“Günaydın Kıymet hanım”
Kıymet hanım tekli bir koltukta oturmuş bekliyordu beni. Hükümet kadın sözünün altını dolduracak kadar dik ve güçlüydü duruşu.
Kahveye dikkat ederek yaklaştım ve önündeki sehpaya bıraktım. Yanındaki koltuğu işaret edince oturdum.
Baştan aşağı ağır ağır süzdü sessizce, yaptığım kahveyi alıp bir yudum içtikten sonra dikkatli gözlerle süzmeye devam etti.
“Bozhanlı konağına hoş geldin!” dedi otoriter bir sesle.
Gülümseyerek karşılık verdim.
“Şehriban da baban da tembihlemiştir seni. Buraya niye geldin, niye gelmedin biliyorsundur”
“Biliyorum Kıymet hanım”
“Son kez de benden duy o vakit”
Yine başlıyoruz!
Kahvesinden bir yudum daha aldıktan sonra anlatmaya başladı.
“Bozhanlı soyadını yedi düvel duyar bilir. Adımız geçti mi yer titrer, aklı eren bir adım çekilir.
Her gelen Bozhanlı bir öncekinin üstüne koyarak gitti. Babam Haşmet’in üzerine abim Nadim şimdi de Azap! Gücümüze güç katacak inşallah.
İleride de onun evladı şanlı soyadımızı devam ettirecek!
Nadim erken vakitte ayrıldı aramızdan ama Azap yerini o küçücük yaşında yine de doldurmayı bildi. Gücünü ta o zamanlar kanıtladı. O yaşında nicelerini diz çöktürdü önünde. Üstüne düşen ne varsa fazlasıyla yaptı. Şimdi sıra diğer görevinde! Soyunu devam ettirmekte!
Azap’ıma bir erkek evlat şarttır. Tez vakitte oğlunun sesi şu avluda yankılanmalı!
Senin bir görevin budur!
Bozhanlıya torun verebilmek.
Azap’ımın soyunu devam ettirmek”
Aman ne Azap’mış be!
Aşkla anıyordu adını.
Tepkimi bekler gibi baktı gülümseyen gözlerle. Başımı sallayıp onayladım.
“Sakın ha başka hayaller kurmayasın. Fukara köy evinde başıma talih kuşu kondu Bozhanlı konağına hanımağa olurum sanma. Kendini boşa üzme.
Bu konağın hanım ağaya, Azap’ın bir eşe ihtiyacı yok.
Ben o evden gelin değil, Azap’ımın evladına anne aldım. O vazifeyle geldin buraya.
Kalbin kırılmasın ama pekala bilirsin ki bu konağa hanımağalık da Azap’a karılık da ne senin ne o köyden kimsenin harcı değil”
Zorlanarak yutkundum ve susmaya devam ettim. Parmaklarımı sıkıp yumruk yaptım ve tüm aşağılanmaları yuttum!
Sahte sahte gülümsüyordu birde!
“Zişan da Rojda da sana düzeni öğrettir. İyi belle, ayak uydur. Sözümden çıkmazsan başın derde girmez, canın sıkılmaz. Arkanda dururum gölgem bile yeter sana.
Tez vakitte hamile kalırsan biz de üstümüze düşeni yaparız. Hanımağa olamazsın ama sülaleni geçindirecek paran da olur evin de. Hayal edemediğini yer içer, bize şükredersin
Bir bebeğe hayat sereceğiz önüne”
Gülümsedi ama aşağılama dolu bu gülümseme bana hiç geçmedi.
“Gelelim şimdiye…
Azap iki gecede bir yanına uğrayacak, görevini yerine getirecek usülünce.
Sen de kendine iyi bakacaksın, tabi bizde. Öyle hastalık falan istemem. Şeker gelecek bugün yanına. Yıllardır bizle çalışır, bir işi de ebeliktir. O senin yemenle içmenle hastalığınla ilgilenip takip edecek. Sözüne birebir uyarsan altı aya kalmadan gebe kalırsın”
“Ya kalamazsam?” dediğimde gerildi.
“Bir sorun çıkar da kalamazsam?”
“O vakit bu kahveyi başkasının elinden içerim” dedi ve kahvesinden bir yudum daha aldı.
“Korkma Eslem, Bozhanlı arkada bıraktığına bile baş eğdirmez. Babanın şimdi cebini dolduran para size yeter” dedi ve yine eğlenir gibi güldü.
Başına rasgele attığı eşarbını boynuna dolayıp boğmak istemem normal bence!
Kahvenin sonunu içip masaya koydu ve az önce yerin dibine sokmamış gibi baştan aşağı süzüp,
“Yasemin seni bir alışverişe çıkarsın. Üstüne başına birşeyler alsın. Yataklık da alsın” deyince göz bebeklerim büyüdü.
Kahve bardağını bana doğru itekleyince kalktım yerimden. Bardağı tepsiye alırken,
“İlk geceni hakkıyla geçirmişsin kızım. Doğumunu da göstersin Rabbim” dedi öpmem için uzattı elini.
Öyle normalmiş gibi konuşuyordu ki benim utanmam yersizmiş gibi hissediyordum.
Gece değişen çarşafın Kıymet hanıma sunulmuş olması utanç verici değil miydi yani?
Uzattığı eli öptükten sonra kapıyı işaret etti ve hemen çıktım. Dışarı adım attığım anda tuttuğum tüm nefesimi verdim.
Azap mı daha soğuk bu kadın mı bilmiyorum!
Azap düpedüz soğuktu ama bu kadın gülümseyerek soğutuyordu içimi.
Mutfağa inerken bir yandan da dışarıdan gelen seslere kulak kabarttım. Salondaki gürültü epey yükselmiş, evde ki herkes uyanmıştı sanırım.
Azap’ın sesini tam olarak seçebileceğimi sanmıyorum ama konuşanların arasında yoktu sanırım. Tepsiyi bırakır bırakmaz döndüm salona. Rojda yine yardımına yetişti ve sarıldı hemen koluma. Tanıştırma faslına devam edip Ali, Ömer ve Bekir ile tanıştırdı.
Ömer Rojda’nın söylediği gibi güler yüzlü, sıcak kanlı biriydi. Bekir ise henüz kabına sığmayan olgunlaşma döneminde bir ergendi. Ali biraz daha Azap’a benziyordu. Sessiz, ilgisiz, umursamaz, donuk.
Kıymet hanım odaya girince herkes ayaklandı. Onun nezaretinde masanın başına geçtik. nereye geçeceğim bilmediğim için biraz geride kaldım. Masanın başındaki sandalye boş kalacak şekilde herkes yerleşmeye başladı. En başa Kıymet hanım karşısına Yasemin yerleşti, diğerleri de yanlarına sıralandı. Rojda yine imdadıma yetişti ve masanın sonundaki sandalyeyi benim için ayırdı.
Herkes yerleştikten sonra Azap girdi içeriye. Hızlıca herkese göz gezdirip günaydın dedikten sonra masanın başındaki yerini aldı.
Bakmak istemediğim halde gözlerim Azap’a kayıyordu. Bir yandan utanırken bir yandan merak ediyordum. Nasıl bir tepki verecek veya nasıl bakacak diye. Ama Azap tepkisiz ve umursamazdı. Sadece bana karşı değil masadaki herkese karşı aynıydı.
Daha önce görmediğim kadar çok çeşit olduğu kahvaltı masası fazlasıyla iştah açıcıydı. Ama bu gergin ve yabancı ortam midemi düğümlediğinde kahvaltı edemiyordum. Hele Yasemin’in Zişan’a olan tavırlarını gördükçe daha da iştahım kaçıyordu. Aileden biri gibi değil de bir hizmetçi gibi davranıyor Yasemin. Hatta köleymiş gibi. Bu üstünlük kurma çabasına Ali tepkisiz kalırken Kıymet Hanım onaylar gibi destekliyordu. Eminim yakında benimde başıma gelecekti.
Kahvaltı Azap’ın kalkmasıyla sonlandı. Erkek kardeşleriyle birlikte toparlandılar ve kapıya doğru yöneldiler. Kıymet Hanım ve Yasemin ugurlamak için peşlerinden giderken Rojda umursamazca koltuklardan birine çöktü. Zişan da kahvaltıyı kaldırmaya başladı. Nerede duracağımı bilemeyerek kaldım ayakta.
Bu evin düzeni gerçekten çok başkaydı! Alışmam zaman alacaktı…
Elimden geldiğince masaya yardım etmek etmeye başladım. Kıymet Hanım ve Yasemin birkaç dakika sonra salona döndüler. Kıymet hanım Yasemin’e dönüp,
“Bugün yarın bir vakit alışverişe çıkın, Eslem’e bir dolap dizin” dedi. Yasemin memnuniyetsizce,
“ İki valiz çeyizle gelmişti. Yeterli değil mi hala?” dedi.
“ Eslem’e yeter ama bu konağa yetmez”
“Tamam hala müsait olduğumuzda götürürüm çarşıya”
Yasemin’le alışveriş yapma ihtimali gözümde belirtince yalvaran gözlerle Rojda’ya döndüm.
Rojda başını sallayıp gülümsedi ve içimi biraz olsun rahatlattı.
•••
Birkaç saat sonra odaya kaçabildiğim anda kastığım bedenim gevşedi. Hala ait hissetmesem de odada en azından yalnız kalabiliyordum.
Kıyafet konusunu tekrar aklıma gelince üzerimdeki kıyafetlere baktım.
İdare ederdi aslında!
Yine de dolaba göz atıp daha güzelini bulabilir miyim diye baktım . Uzun süre rafları karıştırdıktan sonra anladım ki Kıymet hanım sonuna kadar haklıydı. Bu kıyafetler bana yeterdi ama bu konağa asla yetmezdi.
Kapı çaldığında Rojda olduğunu sanarak sevinip hemen açtım. Ama karşımda altmışlarında kısa boylu tatlı bir kadın vardı. Bana gülümseyerek bakıp,
“Günaydın gelin hanım, beni hanım ağam gönderdi” dedi.
Kıymet hanımın bahsettiği ebe olduğunu tahmin ederek ,
“Şeker hanım?” dedim sorarcasına.
Kadın gülerek,
“Pek hanım demezler bana gelin hanım. Aba abla ebe teyze derler” dedi.
Kapıyı biraz daha araladım ve ben de Rojda’dan sonra gördüğüm en gerçekten gülümseyen insanı gülümseyerek karşıladım.
“Seni bir göreyim diye gönderdi hanımağam”
İçeri girmeye niyetlenir gibi olunca geri çekilip yol verdim . Şeker hanım içeriye girdi ve odaya şöyle bir göz gezdirdikten sonra bana döndü.
“Pek de gençmişsin gelin hanım, maşallah maşallah” dedi. Kapıyı kapattıktan sonra,
“Gelin hanım baştan söyleyeyim benden utanma çekinme. Bilirim şimdi ne sorsam utanıp sıkılacaksın ama hiç kendini sıkma. Ne soruyorsam ne yapıyorsam bil ki erkenden gebe kalasın, ana olasın diye.
Ettiğin kelam da gördüğümde bende kalır. Benim işim budur zaten. Nicelerini görür hepsini susar unuturum. O yüzden benden utanma sıkılma” dedi ama yine de bu kadar rahat olabilecegimi zannetmiyorum. Hele böyle bir giriş yaptıktan sonra fazlasıyla mahrem sorular soracağını anlayıp utanmamam imkansız olurdu.
Yine de gülümseyerek karşıladım. Biraz daha yanaşıp vücuduma bakmaya başladı.
“Ağrın sancın var mıdır?”
“Yok” dedim ve bir adım geri çekildim
“ Sabah kanaman oldu mu?” diye sordu. Biraz çekinip cevap vermekte gecikince,
“ Azıcık kanama olur gelin hanım, normal normal. Hafif sızlamasa da normal” dedi.
Yanaklarımı ısınmaya başlamıştı şimdiden.
“Gece çok ağrın oldu mu? Canın çok yandı mı?” diye sorunca hepten sustum.
“ Gelin hanım dedim ya ben sana utanma sıkılma diye. Senin iyiliğin için sorarım”
“Yok çok olmadı” dedim bir an önce bu işten kurtulmak için.
“İyi iyi. Bundan sonra daha kolay olur, senin de gönlün olur”
“Hiç sanmıyorum” dedim ve derken ne kadar densizce bir şey dediğimi fark ettim.
Şeker hanım gülerek,
“Olur olur! Hem de öyle bir olur ki…” dedi.
Bende mi bir sorun var acaba!
“Canın bir kere yandı diye hep yanar sanma gelin hanım. Acı geçti gitti, bundan sonrası iyilik hoşluk.
Olmasa millet her gece her gece yapar mı? Bir kaç gece geçir hele seni de göreceğiz” dedi ve komik tiz kahkahalarıyla güldü.
Komik gülüşü beni de güldürdü.
“Ben akşamına sabahına şifalı çaylar yapacağım. Zamanında getireceğim önüne. Yemene içmene de dikkat edersin. Kilon yerinde ama bu iş kiloluyu sevmez. Zaten gebe kalınca da alacaksın. Sen iyisi mi ayarlı ye, bol bol da avlu da yürü. Oturdun mu yerinde kalma”
“Huyum değildir zaten”
Babam sağolsun!
“Oturman gereken yeri de bil ama” dedi imalı imalı ve bir kahkaha daha attı.
Yaşlı bir ebe değil de terbiyesiz bir arkadaş gibiydi.
“Ağam gelip de işi gördükten sonra hemen kalkma, az yat bekle. Yolcu yoluna varınca kalkarsın.
Başka yollara saptırma ha sakın adamı. Yerine varsın ki işimizi görsün” dedi ve bir kahkaha daha attı.
Bu kadın aşmış gerçekten!
“İki güne bir gelecek, bir kere yapacaksınız ha. Artık iki dakika mı elli iki dakika mı sürer bilmem ama ağam bir kez…”
“Anladım anladım” diye kestim sözünü.
“Sen serbestsin ama. Canın ne kadar isterse yap, ağamın da hoşuna gider. Seni hoşlandıkça o daha çok hoşlanır”
Göğüslerime doğru eğdi başını,
“Maşallah maşallah” deyince kollarımı göğsüme yaslayıp kapamaya çalıştım.
“Şeker hanım bunlar biraz fazla… Yani bu kadarını da konuşmaya gerek yok”
“Pek utangaç çıktın he. Tamam gelin hanım şimdilik susalım. Sonra konuşuruz yine” dedi insafa gelip sustu.
Şeker hanım çıkar çıkmaz kendimi yatağa bıraktım. Bu nasıl bir ilk gün böyle!
Yalnızlığımdan istifade telefonu çıkardım ve evi aradım. Birkaç kez çaldıktan açıldı.
“Alo!” diye bağırdı Hakan.
“Sabah sabah ne bu sinir Hakan?”
“Abla! Sen olduğunu bilsem… Abla delirttiler beni, bir bilsen! Şebek durmuyor, bahçeye çıkmaya çalışıyor, daha bir şey yemedi bile!
Zaten gece de uyumadı, ablama gideceğim diye tutturdu”
“Versene telefonu bir konuşayım”
“Şebek! Tarık! Gel buraya! Ablan arıyor, bak seni istiyor!”
Birkaç saniye sonra çığlık sesleri duyuldu. Sadece Tarık’ın değil Sait ve Selim’in de seslerini duydum.
Hepsi birden gelip bağırışmaya başladılar. Telefonu kapışırken birbirlerini şikayet ediyorlar, bir yandan da kendilerini savunuyorlardı. Aşina olduğum hatta çoğu kez sinirlendiğim bu halleri şimdi gözlerimi doldurdu.
“Tamam bağırışmayın artık. Annem nerede? İndirir vallahi birinizi”
“Zaten birimizi halledip gitti abla” dedi Tarık gülerek.
“Sait’in kafasına terlikle vurdu” dedi ve kahkaha attı Selim.
“Tarık hani koruyacaktın onları! Bir de gülüyorsun” dedim kızarak.
“Haketti ama abla. Salak gitti ekmeğini köpeklere yedirdi, sonra aç kaldı. Selim’in ekmeğini…”
Tekrar kargaşa başladı ve herkes olayı kendi ağzından anlatmaya başladı. Bir süre dinledikten sonra,
“Çok acıdı mı?” dedim. Önemli olan buydu benim için.
“Yok abla bu taş kafalıya birşey olmaz” dedi Selim.
“Acımadı abla, vallahi acımadı”
“Doğruyu söyle”
“Acımadı yeminle”
“Yok abla biraz kulağı kızardı o kadar” dedi Tarık.
“Tarık bir daha olmasın. Bak sana emanet ettim onları, aklım kalmasın sizde”
“Sen ne yaptın abla? Yeni ailen güzel mi?”
Mükemmel!
“İdare eder” dedim gülerek.
“Abla o adam sana birşey yaparsa bize söyle! Hemen geliriz” dedi Sait.
“Aklımda ablacığım, korkarsam sizi arayacağım hemen” dedim gülerek.
“Abla bunlar plan yapmış. Eğer sana birşey yaparsa taşla öldüreceklermiş”
“Ne!”
“Akşam işten dönüşünü bekleyeceklermiş ağaç tepesinde. Dolmuştan inince görünmeden kafasına atacaklarmış”
“Kimin fikri bu?”
Kısa bir sessizliğin ardından Sait,
“Benim” dedi çekinerek.
“Sait Azap işe dolmuşla gelmiyor, ona göre hazırlan” dedim.
“Neyle geliyor?”
“Arabası var”
“Ben sana demiştim oğlum! Zengindir o adam diye!” dedi Selim Sait’e kızarak.
Tatlı atışmalarını bir süre daha dinledikten sonra Tarık’ı tekrar sıkı sıkı tembihleyerek kapattım telefonu.
Odada bir saatten fazla vakit geçirdiğimi anlayınca ilk günden yersiz olacağını düşünerek çıktım odadan. Salona girerken Kıymet hanım ya da Yaseminle denk gelmemek için dua ettim ve şükür ki dualarım karşılık buldu.
Rojda ve Zişan vardı sadece. Zişan’ın gözleri biraz nemlenmişti ama beni görünce yine de gülümsedi.
“Zişan iyi misin?” dedim ve içeri girip yanına oturdum.
“İyiyim” dedi sesi titreyerek.
Rojda gözlerini devirerek,
“Yasemin” dedi.
“Ne oldu?”
“Her zamanki şeyler” dedi Rojda. Zişan’ın önce hıçkırığı sonra gözyaşları firar etti.
Rojda Yasemin’in Zişan’a yaptıklarından bahsetti biraz.
Bu her zamanki şeyler ne kötü şeylermiş böyle…
Ben nasıl başedeceğim bunlarla?