KAN VE KADER

653 Words
POYRAZ KARA 1.93 boyunda, hafif kumral tenime zıt duran simsiyah gözlerim, karanlığın ta kendisini andırır. Baktığım herkesi o dipsiz kuyunun içine çeker, nefeslerini keserim. İri cüssemle adımlarım yeri titreten bir yankı gibi düşer. Soyadım gibi, tüm dünyam zifiri karanlık. Ve ben bundan şikâyetçi değilim; aksine, karanlık benim gücüm, benim kimliğim. Bu güce ulaşabilmek için çok şey feda ettim, çok kan döktüm, çok can yaktım. Ama sonunda her adımımda insanlara diz çöktüren, bakışlarıyla bile ürperten bir adam oldum. --- Ofisimde oturmuş, dün aldığımız dev ihalenin dosyalarını inceliyordum. Bir hastane… şimdiye kadar üstlendiğimiz en büyük işlerden biri. Çizimler üzerinde son dokunuşları yaparken kapı çaldı. “Gel,” dedim kısa ve sert bir ses tonuyla. Sağ kolum Rıfat içeri girdi. “Abi, geçen haftaki baskınla ilgili haber getirdim,” dedi. Sözleriyle birlikte zihnimde son haftaların kaosu canlandı. Birileri, kim olduğunu tahmin ettiğim biri, deli gibi benimle uğraşıyordu. Önce mekanlarımdan birine baskın, sonra AVM’lerimden birine kara para ihbarı. Ne yaptıysa ustalıkla savuşturdum. İhbarın asılsız olduğu kanıtlandı, AVM’nin itibarını geri toplamak için kampanyalar düzenlendi. Üstüne, en kritik ihaleyi de almıştım. Yani işler yolunda görünüyordu… ama ben hiçbir şeyi unutmam. “Abi, tahmin ettiğimiz gibi… İhsan Polatlı.” Beklediğim isimdi. Dudaklarımda acı bir tebessüm belirdi. İhsan… o şerefsiz. Babasının ardından mirasa konmuş ama iradesizliğinin altında çürüyüp gitmiş bir zavallı. Ben yükselirken o battı. Ve şimdi kendi çöküşünün hesabını benden çıkarmaya çalışıyordu. Ama yanılıyordu. Benim yükselişim kimsenin düşüşüne bağlı değildi. Kendi gücüm, kendi kanım, kendi karanlığım sayesinde en tepeye çıktım. O yüzden İhsan ne yaparsa yapsın, bana rakip olamazdı. Ama artık sınırı aşmıştı. Bu işin bedelini ödemesi gerekiyordu. --- Gece olduğunda plan hazırdı. Adamların çoğunu Rıfat’a göndermiştim. Benim işim belliydi: İhsan’ın mekanına sızmak. Onun bölgesine adım attığımda, ortalık gereğinden fazla sessizdi. Güvenlik neredeyse yok gibiydi. Bu kadar kolay olmamalıydı. Burnuma kötü kokular geliyordu ama geri dönmek benim kitabımda yazmaz. Karanlık koridorda ilerlerken, gölgeler sessizce üzerime çökmüştü. Birden önüme beş adam çıktı. Demir sopaları loş ışıkta parlıyordu. “Oo, Poyraz Bey… Seni hangi rüzgar attı buraya?” dedi öndeki, yapılı bir mavi gözlü. Onu küçümseyerek süzdüm. “Anlaşılan sahibiniz karşıma çıkmaya cesaret edemeyince, itlerini üzerime salmış,” dedim dişlerimin arasından. Sözlerim yüzüne çarpmış tokat gibi geldi. Bir işaretiyle hepsi üzerime atıldı. Darbeler, yumruklar, sopalar… koridor dar ama ben daha dardım onlara. Çelik gibi kaslarımın üzerine aldığım her darbeyi geri ödetiyordum. İkisini yere serdim, üçüncünün bileğini kırdım. Yere yığılırken çıkardığı inilti, koridorda yankılandı. Dördüncüyü yere yapıştırdım. Geriye liderleri kaldı. Adam saldırmakta tereddüt etmedi. Sopasını savurdu, hızla yana kaydım. Karnına sert bir yumruk, ardından yüzüme inen darbe… başım yana düştü ama ikinci yumruğu yakalayıp kafa attım. Yere sendelediğinde onun sopasını kaptım. Birkaç darbe… dizleri çözüldü, sonra kafasına indirdiğim son darbe ile hareketsiz kaldı. Koridorda yankılanan nefesime demir sopayı duvara sürterek eşlik ettim. “İhsan! Pabucu yarım! Çık dışarıya, oynayalım!” diye bağırdım. --- Sonunda odasına ulaştım. Kapıyı ittim, içeri girdim. O an silah patladı. Omzuma saplanan kurşunun sıcak acısı içimi kavurdu. Dişlerimin arasından hırladım. “İhsan…” Karşımda, yüzünde aşağılık bir sırıtışla İhsan duruyordu. “Yolun sonuna geldin, Poyraz,” dedi. Tam o anda başıma bir silah dayanmıştı. Tuzak… Ama ben de kolay lokma değildim. İçimdeki öfke ateşi kabarmıştı. Bir saniye… bir kurşun sesi daha! Arkadaki adam yere yığıldı. Şaşkınlıkla arkasına bakan İhsan’ın elindeki silahı kaptım. “Yersiz hırsın sonunu getirdi. Baban yaşasa, bu beceriksizliğini görseydi, benden önce kafana sıkardı,” dedim. Ve tetiği çektim. İhsan’ın bedeni yere yığıldı. Ali, yanımdan fırladı. “Abi, çıkmamız lazım! Buralar karışacak!” Kan kaybım artıyordu. Kaçmaktan başka çarem yoktu. Sokaklara daldım, arkamda kovalayan köpekler gibi adamlar… Bir pansiyon gördüm. Burası pis işlerin döndüğü bir yerdi, güvenli değildi ama tek şansımdı. Hızla içeri girip kimseyi umursamadan Merdivenleri tırmandım, kapıları tek tek açtım. Hepsi dolu. Sonunda en uçtaki odaya geldim. Kilitliydi… ama benim için sorun değildi. Bir tek hamlede açtım. Ve içeri girdiğimde… gece lambasının loş ışığında, yorganın altında titreyerek bana bakan bir kız gördüm. Yeşil gözleri kocaman açılmıştı. Gözyaşları yanaklarından süzülüyordu. O an anladım… sonunda aradığımı bulmuştum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD