SILA
Babam ile Tekin nişan ve düğün hakkında konuşurken, ben de bu gecenin nasıl geçeceğini merak ediyordum. Ne olacaksa bir an önce olsun bitsin de odama kapanayım, en kısa zamanda kaçış planımı gözden geçireyim istiyordum. Şu anda elimde yaklaşık elli bin lira vardı. Günümüz ekonomisinde çok yeterli olmasa da bir süre idare edebilirdim.
Aklımdaki düşüncelerden, Aslı’nın seslenişiyle sıyrıldım:
— “Sıla kızım, hadi kahveleri yap getir.”
Ayaklanıp mutfağa yöneldim. Tam o sırada babam, “Kızım Tekin oğluma nasıl kahve içtiğini sormayacak mısın?” dedi. İçimden, “Amuda kalkarak içmiyordur herhalde,” diye geçirdim ama iç sesimi bastırıp yüzüme sahte bir gülümseme yerleştirdim.
— “Nasıl içersiniz kahvenizi?”
— “Senin elinden zehir de olsa içerim gülüm,” dedi pis pis sırıtarak.
O an içimden “öldür beni” diye söylendiğini düşündüm; benim için canıma minnetti ama elim böyle bir şerefsizin kanıyla kirlenemezdi. Aslı hemen lafa karıştı:
— “İlahi damat, pek de romantiksin. Kız Sıla, nasıl da şanslısın, görüyorsun değil mi?”
Babam öksürerek söze girip Aslı’yı susturdu. Ortam biraz toparlandı. Tekin kahvesini “bol şekerli” istedi. Mutfağa geçip kahveyi hazırladım. Servis yapmaya hazırlanırken gözüm mutfak dolabının üzerindeki tuz ruhuna ilişti. Elim gidip de dokunamadım. Ne kadar nefret etsem de vicdanım buna izin vermezdi. Allah’ından bulsun.
Kahveleri salona götürdüm. Tekin kahvesini içerken babama dönüp lafı hiç uzatmadan,
— “Hamit abi, sen beni tanırsın. Uzun süredir Sıla’ya talibim. Allah’ın emriyle kızın Sıla’yı kendime istiyorum,” dedi.
Babam göğsünü kabartarak söz aldı:
— “Sıla benim tek kızım, tek evladım. Bir baba olarak yuvasını yapmak benim görevimdir. Yaşı da geldiğine göre en doğrusu evlendirmektir. E senden iyisini de bulamayacağıma göre verdim gitti.”
Sözleri beni hem yaraladı hem de şaşırttı. Bana sormaya bile gerek duymamıştı. Aslı coşkuyla yüzükleri ortaya çıkardı. Babam ile Tekin ayağa kalkıp kutuyu açtılar. Ben, istemeye istemeye Tekin’in yanına geçtim. Parmağıma yüzüğü taktıklarında gözlerim doldu ama ağlamamak için direndim.
Tekin alnımdan öpüp kulağıma eğildi:
— “Ben sana, eninde sonunda benim olacaksın demiştim güzelim,” diye fısıldadı.
Boynuma değen nefesi midemi bulandırıyordu.
Nişan faslı sona erdiğinde hızla mutfağa kaçtım. Elleri titreyerek su içtim, gözyaşlarımı sakladım. Daha sonra tepside ikramlıklarla salona döndüm ama Tekin yine yanına çağırdı. Babam da onu destekleyince çaresiz oturdum. Dibime sokulması, fısıltıları, her kelimesi beni biraz daha tüketiyordu.
Gece sonunda Tekin kalktı. “Yarın erken gelir, Sıla’yla alışverişe çıkarız,” dedi. Ben karşı çıkmaya çalıştım ama babam ve Aslı hemen onu desteklediler. Umutsuzlukla odama kapanıp sabaha kadar ağladım.
**
Odamda bir başıma kaldığımda tek dayanağımın Bahar olduğunu biliyordum. Telefonu elime alıp aradım. Birkaç çaldıktan sonra o tanıdık neşeli ses geldi:
— “Efendim Sıla!”
"Bahar" diyebildim sadece titrek bir sesle,
sesimin titremesinden bir şeylerin ters gittiğini hemen anladı.
"Sıla iyi misin? bir sorum yok demi?"
daha fazla dayanamadığım için tek nefte herşeyi anlattım
— “Bahar… nefes alamıyorum. Bu akşam Tekin istemeye geldi. Babam kabul etmiş. Eğer buradan kaçamazsam bitecek.”
Bahar derin bir sessizlikten sonra telaşla konuştu
— “Sen daha on sekizine yeni girdin! Böyle bir şeye izin veremezler. Dinle beni, yarın istifa dilekçemi veririm. Hemen yanıma gelirsin. Otelin lojmanı var, kalacak yer ayarlarız. Seni yalnız bırakmam.”
Düşündüm gerçekten kendi iyiliğin için arkadaşımdan böyle birşey isteyebilir. miydim, ama şuan başka çıkışı yolum da yoktu
Gözlerimden yaşlar süzülürken kısık sesle sordum:
— “Ya üniversite sınavı?”
— “Onu da hallederiz. Şimdi tek önemli şey senin güvenliğin.”
Onun sözleriyle içimde küçük de olsa bir umut filizlendi. Ama aynı zamanda korkuyordum. Kaçabilir miydim gerçekten? İzmir’i, ailemi, her şeyi bırakıp Antalya’ya gidebilir miydim?..
🕰 Beş Gün
Ertesi sabah Aslı odama dalıp bana eziyet ederek uyandırdı. Üzerime çullandı, tehdit etti. Daha sonra Tekin geldi, beni apar topar dışarı çıkardı. Yolda konuşmalarından anladım ki, nişanı hızla nikâha dönüştürmek niyetindeydi.
Belediyeye gidip başvuru yaptı ve nikâh için beş gün sonrasına gün aldı.
O an anladım ki önümde sadece beş günüm vardı.
Ya kaçacak, ya da sonsuza kadar Tekin’in karanlığına hapsolacaktım.
---