Evdeydim. Salonda tek başıma, elimde kahve bardağı vardı… Ama tadı yoktu. Ne içtiğimin bile farkında değildim. Aklım hep aynı yere gidip geliyordu. Atahan. Gözleri. Sesi. Yürüyüşü. Ve bugün… Bugün bana selam bile vermeyişi aklımdan çıkmıyordu. Yağız’la kafeden çıkmıştık. O koca masadan, herkesin gözü üzerimizdeyken ayrılmıştık. Sessizce, zarifçe… Sonra eve geldim, üzerimi bile değiştirmeden kanapeye uzandım. Kalbim bir tuhaf atıyordu. Telefonu elime alınca Hüseyin ile olan konuşma kaydımı, Atahan’a göndermeye karar verdim. Aslında göndermemem gerekiyordu ama dayanamadım. Parmağım titredi ama gönderdim. Onunla ilgili her şeyde olduğu gibi bunda da duygularım mantığımın önüne geçti. Gönderildi. Görüldü. Bekledim. 1 dakika… 2 dakika… 5… 10. Hâlâ görüldü. Cevap yoktu. Kalbim bir a

