Salonun kalabalığı arasında nefes almanın bile zor olduğu bir an yaşanıyordu. İnsanların bakışları, tokalaşmalar, samimiyetle söylenen sözler arasında boğuluyordum. Yanımda bir adam belirdi. Eski dostlardan biriydi, yüzü yılların yorgunluğunu taşır gibi bakıyordu bana. “Nasıl gidiyor askerlik, Atahan?” diye sordu. Omuz silktim. “Alışmaya çalışıyorum. Kolay değil, ama yapacak bir şey yok.” Adam başını salladı. “Haklısın. Senin gibi delikanlıya da yakışır zaten. Biz gurur duyuyoruz seninle.” Sözleri kulağımda yankılandı. Ne zaman böyle laflar duysam içimde tuhaf bir sıkıntı olurdu. Gurur mu, yük mü, sorumluluk mu… hangisi olduğunu ben bile ayırt edemezdim. Elini omzuma koydu. “Yolun açık olsun,” dedi. O sırada yanı başımızda bir ses işitildi. “Merhaba.” Sesin sahibine döndüğümde Şule

