2- Ateşli öpüşme.

1511 Words
Geri çekilmek istedim. Tam hareketece geçecektim ki dirseklerimden tuttu. Şüpheyle yüzüme baktı. ''Ne oldu?'' Hemen ondan uzaklaştım. ''Ben...'' Derin derin yutkundum. ''Gitmem gerekiyor.'' ''Nereye?'' Dudaklarımı bir kez daha öptüğünde ona karşılık vermemek için zor tuttum kendimi ama daha sonra elini belime atıp beni öpmeye devam etti. ''Gitme.'' ''Gidiyorum,'' dedim. ''Neden?'' Kaşları çatıktı. Sert birisine benziyordu. ''Hiçbir yere gitmiyorsun? Beni öptükten sonra gidemezsin.'' “Gitmek istiyorum,” dedim. Sesim sert değildi ama kararlıydı. Gözlerimin içine bakarken kaşlarını hafifçe çattı. Hiçbir şey söylemeden bir an durdu. Sonra sesi biraz daha alçaldı. “Bana adını bile söylemedin. Neden gitmek istiyorsun?” Yüzüne bakmadım. Sadece omzunun üzerinden kalabalığı izledim. Müziğin sesi hâlâ kulağımdaydı ama zihnimde sadece kendi karmaşam çınlıyordu. İçimdeki uğultuyu susturmak istiyordum. “Ben gitmek istiyorum,” dedim tekrar. Bu kez daha kısa, daha net. Omzumdan tuttu. Gözlerini gözlerime dikti. “Hayır. Hiçbir yere gitmeni istemiyorum şu an,” dedi. “Bir sorun olduğunun farkındayım. Canını mı yaktım?” Başımı yana salladım. Hayır anlamında. Ama konuşmak istemiyordum. Hiçbir şey anlatmak istemiyordum. O da bunu fark etti. Bir an sustu. Nefesi yüzüme değdiğinde gözlerimi kapadım. Sonra başımı tekrar kaldırdım. Parmakları çeneme uzandı. Yüzümü nazikçe kendine çevirdi. “Bana bak,” dedi. “Bir sorun varsa söyle.” Gözlerinin içine baktım ama kelimeler hâlâ dilimin ucuna gelmiyordu. Sadece yorgunluk vardı içimde. “Ben sadece gitmek istediğimi söylüyorum sana,” dedim. Sesim çok yumuşaktı ama içindeki anlamı taşıyacak kadar güçlüydü. Bir adım geri çekilmek istedim. Bırakacağını düşündüm. Ama o bırakmadı. Israrcı bir ifadeyle yüzüme baktı. “Lütfen,” dedi. “Sorunun neyse bana söyle.” Konuşmadım. Gözlerim hâlâ gözlerindeydi ama içimdeki duvarı kaldırmamıştım. Belki kaldırmak istemiyordum. Belki de sadece daha fazla incinmek istemiyordum. “Gel,” dedi sonunda. Elini uzattı. Elime dokunduğunda geri çekilmedim. Parmaklarını parmaklarımın arasına geçirdi. Sıkıca tuttu. Kalabalığın içinden geçerken kimseyi görmedim. O sadece sessizce yanımda yürüdü. Arabasına vardığımızda kapıyı açtı. Hiçbir şey söylemeden içeriye oturdum. O da direksiyonun başına geçti. Motorun sesi duyulduğunda, camdan dışarıya baktım. Hiç konuşmadım. Yol boyunca sessiz kaldım. Ama içimde bir şey değişmişti. Onun sesi hâlâ kulaklarımdaydı. “Bir sorun varsa söyle.” Ama ben sadece susmayı seçtim. Çünkü bazen kelimeler bile fazla gelir. Arabadan indiğimizde adresini bilmediğim bir eve geldiğimizi fark ettim. Eve geçtiğimizde sırtımı duvara yasladı. Bacak arama yerleştikten sonra dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Çok sert görünüyordu. Daha fazla dayanamıyordum. Onu hissetmek istiyordum. ''Kaçma...'' dedi. ''Sarhoşsun.'' ''Umurumda değil...'' dediğinde tekrar öpecekken elimi göğsünün üzerine bıraktım. ''Ben yapamam.'' ''Neden?'' ''Yanlış...'' Yere düşen çantamı alacakken benden önce davrandı. ''Bak özür dilerim ama yapamam.'' Sen ablamın eski erkek arkadaşısın. Kahretsin abi diyeceğim birisiyle ben ne yapıyordum? Ama o kadar yakışıklı görünüyordu ki... Ablan ve sevdiğin adam nişanlandı... Beynimde cümleler akmaya başladı. O da onun üzerine atladım ve öpmeye başladım. Hemen gömleğini çıkardım. Atahan da hızı davranarak öpmeye devam etti. Kapıyı tamamen açıp beni yatağa attığında üzerime doğru geldi. Bacak arama yerleşti. ''Sen nereden geldin ya?'' diye sordu. ''Bilmiyorum.'' ''Dengesiz misin?'' Nefesi alkol kokuyordu. ''Gözlerin o kadar güzel ki...Gördüğüm en güzel mavi gözler.'' Benim gözlerim kahverengiydi. Kaşlarımı çattım. O an anladım Atahan kendinde değildi. O kadar çok içmişti ki göz rengimi bile ayırt edemiyordu Yavaşça ondan uzaklaşmak için harekete geçtiğimde hafif dengesini kaybettiğini fark ettim. “Gitme…” dedi. “Benim gözlerim kahverengi…Mavi değil.” Ablamın gözleri maviydi… Yatağa yattığında üzerine doğru örtüyü çektim. Yarın beni unutacaktı muhtemelen. ''Kendine iyi bak yüzbaşı...'' dedim ve kapıyı üzerine kapattım. Evden de çıktım. Atahan’ın kapısını kapattıktan sonra birkaç saniye durdum. Sırtımı kapıya yasladım. İçeride ne olduğunu hatırlamayacak kadar sarhoş bir adam vardı. Gözlerimi kapattım. Birkaç saniyeliğine sadece nefes almak istedim. Sonra hızlıca merdivenleri indim. Sokak serindi. Elimle saçımı geriye attım, çantamdan telefonumu çıkardım. Tuğçe’yi aradım. Üçüncü çalışta açtı. “Yaren! Ay ne oldu sana? Neredesin sen? Saatlerdir seni arıyorum! Neden dönmedin?” “Biraz yorgunum Tuğçe.” “Yorgun musun? Sen gerçekten yorgun musun? Gidip o nişanı basmayacak mısın yani?” “Umurumda değil.” “Umurunda değil mi? Yaren sen kendine ne yapıyorsun? Sana yaptıkları ihaneti gerçekten görmüyor musun?” “Tuğçe… dedim ya… Umurumda değil.” “Yaren! Lütfen! Kendine gel! Bu yaptığın kendine zarar vermek değil mi? O nişan… O nişan fotoğraflarını gördün mü? Gözümle gördüm! El ele tutuşmuşlardı. Birbirlerine bakışları… Yani… Melis resmen seni hiçe saydı!” “Hiç kimse beni saymadı zaten. Ne Melis ne Hüseyin. O yüzden… Bırak da herkes kendi bokunda boğulsun.” Tuğçe bir an sustu. Sadece derin bir iç çekiş duydum. “O kadar içmişsin ki sesinden belli. Neredesin? Gelip seni alayım.” “Hayır. Hiçbir yere gelme. Sadece sessizlik istiyorum.” Telefonu kapattım. Elimde hâlâ titreyen ekranı izledim birkaç saniye. Parmaklarım donuyordu. Sokakta yürümeye başladım. Topuklu ayakkabılarımın sesi kaldırım taşlarına vurdukça yankılanıyordu. Biraz ilerde duran bir taksiyi gördüm. Elimi kaldırdım. Taksi yavaşladı. Şoför camı açtı. “Nereye abla?” “Bilmiyorum. Sadece bir yere götür beni.” Adam bana baktı. Yüzümdeki dağılmış makyajdan ve gözlerimdeki boşluktan bir şey anladı. Arka kapıyı açtı. Oturdum. Camdan dışarıya baktım. Şehir geceye çok sessizdi. Işıklar uzuyordu, caddeler bomboştu. Taksici aynadan bana bakıyordu. “Bir sorun mu var?” “Yok.” “Bir yere mi bırakayım, yoksa dolanmak mı istersin?” “Dolan. Hiçbir yere ait hissetmiyorum zaten.” Yol uzadıkça başım cama yaslandı. Alnımı soğuk cama dayadım. Gözlerim kapanıyordu. Gözümün önüne Melis’in yüzü geldi. Hüseyin’in bana yıllar önce nasıl baktığını hatırladım. Sonra o bakışların aynısını ablama yönelttiğini düşündüm. Mideme bir yumruk yemiş gibi oldum. Gözlerimden yaşlar süzülüyordu ama fark etmiyordum bile. Taksici bir daha konuşmadı. Arabanın içi radyodan gelen düşük sesli bir şarkıyla doluydu. Her şey üzerime üzerime geliyordu. Yalnızdım. Kafamın içinde yankılanan tek şey, “Umurumda değil” cümlesiydi. Ama aslında… Her şey umurumdaydı. && Nihayet pes edip taksiciye evimin adresi verdiğimde sesim kısıktı. O kadar çok konuşmuştum ki telefonla, artık içimde kalanları söylemeye gücüm bile kalmamıştı. Arabanın camına başımı yasladım. Binaların yanımdan geçişini izledim. Işıklar, gecenin içinde sanki bana hiçbir şey hissettirmeyen boş görüntülerdi. Şehrin her sokağında bir anı vardı ama bu gece hiçbirine ait değildim. “Burası mı abla?” dedi taksici. Evet anlamında başımı salladım. Cüzdanımı çıkardım, parayı uzattım. Taksici göz ucuyla yüzüme baktı. “İyi misin?” “İyiyim. Teşekkür ederim.” Kapıyı açıp indim. Kapının önünde birkaç saniye bekledim. Anahtarı çantamda bulmam biraz sürdü. Tırnaklarım anahtarlığın metalini tırmalarken içimden bir ses durmadan bağırıyordu. “Aramalısın.” Telefonu titreyen ellerimle çıkardım. Rehberde Melis’in adını bulmam sadece iki saniye sürdü ama o iki saniye hayatım kadar ağırdı. Aradım. Çalmaya başladı. Açmadı. Tekrar aradım. Bu kez açtı. “Ne var Yaren?” dedi sesi buz gibi. Telefonu kulağıma bastırdım. “Tebrik ederim. Nişanlanmamışsın.” “Sen… Sen beni neden arıyorsun?” dedi sesi hafif titrek ama içinde öfke de vardı. “Ben sana beni bir daha arama demedim mi?” “Yazıklar olsun.” Sesim çatladı. “Benden intikam alacağını biliyordum. Canımı yakmak için uğraşacağını da tahmin ediyordum. Ama sevdiğim adamla nişanlanacağını hiç düşünmemiştim.” “Sen delirdin mi?” dedi. “Kendine gel Yaren. Hüseyin seni hiç sevmedi. Bunu ne zaman anlayacaksın?” “Yalan söylüyorsun.” “Gerçek bu! Biz çok mutluyuz. Ve ben senden artık bıktım! Bizi rahat bırak. Beni bir daha arama.” “Siz çok mutlu musunuz gerçekten?” Sesim yükseldi. “Melis, sen gerçekten kendi kardeşine bunu yapacak kadar mı gözü dönmüş birisin? Bir zamanlar aynı yatakta ağladığımız geceleri nasıl bu kadar kolay unutabildin?” “Seninle geçmişi konuşmak istemiyorum.” dedi. “Artık hiçbir şeyin önemi yok. Seninle aramızda olan her şeyi kapattım ben. Biz artık birlikte değiliz. Biz değiliz, anladın mı? Biz yokuz.” “Senin yok ettiğin her şeyi ben tek tek hatırlıyorum. Ben seni zaten bir daha aramayacağım. Ama bu gece, bu yaptığınızı… Asla unutmayacağım.” “Sen kendini kandırmaya devam et.” dedi. “Ama bana ve Hüseyin’e de artık bulaşma. Hayatımızdan çık. Git. Yok ol. Çünkü sen sadece sorun getiriyorsun. Kendi hayatını bile düzeltememişken bizim mutluluğumuzu mahvetmeye çalışman… Acınası.” “Acınası olan ne biliyor musun?” dedim nefes nefese. “Bir kadının, kendi kardeşinin acısını fırsat bilip, onun en zayıf anında bıçak saplaması. Senin yaptığın bu. Sen artık benim gözümde hiçbir şeysin.” “Güzel. Aynı fikirdeyiz o zaman.” dedi. “O zaman kapat artık bu telefonu. Ve bir daha arama.” “Aramayacağım. Ama unutmayacağım da. Bu geceyi… Bu ihaneti… Seni yüzüme bakamayacak kadar küçülmüş biri olarak hatırlayacağım.” Telefonu kapattım. Parmaklarım hâlâ titriyordu. Ayakta zor duruyordum. Kapıyı açtım. Ayakkabılarımı çıkardım. Koridorda aynaya baktım. Makyajım gözlerimin altına akmıştı. Dudaklarım kuruydu. Üzerimdeki elbise buruş buruş olmuştu. Ama içimdeki öfke ve kırgınlık, dış görünüşümden daha kötüydü. Melis’in sesi kulaklarımda yankılanıyordu. “Biz çok mutluyuz. Seni istemiyoruz.” diyordu. Atahan’ın yüzünü hatırladım. O gece, bana nasıl baktığını… Sonra o bakışın gerçek olmadığını, alkolden ibaret olduğunu… Koltukta oturdum. Başımı geriye yasladım. Gözlerimi kapattım. Ama uyuyamadım. Bu gece uykusuz geçecekti. Ama sabah, bazı şeyleri unutmadığım gibi… Bazı şeyleri de değiştirmeye kararlı olacaktım. Beş yıl önce ablamdan bir anda ayrılan Atahan Bilgin bu gece neden karşıma çıkmıştı? O an Hüseyin ile Melis’i unutup Atahan’a odaklandım sadece. Elimi dudaklarıma götürdüm. “Ne yaptın sen Atahan?” dedim. Beni hatırlamayacaktı bile çünkü ablamla sevgili oldukları dönem şehir dışındaydı ve beni hiç görmemişti ama ben onun yüzünü net biliyordum…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD