O kapıyı kapatır kapatmaz kalktım yerimden.
“Öküz! Öküz!”
Ellerimdekilerle beraber girdim banyoya. Buğulanmış camı elimle sildim ve yansımadaki yüzüme baktım.
Belki her göze hitap etmeyebilirdim ama çirkin bir kadın değildim eminim. Güzel olduğumu söylerdi herkeste.
Uzun kızıl saçlarımı doladım parmaklarıma. Belki beni en başka yapan şeydi saçlarım. İkinci kere insanları baktıran saçlarımdı.
Dolgun denecek kadardı dudaklarım da. Dişlerimin izleri kızartmıştı. Parmağımı değince acısıyla canım yandı ve çektim hemen.
“Ne yapıyorum ben ya!”
Dönüp iç çamaşırlarımı çıkardım ve kendimi banyoya attım. Duşakabinin konforuna alışmak çok kolay oldu. Sıcak suyu sonuna kadar açıp akan suyun altında hareketsizce dakikalar geçirdim. Su sanki tüm acılarımı, yaşadıklarımı, geçmişimi süpürüp götürüyordu.
Gözlerimin önünden akıp gidenlere yarım saat öncesi geldi. Azap’ın inleyişi ve kendini üzerime bırakışı…
“Kadınlar bundan nasıl zevk alıyorlar!” diye sordum yine kendi kendime.
Ben neden acı dışında birşey hissedememiştim? İlk olduğundan mı? Yoksa bende mi bir kusur vardı?
Sağ elim hala sızlamaya devam eden bacaklarımın arasına gitti. Biraz bastırdım üzerine sızısına deva olsun diye.
İçime girişini, kalınlığını görmemiştim ama bu kadar küçük bir delikten nasıl geçmişti böyle, hala anlam veremiyordum!
Parmaklarımı aşağı doğru kaydırdım ve içeri girdiği o küçük deliği buldum. Parmaklarımı üzerine sürttüm yumuşakça. Kızarmış mıydı bilmiyorum ama sürtünmeden dolayı yanmıştı. Su ona da iyi geliyordu.
Parmağı daha da bastırınca sızı farklı bir uyuşmaya döndü. Bacaklarımın arasında bir karıncalanma vardı sanki. Elimi bastırdıkça daha da artan ama elime ihtiyaç duyan. Avucumu üstten bastırdım ve o karıncalanma daha da belirginleşti. Tarifi çok zordu ama hoşuma gitmişti bu kaşıntı.
Elimi bir kez daha bastırdıktan sonra çektim. ‘Artık gerçekten banyo yapmalıyım’ dedim kendi kendime.
Rafta bir başına duran şampuanımı alıp döktüm saçlarıma ve köpürtmeye başladım.
Ama aklım hala bacaklarımın arasındaki tatlı kaşıntıdaydı. Bacaklarımı birbirine yaslayıp o karıncalanmayı bastırmaya çalıştım.
‘Bir günde bozuldu ayarlarım!’
Şampuandan arındıkta. sonra kapattım suyu ve duştan çıktım. Havluya sarınıp kapıyı araladım ve korkuyla bir çığlık daha attım.
Gecenin bir vakti genç bir kadın gelmiş yatağımı topluyordu.
“Kimsin sen! Ne yapıyorsun sen!”
“Ben Esma. Evin çalışanıyım. Çarşafınızı değişmek için geldim” dedi ve gülümsedi.
“Bu saatte mi?”
“Bu şekilde yatmayın diye” dedi kanı ima ederek.
Niyeti iyi olsa da yersiz ve rahatsız ediciydi!
“Bir daha lütfen kapıyı çalmadan girmeyin”
Esma pek de memnun kalmayarak salladı başını. O işini hızlandırırken bende dolaba döndüm. Kapakları açıp üç beş parça elbiseyi karıştırdım. Pijama niyetine giydiğim elbisenin bir önemi yoktu diye düşündüm. Neticede Azap bir daha gelmeyecekti. Sabahtan erkenden çıkarırdım zaten, kimse görmezdi.
Her zaman kullandığım pijamayı çıkardım. Üzerimde hissettiğim gözlerle Esma’ya döndüm. Elimdeki pijama takımına bakıyordu dikkatle.
Benim de ona baktığımı anlayınca kaldırdı başını.
“Bitti” dedi.
“Teşekkür ederim”
Esma ağır adımlarla çıkarken bende onu baştan aşağı süzdüm.
“İyi maaş alıyor belli ki! Elimdekine böyle baktığına şaşmamalı”
Üzerinde gecelik yoktu ama iş elbisesi olmak için de fazla kaliteli ve pahalı gibiydi.
Her detay bu evde kendimi daha fazla eğreti hissetmeme sebep oluyordu. Kendi kendimi doldurmayı bırakıp giydim pijamalarımı ve kendimi yatağa attım. Ne ara yastığa vardım ne ara uyudum bilmiyorum.
•••
Sabah erkenden kalktım. Bacaklarım arasındaki sızlama ve yabancı bir konak tüm uykularımı kovalamıştı.
Yatağı toplayıp hazırlandım ve elimden geldiğince oyalandım. Avludaki ilk sesle beraber cam kenarına geçtim. Çalışan olduğu tahmin ettiğim iki kadın ellerinde tepsilerle üst kata koşturmaya başladılar. Kahvaltı hazırlandığına göre artık odadan çıkabilirdim.
Meraklısı olduğumdan değil ama tanışma faslını bir an önce bitirmek istiyordum, stresle beklemek yerine çarpışmak her zaman tercihimdir.
Odadan çıkıp salona doğru ağır ağır ilerledim. Avluya çıktığımda dün gece odamdan beliren kız, Esma dikildi önüme.
Gündüz gözüyle bir kez daha süzdüm. Pek güzel ve cilveli birşeye benziyordu. Koca göğüslerini insanın ağzına sokacak cinsten dekolteli bir elbisesi vardı. Elbise kalçasını daracık sıkarken devamında genişliyor. Genişleyen yerinde ki yırtmaçlar her adımında uçup tatlı küçük dekolteler ortaya çıkarıyordu.
Ateşli bir kadındı kısacası!
Bunca erkeğin içinde cesur bir kıyafet seçimi.
Avlunun içinde her zaman bekleyen beş adamın dışında kapı önündekilerde sık sık içeri girip çıkıyordu. Bunca erkeğin arasında bu yaşta bu güzellikle gezinmek kesinlikle cesurcaydı.
“Günaydın gelin hanım” dedi ve benim onu süzdüğüm gibi beni süzdü.
Sesinde rahatsız edici bir alaycılık vardı.
“Günaydın. Kimse uyanmadı mı?”
“Bir Rojda hanım kalktı, salonda. Diğerleri daha çıkmadı odalarından” dedi.
Boş boş bakınca kız bir kapıya doğru döndü,
“Salon orası” dedi.
Bu alaycı tavırın sebebi neydi böyle.
“Teşekkürler” dedim soğuk bir sesle ve önünden geçtim.
“Ağam kalktı mı?” dedi hafifçe gülerek. Arkamı dönünce meydan okuyan gözlerini gördüm. Benimle gerçekten eğleniyordu!
Cevap verecek kadar güçlü değildi elim ve mecburen önüme dönüp salona ilerledim.
Kapısına gelince adımlarım kısa bir süreliğine tekledi. Kimseyle tanışma fırsatım olmamıştı ve şimdi ben sizin yengenizim demek biraz tuhaf geliyordu.
Neyse ki bu konaktaki en büyük şansım karşımdaydı,Rojda!
Beni farkeder fark etmez kalktı ayağa,
“Sen…” yanıma gelip,
“Eslem’di değil mi?” dedi samimiyetle.
“Evet, Eslem”
Hayranlıkla bakıp baştan aşağı süzdü.
“Ben de Rojda” dedi ve sarıldı. Bu sıcakkanlılığı beklemediğimden şaşırıp kaldım.
Biraz geri çekilip,
“Halam senden bahsetti. Ben siz evlenmeden önce tanıştırır diyordum ama… Neyse böylesiymiş kısmet” dedi ve içeriye doğru çekti beni.
“Kaç yaşındasın Eslem?”
“Yirmi”
“Cehenneme gelmek için erken bir yaş” deyip güldü.
“Konaktan cehennem diye mi bahsediyorsun?”
“İleride anlayacaksın. Üstelik kocanın adı Azap! Gerçekten cehennem işte” dedi ve yine güldü.
İçimden umarım ileride öyle hissettirmez diyerek güldüm bende.
“Halam konaktan, bizlerden bahsetti mi?”
“Hayır, Kıymet hanımı da bir kez gördüm zaten”
“Seni kimseyi tanımadığın bir konağa akşam vakti atıp kaçtılar yani öyle mi?” dedi üzülür gibi.
“Biraz öyle oldu” dedim kendimi zorlanarak güldüm.
“Özür dilerim öyle demek istemedim” dedi hatasını fark ederek ve elime sarıldı.
“Haklısın, merak etme yalnış anlamadım”
“Ben sadece… Neyse madem kimse sana bizden bahsetmedi ben sana bir özet geçeyim” dedi ve arkasına yaslanıp hikaye anlatır gibi anlatmaya başladı.
“Evin büyüğü halamdır. Kıymet hanım! Gördüysen biliyorsundur hükümet gibi kadındır, sözünün üzerine söz söylenmez. Tabi Azap abim dışında!
Düşün abimi bile evliliğe ikna edebilecek kadar dediğim dedik bir kadındır. Kaynanan ve kayınpederin yok ama Kıymet halam hepsine yeter.
Babam vefat edeli çok zaman oldu, kaç yıl oldu hatırlamam bile. O gittikten sonra halam ve Azap abim sahip çıktı bize. Onlar büyüttü hepimizi. Azap abim hem büyüdü hem büyüttü.
Halam gibi soğuktur Azap abim. Pek konuşmaz, insanın gözüne bile bakmaz konuşurken. Bize bile çok serindir. Sesi hep yüksekten çıkar. Yani sana bir şey yapar ederse üzülme sakın…” dedi ve acı gibi bir gülümseme geçti yüzünden.
“Ama merak etme öyle dayağı falan yoktur. Siniri de yoktur, sadece soğuktur soğuktur.
Azap abimin bir küçüğü Ali abim. O da Zişanla evli, iki üç yılı var. Zişan aynı zamanda kuzenimiz olur. Yabancıyla, huyunu suyunu bilmediğimizle olmasın, güvendiğimizle olsun diye Zişan’ı aldık. Pek tatlı kızdır zaten çok seversin”
Bu evlilik aşkla değilde anlaşmayla yapılmış gibi anlatıyordu. Bölmeden dinlemeye devam ettim.
“Ömer abim var bir de. Azap abimin tam tersi, yüzünde güller açar onun. Neşesini hiç kaybetmez, aynı ben.
Onların küçüğü Yasemin, yani benim bir büyüğüm. O da Azap abimin kopyası. Ağlak, nemrut! Çekersen bir ondan çekersin. Yorar insanı!
Bir de Bekir var, en ufağımız. Daha liseyi yeni bitirdi, biraz gecikmeli tabi”
“Annen?” dediğimde duraksadı ve gülümsemesi silindi. Belli etmeyerek tekrar gülmeye çabaladı.
“O da yıllar önce vefat etti” dedi ve geçiştirir gibi kapattı konuyu.
Ayağa kalkıp,
“Konağı gezdireyim mi sana?” dedi hevesle.
Ben dudaklarımı aralamıştım ama bir ses bastırdı sesimi.
“Günaydın!” dedi gergince.
İkimizde dönüp kapıya baktık. Yirmilerinin sonunda esmer uzun boylu ve kemerli burunlu bir kadın dikiliyordu. Rojda hafifçe eğilip,
“Yasemin” dedi.
Suratsız Yasemin!
“Günaydın” dedim ve kalktım yerimden.
“Günaydın ablacığım ben de yeni yengemizle kaynaşıyordum” dedi Rojda gülerek.
Yasemin donuk gözlerle bakınca ben yaklaşıp elimi uzattım.
“Eslem” dedim.
Önce elime sonra yüzüme baktı ve küçümseyici bakışlarını üzerimden ayırmadan Rojdaya cevap verdi.
“Azap abim ve halam bu konuda yeterince açık konuştular Rojda!”
“Abla!”
“Böyle gereksiz samimiyetlere hiç gerek yok” dediğinde bende sinirlenip çektim elimi.
Meraklısıyım sanki!
Sinirle cevap verecekken kapıdan bir kadın daha geldi özürler dileyerek.
“Günaydın, geçe kaldım biraz” dedi ve çekinerek baktı Yasemin ve Rojda’ya.
Rojda,
“Daha kimse kalkmadı zaten, önemli değil” dedi gülümseyerek.
Yasemin de,
“Bu hafta iki oldu Zişan! Geceleri televizyon izleyeceğine erken uyu!” dedi azarlar gibi.
Rojda yaklaşıp,
“Zişan, Ali abimin karısı” dedi.
Karısı mı?
Peki Yasemin gelinleri böyle aşağılama gücünü nereden buluyordu?
Kapıdaki Zişan’a döndü bakışlarım. Omuzları düşük, gözlerinde çekingen bir ifade vardı. Ellerini birbirine bağlamış parmaklarını ovuşturup duruyordu.
Bir de kuzenleri…
Kuzenine bunu yapan bana ne yapacak acaba?
“Zişan hadi git şu kahvaltıya bak! Abimler dökülür birazdan” dedikten sonra Zişan koşturarak çıktı salondan, bize döndü Yasemin.
“Sen de çok niyetliysen Eslem’i gezdir! Herşeyin yerini bellesin. Sonra da Zişan’ın yanına gidin yardım edin. Yetişemez” dedi ve Rojda ile aramızdan geçip koltuğa geçti.
Rojda gözlerini devirerek döndü bana ve koluma girdi.
“Sanki Esma ve Gevher mutfağa yetmiyormuş gibi kıza iş buyuruyor!”
Salondan çıktıktan sonra,
“Hep böyle midir?” dedim.
Derin bir nefes alıp,
“Maalesef. Bu evdeki kalbi en taş insandır ablam. O halamın elinde büyüdü, kolay değil. Kadın diye aşağılayıp durdu, böyle taş kalpli bir kadın yaptı.
O da sinirini bizden çıkarıyor. Size de kaynanalık yapıyor”
“Seni halan büyütmedi mi?”
“Yok, şükür! Ben biraz hastalıklı bir çocukmuşum, halam da pek yaşamaz demiş atmış başından. Antep deki büyük hastanenin yanında yaşıyordu amcamlar o zaman. Beni de onlara bırakıp abimlerin yanına dönmüş.
Ben yıllarca tedavi gördüm hastanede. Halama inat yaşadım. Büyüdükçe toparladım ama sonra da amcam salmadı. Yani halamdan da ablamdan da kurtuldum” dedi gülerek.
“Biraz gözümü korkutuyorsun Rojda” dedim bende gülerek.
“Kork zaten, en azından kendini hazırlamış olursun. Neyse hadi gel, bak burası küçük salon…” dedi ve ev turumuz başladı.
Önce iki oturma odasını ardından herkesin odalarının olduğu koridoru sonra avlu ve mutfak tarafını gösterdi.
Soğuk bir konaktı. Resmiyet dökülüyordu her bir detayından. Herşey fazla nizami ve rahatsız ediciydi. Tüm ev uyumlu ama ruhsuzdu. Tıpkı Yasemin gibi!
Turumuzu mutfakta tamamladık. Zişan bir köşede çayları doldururken Esma ve Gevher de tabakları diziyordu büyükçe bir tepsiye. Zişan Rojda’ya dönüp,
“Birazdan hazır olur” dedi. Rojda gülümseyip acıyarak baktıktan sonra beni işaret ederek,
“Eslem” dedi tanıtır gibi.
Zişan ellerini üzerindeki önlüğe silip geldi hemen yanıma ve elini uzattı.
“Zişan” dedi.
“Memnun oldum” dedim ama hiç olmadım.
Benden beklenen gelinlik de böyle miydi acaba?
Kendi evimde daha beterini yapıyordum zaten ama kardeşlerimin karnını doyurmak için çırpınmak başka burada hizmetçisi varken böyle çalıştırmak aşağılık gibi davranmak başkaydı!
Rojda içeriye doğru adım atınca bende girdim ve biraz da mutfakta vakit geçirdik. Bir kenarından tutup bende yardım ettim bu sırada da Zişan ile konuştuk.
Göründüğünden fazlası değildi Zişan. Sessiz, itaatkar, sevimli, mazlum…
Ya gelin olarak seçilmesinde ki faktör buydu ya da buraya gelince böyle olmuştu!
Acaba beni de böyle mi görüyorlar ya da böyle olurum diye mi bekliyorlar?
Böyle olmamı bekliyorlarsa çok beklerler!
Esma mutfağa girdiğinde,
“Masa birazdan hazır olur. Hanımağam da kalkmış bey salonunda kahvesini bekliyor!” dedi bize bakarak. Rojda,
“Halam da sana hoşgeldin diyecek” dedi ve cezveyle kahveyi çıkarıp elime tutuşturdu.
“Hadi bakalım!”
Bir sade kahve hazırlayıp küçük bir tepsiye koydum ve Kıymet hanımın beklediği odaya doğru ilerledim. Kapının önüne geldiğimizde Rojda durdurup,
“Biraz göz korkutacak muhtemelen. Sen huyuna git , ne derse he de geç” dedi.
He denecek şey derse ne ala!
Önümdeki kapıyı çalar çalmaz Rojda kaçtı ve içeriden Kıymet hanımın sesi duyuldu. Kapıyı aralayıp girdim içeriye.