durdum. Elim kalbime giderken hâlâ ağlamam dinmemişti… Ben az önce ne görmüştüm öyle? Gözümü her kapattığımda o an gözümün önünde canlanıyordu, kusacak gibiydim… Bir an başım dönmeye başladı, yer ayağımın altından kayarken dünya dönüyordu sanki… “Sakin ol Zerda, sakin ol…” Ama olmuyordu ki… Kalbim deli gibi atarken bayılacak gibiydim. Başımı kaldırıp etrafa bakındım, peşimden gelmiyordu artık. Olduğum yerde kalarak sakinleşmeyi bekledim, gözlerimi yumup başımı gökyüzüne kaldırdım. “Derin derin nefes al Elif… Derin derin nefes al…” Birden bir el silah sesi geldi. Gözlerim anında açılırken ağaçların arasından kuşlar uçuşmaya başladı… Sesler yakın geliyordu, hem de çok yakında… Çantamı alıp sesin geldiği yöne doğru adımladım; bir gün bu merakım başıma çok kötü bir bela açacaktı, hissediyordum… Olduğum yerde kalırken az ilerimde birkaç adam gördüm. Bir tanesi diz çökmüş, elleri arkadan bağlıyken; biri ise silahı ona doğrulayarak başında duruyordu… Etrafta ise birkaç adam daha vardı… Allahım, bu neydi böyle? Bir günde bu kadar aksiyon fazla değil miydi? Daha az önce yaşadığım şeyin şokunu atlatamamışken bu da neyin nesiydi? “Gebereceksin lan…” “Bırak beni… Bırak yoksa yaşatmazlar seni…” “Sen düşünme bunları,” dedi silahı doğrultan adam sırıtarak. “Ölünce bunları düşünmene gerek kalmayacak…” İri yapılı, "mafya" denen tiplere sahip biriydi; yapılı, sert bir mizacı vardı sanki… Yerde diz çöken adam ise ona göre biraz daha yaşlı kalıyordu… “Ben ölürsem seni yaşatmazlar, diri diri toprağa gömülürsün…” “Sen beni bu kadar düşünme, ben kendimi düşünürüm…” Hâlâ öylece olduğum yerde taş kesmiş gibi onlara bakarken birden adam ateş etti. Yerdeki adam beyin şakağından akan kanla yere yığılırken ağzımdan, ben daha ne olduğunu anlayamadan bir çığlık koptu… Sesimle herkes bana döndü. Adam hâlâ indirmemişti silahını: “Bu nereden çıktı lan?” Aferin Zerda, bir bu eksikti değil mi? “Yakalayın…” Ne? Allahım yardım et… Adamlar bana doğru koşmaya başladıklarında anında arkamı dönüp ben de koşmaya başladım. Bu neydi şimdi ya? Resmen bir film setinde gibiydim… Bir cinayete tanıklık etmiş, şimdi ise kaçıyordum… Peşimde ise silahlı adamlar vardı… Bir güne bu kadar aksiyon fazlaydı ama… “Yakala lan, yoksa biteriz!” Arkamdan sesleri geliyordu ama bakmadım; durmaya vaktim yoktu. Kaçmalıydım, arkama bile bakmadan tüm hızımla koşmam gerekiyordu. Ah be Zerda, ne diye her şeye koşar, her şeyi merak edersin ki? Başına bunun geleceği belliydi zaten. Bir kere de yerinde uslu uslu otur işte. Ne geliyorsa başına, bu inadın ve merakın yüzünden geliyor. Nefes nefese koşarken hâlâ arkamdan geliyorlardı. “Allah’ım ne olur yardım et,” diye kendi kendime konuştum. “Yardım et…” Hava yavaş yavaş kararıyordu ama ben nereye gidiyordum ki? Hiçbir fikrim yoktu bu konuda. Daha fazla koşamazdım; birden kendimi köşede duran çalıların arasına attım. Elim kalbime giderken nefesimi tuttum. Umarım beni bulmazlardı; yoksa yolun sonuna gelmiştim, buraya kadarmış Zerda… “Nereye gitti lan bu?” “Bilmiyorum…” “Uzaklaşmış olamaz…” “Bulmamız gerekiyor onu, yoksa patron bizi diri diri yakar!” Başımı hafifçe eğip baktığımda hemen arkamdalardı. Çok değil, bir iki adım atsalar beni göreceklerdi. Kalbim her an durabilirdi; nefesimi bile tutmuştum şu anda. “Gel, sen şu tarafa bak bence. Ben de şu tarafa bakacağım.” Ayak sesleri uzaklaşırken nefesimi bıraktım. “Allah’ım çok şükür…” Birkaç saniye nefesimin düzene girmesini bekledim, yoksa olduğum yere yığılacaktım. Bir an önce buradan çıkıp eve, Sevgi’nin yanına gitmem gerekiyordu. Ayağa kalktığımda hava kararmıştı artık. Bu benim için avantaj olsa da nereye gittiğimi bile bilmeden yürüyordum. Etrafıma baka baka yürürken korkudan resmen titriyordum. İki saat içinde ne yaşamıştım ben öyle? Sevgilime sürpriz yapmak isterken asıl sürprizi ben yaşamıştım. Sevgilimi arkadaşım ile yatakta basmış, sonrasında ise onun şokunu atlatmadan, hiç tanımadığım bir adamın öldürülüşüne şahitlik etmiştim. “Allah’ım, şuradan bir sağ salim çıkayım; sana söz veriyorum, bir daha hiç kimsenin işine karışmayacağım. Bırak karışmayı, üç maymunu oynamazsam bana da Elif Zerda demesinler!” Birden sesler gelmeye başladı; net değildi ama gitgide yakınlaşıyorlardı. Allah’ım, yoksa bulmuşlar mıydı beni? Ne olur yardım et, nasıl bir cenderenin içine düşmüştüm ben böyle? Adımlarımı hızlandırarak yürümeye devam ettim ama önüm zifiri karanlıktı, telefonumun şarjı da bitmişti. Ne halt yiyecektim ben acaba? Yardım bile isteyemiyordum ki… Birden araba sesleri gelmeye başladı. Kaşlarımı çatarak devam ettim. Ana yoldu burası. Allah’ım sana şükürler olsun! Elimi kaldırsam da hiçbir araba durmuyordu. “Allah’ın cezası, biriniz de durun!” Ama yok, hiçbiri durmuyordu. “Orada!” Gelen sesle başımı çevirip baktım. Onlardı; bana doğru koşmaya başladılar. “Yakala lan!” Birden önümde bir araba durdu. Onlarla aramda mesafe vardı; hızla duran arabaya bindim. “İyi misiniz?” “Lütfen hızlı olun, lütfen!” Adam anlamayarak baktı bana. Titrek bir sesle arkama baktım. “Bunlar kim?” diye sordu adam. “Eski sevgilim… Ne olur sürün, gitmek istiyorum,” dedim ağlayarak. Adama cinayete şahit oldum desem belki de korkacak, beni arabadan indirecekti. Başını sallayarak çalıştırdı arabayı. Biz uzaklaşırken onlar hâlâ arkamızdan geliyorlardı. Bir iki saniye sonra durup kendi kendilerine konuşmaya başladılar. Elim kalbime giderken derin bir nefes aldım. Atlatmıştım. Allah’ım sana şükürler olsun, atlatmayı başarmıştım. “İyi misiniz?” dedi adam bana endişeyle bakarak. “İyi görünmüyorsunuz.” Nasıl iyi olabilirdim ki? Birkaç saat önce ilk olarak aldatıldığımı öğrenmiş, sonrasında ölümden dönmüştüm. Bence şu an nefes alıyor olmam bile bir mucizeydi. “İyiyim,” dedim elim hâlâ kalbimdeyken. “Çok teşekkür ederim durduğunuz için.” “Ne demek,” dedi yola bakarak. “Ama anlamadım, neden kaçıyorsunuz?” “Eski sevgilim,” dedim yine yalana sığınarak. Eve gidene kadar bu adama mecburdum. “Ondan kaçıyorum, yanındaki de arkadaşıydı.” “Size bir zarar vermediler, değil mi?” “Hayır,” dedim başımı iki yana sallayarak. “Bir şey yapmadılar.” “Polise gidelim ister misiniz? Ya da hastaneye?” “Yok,” dedim nefesim düzene girerken. “Beni eve bırakabilirseniz yeterli benim için. Çok sağ olun.” “Tamam…” Torpidoyu açıp içinden su şişesi çıkarıp bana uzattı. Elinden alıp birkaç yudum içip ona geri verdim. “Teşekkür ederim.” “Rica ederim, ne demek.” Hâlâ istem dışı arkama bakıyordum; ya hâlâ takip ediyorlarsa beni? Ne yapacaktım? Resmen durduk yere hayatımı mahvetmiş, başımı belaya sokmuştum. O anları düşündükçe nefesim kesiliyordu. Bir an önce eve, Sevgi’nin yanına gitmem gerekiyordu; olan biteni anlatmalıydım. Şehre geldiğimizde adam evin adresini sordu. Gerek olmadığını, bundan sonrasını kendim gidebileceğimi söylesem de iyi görünmediğimi belirtti. Evin önünde durduğumuzda adama döndüm. “Çok teşekkür ederim gerçekten.” “Rica ederim, ne demek. Yardımı dokunduysa ne mutlu bana ama daha dikkatli olun lütfen.” “Tamam… Tekrardan teşekkür ederim,” deyip indim arabadan. Etrafa bakına bakına binaya girdikten sonra hızla iki katı çıkıp kapıyı çalmaya başladım. “Geldim, geldim!” Kapı açıldığında hızla içeri girip üst üste kilitledim kapıyı. “Zerda iyi misin? Ne oluyor?” Onu duymazdan gelerek kapının arkasındaki ayakkabılık rafını kapıya doğru itekledim. “Zerda iyi misin, ne oluyor? Ne yapıyorsun sen?” “Anlatacağım Sevgi, yardım et şunu kapının önüne çekelim!” Anlamsızca baktı bana. Gözlerimi devirdim. “Hadi!” Dudak bükerek gelip yardım etti. Rafı kapının önüne çektikten sonra hızla içeri geçip tüm camların kapalı olduğundan emin oldum ve perdeleri çektim. “Zerda ne oluyor? Korkuyorum.” Elim kalbime giderken Sevgi’ye döndüm. Kaşlarını çatarak yanıma gelip elimden tuttu. “İyi misin sen? Ne bu halin, tir tir titriyorsun.” “Sevgi,” dedim gözyaşlarıyla. “Çok kötü şeyler oldu.” “Ne oldu? Sen Murat’ın yanında değil miydin? Ne bu halin, korkutuyorsun beni.” “Allah onun belasını versin… Az daha ölüyordum ben Sevgi!” “Ne?” Ağlamaya başladım. Beni oturttu, o da yanıma oturdu. “Sakin ol.” Ama olmuyordu; korku iliklerime kadar işlemişti. Ayağa kalkıp mutfağa gitti. Ardından elinde suyla geri gelip yanıma oturdu. “İç şunu, kendine gel.” Bardağı elinden alıp içmeye çalıştım ama elim zangır zangır titriyordu… “Ver bana…” Yutkundum; elimi tutup gözlerimin içine baktı. “Şimdi sakin ol ve bana her şeyi anlat…” Başımı salladım. Olan biten her şeyi en başından, en ufak detayına kadar anlatmaya başladım… Ama sesim kesiliyor, nefesim boğazıma takılıyordu. Sanki o anları yeniden yaşıyor gibiydim şu an. Ve hâlâ korkuyordum; ya bir anda gelip burayı bulurlarsa, ya ikimizi de öldürürlerse? Sevgi anlattıklarım ile şok olurken ben ondan beter durumdaydım. “Kızım ne anlatıyorsun sen?” “Sevgi ne yapacağım? Bunu polise anlatmam gerek…” “Tamam, sakin ol…” dedi elini omzuma koyarak. “Yarın ilk işimiz gidip polise gördüğün her şeyi anlatmak olacak…” “Ya burayı bulurlarsa? Ya bizi de öldürürlerse?” “Merak etme,” dedi, “atlatmışsın işte, bulamazlar burayı. Hem onlar bizi tanımıyor ki… Nereden bilecekler burayı?” “Bilmiyorum… Çok kötüydü, bir an öleceğimi sandım…” Beni kendisine çekip sıkı sıkı sarıldı. “Korkma… Yarın gideceğiz ama şimdi korkma…” Başımı ona yasladım. Ama elimde değildi, bakışlarım hâlâ kapıdaydı… -**- Sabaha kadar gözüme bir gram uyku bile girmemişti; sanki her an biri gelip kapıyı kıracak ve beni öldürecekti… Sevgi’nin de benden hiçbir farkı yoktu, gece boyunca konu üzerinde konuşup durmuştuk. Banu’yla Murat ne zamandan beri böylelerdi? O tamamen çıkmıştı aklımdan çünkü az daha kendi canımdan oluyordum; ama o da aklımdaydı şu anda. Ben ne zamandan beri kandırılıyordum, ne zamandan beri bu durum vardı? Bunların elbet cevabını alırdım ama önce polise gitmem gerekiyordu. Murat’tan elbet bunun hesabını soracaktım, sonrasında yüzüne bile bakmazdım… Resmen arkadaşımla yatmıştı. Dün yaşadıklarımı düşündükçe beynim durma noktasına gelmişti; normal bir insanın kaldıramayacağı kadar saçma ve ağır şeylerdi. Başımı iki yana sallayarak daldığım yerden sıyrıldım. Zaten gece boyunca uyumamıştım, bir an önce polise gitmem gerekiyordu. Bakışlarım koltukta uyuyakalan Sevgi’ye kaydı; sabaha karşı uyuyakalmıştı. Bana "Sabah birlikte gidelim," demişti ama beni neyin beklediğini bilmiyordum; o yüzden onun başını belaya sokamazdım. Hızla ayağa kalkıp odaya geçtim. Üstüme başıma çekidüzen verdikten sonra bir kâğıda not yazdım: “Bu işe seni karıştıramam, eğer eve gelemezsem polisi ara…” Kâğıdı onun başucuna koyup saçlarından öptüm. O, benim bu dünyada "aile" diyebileceğim tek kişiydi; onun da başını belaya sokamazdım. Derin bir nefes alıp çantamla telefonumu alarak evden çıktım. Binadan çıkarken bacaklarım titriyordu. Dışarı çıktığımda derin bir nefes alıp etrafı kolaçan ettim, kimse görünmüyordu. Hızla yürümeye başladım. Bir an önce karakola gidip olan biten her şeyi anlatmam lazımdı. Etrafıma bakınarak yürürken köşeyi döndüm. Arkama bakmak için başımı çevirdiğimde ağzımı iri bir el kapattı. Anında çırpınmaya başladım ama nafileydi. Çok güçlü ve iri biriydi her kimse; beni kollarının arasına alıp arkamdan sardı. Eli ağzıma baskı yaparken bağırmaya çalıştım ama sesim onun avuç içine hapsolmuştu. Arkamda olduğu için yüzünü göremiyordum. Yavaş yavaş gözlerim kapandı; bedenim ağırlaşırken o iki iri kolun arasında kaldım. Yolun sonuna gelmiştim…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD