5.YANLIŞ SEÇİM

1903 Words
Akşam üzeri tıpkı kahvaltı için olduğu gibi Zişan mutfağa gitmek üzere kalktı. Ben de yardım etmek için takıldım peşine. Tabi hazırlıklar bizim evdekiler gibi değil, iki tencereyle bitmiyormuş. Salatası, çorbası, yemeği, pilavı derken düğünlük denecek kadar çok yemek yaptık. Pilavı demlenmeye bırakıp oturduğum anda kapıdan bağırış sesleri duydum. “Ne oluyor!” Tanıdık bir ses avaz avaz bağırıyordu. “Abla! Abla! Abla!” “Selim?” Hızla kalktım yerimden ve çıktım mutfaktan. Ben kapıya koşana kadar gürültüyü duyan Kıymet hanım ve diğerleri de salon kapısından çıkmış merakla bakıyorlardı. Dış kapının hemen önünde duran adamlardan birine, “Kapıdaki bağıran kardeşim” dedim. Hemen aralandı kapı ve çıktım dışarı. Selim bisikletinin üzerinde etrafını çevreleyen adam yığını arasında gülümsüyordu bana. “Abla! Bak sana ne getirdim!” dedi ve bisikletin sepetinden poşeti alıp açtı. İçinden eski kırık melek biblosu çıktı. “Meleği getirdim” “Ne işin var burada! Bir de yalnız mı geldin!” Bisikletten indi ve sorumu ciddiye almayarak geldi yanıma. “Üstelik bisikletle!” Meleği elime tutuşturup, “Ama meleği getirdim. Sen çok severdin onu, hem başında olmadan yatamazsın ki” dedi. “Annemin haberi var mı buraya geldiğinden?” Başını salladı iki yana. “Çocukların haberi var mı? Tarık’ın?” Salladı yine başını. “Öyle bir başına bisikleti alıp geldin mi yani!” “Melek için” dedi ve güldü. Yaptığı hatayı biliyordu bal gibi. “Evi nasıl buldun peki?” “Sora sora” dedi pişmiş pişmiş gülerek. Ben ona fırça atmaya hazırlanırken içeriden, “Ne oluyor orada! Asım! Fatih!” diye bağırdı Kıymet hanım. Selim’i önüme alıp omuzlarına bastırdım sıkıca ve Kıymet hanıma doğru döndük. “Kıymet hanım kardeşim Selim gelmiş de…” dedim mahcup olarak. Kıymet hanım bir bana bir Selim’e baktı. Pek memnun olmasada başını salladı. “Şimdi gönderiyorum geri” Selim kıpırdanıp, “Abla benim çişim var. Tuvalete girmem lazım” “Şşt!” “Ne ağaca işeyince kızıyorsun ama!” Selim’in omuzlarını daha sert sıktım. Kıymet hanım soğuk bir sesle, “İki lokma birşey ver, soluklansın öyle gider” dedi. Kıymet hanım dönüp konağa girer girmez Selim’e sağlam bir fırça attım ve içeri sürükledim. Benim gibi görmemiş kardeşim konağa olan hayranlığını gizleyemedi. Benim azarımı duymadan, “Abla buraya bizim evden beş tane sığar! Oha içinde çeşme var. Abla şuna bak kaç kapı var, oha! Ne maç yapılır burada he…” Kolundan tutup hızlandırdım ve önce odama götürdüm. Hayranlığı burada da devam etti. “Abla var ya bu yatakta en az on kişi yatar” “Hadi banyoya! Gir tuvalete, elini yüzünü de iyice yıka” “Tamam” dedi ve etrafına bakına bakına girdi içeri. “Odadan çıkma, mutfağa gidip geliyorum!” Arkasından bakarken farkettim ki yüzümde büyük bir gülümseme vardı. Bu kadar kısa vakitte nasıl bu kadar çok özleyebildim böyle? Selim’e atıştıracağı birşeyler hazırlamak için çabucak çıktım odadan ve mutfağa indim. Dolapta içli köfte ve kuru dolmaları görünce bir tabağa koydum. Ben küçük bir tabak yapana kadar Selim odadan kaçmış konakta koşturmaya başlamıştı. Huzursuzluğu sadece ruhumda hissettiren konak artık sessiz huzurunu da kaybetmiş oldu. Selim odaların kapısını açıp kapatıp avluda koşturup duruyordu. Avluya çıkıp tuttum kolundan ve mutfağa soktum. İtiraz edecek gibi oldu ama tabağı görünce sustu. Başına oturup birkaç dakika içinde hepsini yedi. Boğulacak gibi yemek yiyişini biri görecek diye panikledim biraz. Kardeşim de benim gibi ait değildi buraya! Neyse ki Selim’in kalabalıkla tanışması yemek sonrasına denk geldi. Avluya çıkıp Rojda, Zişan ve evin çalışanlarının etrafında dolanıp meraklı gözlerle izledi hepsini. Varlığı mutlu ediyordu ama bir yandan da tedirgin ediyordu. Saate bakınca Selim geleli neredeyse bir saat olduğunu farkettim. Kıymet hanımın avluya çıkıp uyarıcı bir bakışını gördükten sonra Selim’i uğurlamak zorunda kaldım. Kapıya varınca, “Dikkatli ol. Bir daha gelmek istediğinde de haber ver lütfen” “Neden? Burası senin evin değil mi? Ne zaman istersem gelirim” “Değil Selim, burası benim evim değil. Sadece kısa bir süreliğine burada kalacağım” “Sonra eve mi döneceksin?” “Bakacağız orasına” “Gelme abla, biz gelelim buraya sen gelme” Gülüp sarıldım. “Hadi bitanem, gerçek evimize tıpış tıpış” İtiraz etmeden bindi bisikletine ve hızlı hızlı pedalları çevirmeye başladı. Ben evimi özledim! • Ben bir süre daha ayrı kalacağım kardeşlerime yanarken mutfaktan gülme sesleri geliyordu. “İşine bak Esma” “Varoş köylü” dedi ve kıkırdadı. Az daha yakınlaşınca sesler daha da netleşti. “Esma sus kız! Biri duyacak!” “Ben sana söyleyeyim ağam bunu koynuna bir alır iki alır daha almaz. Üstüne başına baksana. Kadın dediğin az cilveli olur, bakımlı olur” “Esma! Şuradan tahta kaşık getir” diye bağırarak yarıda kesti cümlesini Gevher hanım. “Hanımağam ne diye getirdi bunu anlamadım ki! Heralde kapının önüne rahatça koyabilmek için. Ne de olsa çocuğu alıp dehleyecekler. O da doğurursa… Ama çok ballı kız vallahi. Bak biz de hizmetçiyiz o da bir nevi hizmetçi. Biz arkalarını temizliyoruz, o ağamın altını” “Esma kız sen çoştun iyice! Sus!” Bir adım daha attım ve hakkımda güzel düşünceleri olan Esmayı gördüm. Hemen arkasında Halime hanım ve Gevher hanım vardı. “Aman abla, boşver. Ay o çocuk neydi öyle abla, bıraksak mutfağı yerdi vallahi. Çıkarken daha cebine elma tıkıştırıyordu. Ay abla çantan falan açıktaysa kontrol et içini he. Çocuk her yere girip çıktı. Bunlarda her yol vardır, elma gibi cüzdanı da indirir” Çok uysal bir kadına mı benziyordum acaba? Ya da dışarıdan bakılınca korkulmayacak birine mi benziyordum? Bence değildim. Kesinlikle öyle değildim! Erken öğrendiler bunu… İçeri bir adım atıp, “Çıkın dışarı” diye bağırdım Halime ve Gevher hanıma. Esma birkaç ton renk atıp kekelemeye başladı. “Eslem hanım…” “Çıkın dışarı!” diye tekrar bağırdım. Mutfaktaki herkes ellerindekini bıraktı. “Biz şakalaşıyorduk öyle Halime ablayla” “Varoş köylü öyle mi?” Üzerine doğru yürüyüp tezgahla arama sıkıştırdım. “Varoş yetmez beni anlatmaya Esma!” “Eslem hanım…” “Ben tanıtayım mı kendimi!” Çenesini kavradım sıkıca. “Benim geldiğim yer varoşun dibi! Ömründe görmemişsindir öyle yer. Anlatsalar sefaletine inanamazsın öyle bir yer! Ben orada açtım gözümü! Varoşun ta içine doğdum ve büyüdüm” Ellerimi tezgaha attım ve arkadaki bıçağı kavradım. “Bana uzattığın dilin neyse de kardeşime…” Elimi kaldırınca Esma’nın gözleri bıçağa kaydı ve korkuyla bir çığlık attı. Senin o hırsızla suçladığın çocuk için ben kaça gece uykusuz kaldım biliyor musun! Kaç gece hastanelerde kaldım, yemek yesin diye ayrı okusun diye ayrı uğraştım! Belki iyi şartlarda yaşamadılar ama şükür namustan, ahlaktan yana hiç eksik kalmadılar! Şerefsizlik nedir gördükler ama asla yapmadılar!” İyice yaslandım üzerine, artık kaçacak kımıldayacak yeri kalmamıştı. “Ben kardeşlerimi pörtlek gözlü bir sıskanın ağzına meze etmem! Kimse kardeşlerime tek kelime edemez! Ettirmem!” diye bağırdım. Kapıdaki meraklı kalabalığın bağırış sesleri yükselmeye başladı ve seyircimiz arttı. Yakınlaşıp kulağına, “Senin ağanla yatağa kaç kez girerim bilmiyorum Esma ama kardeşim harama el uzatmaz, kimsenin malına dönüp bakmaz bunu biliyorum! Ona iftira atanın da canını okurum bunu da çok iyi biliyorum!” dedim ve bıçağı yanağına yaslamak üzereydim ki. Bileğimi biri tuttu ve geriye doğru savurdu. Yasemin! “Eslem!” diye bağırdı ve geriye çekti. Esma elini yanağına bastırarak geri çekildi ve Yasemin’in arkasına geçti. “Ne oluyor burada! Kendine gel! Bu ne rezillik!” “Rezilliği senin fesat çalışanın çıkardı!” Yasemin Esma’ya dönüp, “Ne oluyor?” dedi. “Kardeşi cebine elma koymuştu ona gülmüştüm, Halime ablalarla sadece sohbet ediyorduk” dedi ve ağlamaya başladı. O ağladıkça ben sinirle güldüm. “Bir kez daha kardeşlerimden birine dil uzatırsa…” Yasemin bir adım öne çıkıp, “Ne olacak? Ne olabilir Eslem! Burası köy meydanı değil! Biz de senin komşun değiliz! Bozhanlı konağı burası! Yerini bil de konuş!” diye bağırdı. “Neresi olduğu umrumda değil! Kardeşlerime dil uzatanın canını yakarım!” dedim bende bağırarak. Meydan okuyarak birbirimize bakarken Rojda’nın titreyen sesle, “Abi” dediğini duydum. ••• AZAP ••• Eslem ve Yasemin burun buruna bağırışıyorlardı. Tahmin ettiğim oluyordu işte. Kadınlar ve kalabalıklaştıkça artan anlamsız kavgaları… Yasemin sık sık Zişan’ın üzerine gider ve genellikle zaferle çıkardı o tartışmalardan. Konu bana kadar gelmese dahi bilirdim Yasemin’in iktidar kavgası için Zişan’a baskı yaptığını. Şimdi Eslem’in üzerine gitmiş olması kaçınılmazdı. Bu manzarada beni asıl şaşırtan Eslem’in karşılık veriyor oluşuydu. Halamın anlattığı sessiz, mazlum kız yoktu şuan karşımda. Dün gece karşımda titreyen, gözlerini kaçıran, çaresiz kız değildi. Ya da para için çocuk doğurup arkasında bırakmaya razı gelecek kadın yoktu karşımda. Yasemin kadar hırslı ve güçlü bir kadın vardı. Elindeki bıçağa bakılırsa aynı zamanda saldırgan da! Rojda, “Abi! deyince ikiside bana döndü. Yasemin’in öfkesi korkuya dönerken Eslem’in gözleri hala hırs doluydu. “Odana çık” dedim. Kaşlarını çatıp şaşkınca, “Ne!” dedi. “Odana git, beni bekle” “Ben…” “Odana çık dedim!” dedim daha sert bir tonla. Eslem sinirle Yasemin’e uyarıcı bir bakış attı ve çıktı mutfaktan. Büyük adımlarla koşturarak odaya giderken Yasemin yanıma gelip şikayet eder gibi, “Bağırış seslerine gelmiştim abi. Esma’yı sıkıştırmış tehdit ediyordu. Ben gelince beni de tehdit etti” Esma Yasemin’in arkasından sıyrılıp hıçkırıklar arasında geldi yanıma. “Ağam yemin ederim ben bir şey yapmadım. Neye kızdıysa…” Yasemin ve diğerlerine dönüp, “Çıkın” dedim. Tereddütle duraksayınca tekrar ettim daha yüksek sesle. Yerlerinden sıçrayıp döndüler ve odayı terk edip beni Esma ile yalnız bıraktılar. “Ağlamadan anlat” “Ağam ben…” “Ağlamadan!” Arka arkaya derin nefesler alıp sildi gözlerini. “Ağam bugün Eslem’in küçük kardeşi geldi. Oynadılar avluda. Sonra acıkınca yemek verdim burada. Bitince de masada elma vardı, istersen al dedim. O da bir tane alıp bir tane de cebine koydu. Ama böyle gizli gizli yapar gibi koydu. Gülmem geldi de utanmasın diye sustum, görmezden geldim. Az önce de Halime abla ile sohbet ediyorduk. Aklıma geldi anlattım. Eslem de…” İki etti. “Duymuş kapıdan, ciddiye almış, alınmış. Benim kardeşim hırsız değil, iftira atma, ben hanımağanım dedi. Kovduracağım seni dedi. Ben anlatmaya çalıştım ama Eslem…” “Karşında senin arkadaşın mı var, dengin mi var! Yasemin’e Rojda’ya adıyla mı sesleniyorsun da Eslem’e sadece Eslem diyebiliyorsun!” “Ağam ben… Yanlışlıkla oldu, ağzımdan öyle mi çıktı hiç aklım yerinde değil ki ağam. Ellerim bile hala titriyor, dilim zor dönüyor, affet” “Devam et” “Ağam kızdı işte bağırdı, tehdit etti. Döveceğim, bıçağı saplayacağım, ben varoştan geldim, biz de herkes silah kullanır, bıçak kullanır dedi. Hakaret etti, sıska dedi” Burnunu çekip gözlerini sildikten sonra, “Yasemin hanım da geldi beni korudu. Ona da bağırdı haksız yere” “Haklıya haksıza ben karar veririm Esma!” “Öyle tabi ağam… Ben sadece… Yasemin hanım ayırmaya gelmişti…” “Başka diyeceğin var mı!” “Yok ağam” “Eksiğin var mı?” “Yok ağam” “Fazlan var mı?” “Yok ağam. Sadece güldüm, yaramaz dedim. Ortalık karıştı, yoruldum dedim ona alındı heralde” “Tamam çık!” “Ağam ben senden de hanımımdan da özür dilerim. Benim yüzümden böyle iş oldu ama… İstemedim böyle ama… Bir daha olmaz ağam” “Çık odana, yeter!” “Beni bilirsin ağam kaç yıldır yanında çalışırım. Hanımağamı anam gibi sever, herkesten çok saygı gösteririm. Başımı bir gün kaldırmadım, sesimi çıkarmadım…” “Yeter” Cümlesi yarım kaldı ve itaat edip çıktı dışarı. Odama çıkma niyetiyle çıkıp merdivenlere döndüm. Yasemin ardıma takılıp, “Abi o kızı aldığımız yere geri bırakalım! Ondan bize gelin olmaz. Daha ilk günden şu rezilliğe bak. Gidip hizmetçinin boğazına yapışmak ne demek! Esma haklı, gerçekten varoş! Bir elma için yaptığı şeylere bak! Bize yakışmıyor. Bu iş uzamadan, gebe kalmadan koyalım kapının önüne! Ben halamla konuşacağım. Usulüne uygun…”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD