Arabadan indiğimizde soğuk yüzüme çarptı. Henüz az önce, davetin kalabalığından çıkıp buraya gelmiştik. Atahan, o adamın yanındaki mesafeli hâlini hâlâ koruyordu. Yürürken omzuma hafifçe dokundu, ama sessizdi. Önümüzde yükselen ev, karanlık gecenin içinde adeta ışık saçıyordu. Kocaman cam cephelerinden içerdeki sıcak sarı ışıklar dışarıya vuruyordu. Çatıya konan kar taneleri incecik beyaz bir örtü oluşturmuştu. Kapıya yaklaştıkça, içimdeki şaşkınlık daha da büyüdü. Burası bir ev değil, sanki dergilerde gördüğüm lüks bir malikâneyi andırıyordu. Yüksek sütunlar, geniş bir verandaya açılıyordu. Kapının önünde, mermer basamaklar hafif nemlenmişti, kar damlaları üzerlerinden süzülüyordu. İçeri adım attığımda burnuma vanilya ve odunsu bir koku karıştı. Gözlerim, salonun ortasında uzanan devasa

