Koridordan geçerken salonun kapısı hızla açıldı. Babası olanca heybeti ile odadan çıkıp tam önünde durmuştu.
-Bana bak bakalım sevimsiz. Bıktım senden, asiliğinden, hele ki betliğinden… Laf söz dinlememeni hiç hesaba katmıyorum bile.
-Asıl ben bıktım ya. Düş baba yakamdan. Neden kafanı bana taktın, bir türlü anlayamıyorum. Hayır, senin öz çocuğun değilsem bileyim. Sende kurtul bende. Şu yaptıklarına bak. Varlığımdan bu kadar soğutacak ne yapmış olabilirim sevgili babam. Çok canım acıyor.
-Olman hataydı. Han’ın emri dedim. Duydun mu dik kafalı?
Bir an göz göze gelip sinirle bakıştılar. Her ikisi de ellerini yumduk yapmıştı. Ak Noyan;
-Han’ına karşı mı geleceksin? Hem de şu haline, şu ahvaline bakmadan onun isteğini yerine getirmemek… O la nak sızzz…
-Hah bende onu diyorum sinir surat. İlk kez bir konuda anlaşıyoruz. Hem şişkoyum. Hem fodul. Hem yüzüm benlerden görülmüyor, hem yüzümde ve vücudumda gereksiz kıllarım. Bir de bak şu kıvır kıvır asi saçlarım. Makas bile işlemiyor korkudan…
Babası da sinirle iki elini göğsünde birleştirip başını salladı.
-Aynen. Aynı fikirdeyim. Zaten senin dünyaya gelişin külliye hataydı. Söyle bakayım sen kim oluyorsun da Han’ın senin için uygun gördüğü talibi geri tepiyorsun?
-Sinir surat, çokça gıcık babacığım hah işte bende bunu diyorum ya… Ya yazık olacak adama diyorum. Duymuyor musunuz? Hoş duyuyorsunuz da anlamıyor musunuz? Bak tane tane anlatıyorum. Dilimde tüy bitti diyorum. Yormayın artık ne olur, ben benden bıktım. Ben bile beni gece rüyamda görsem korkarım o derece yani. Beni aynasız ortamlarda kitaplarımla bir başıma bıraksanız ne olurdu? Çok mudur istediğim, anlamadım ki?
-Serseri ruh… Hala isyan, hala kendi dedikleri olacakmış tüy yumağının.
Ak Noyan burnundan solumaya devam etmişti.
-Ahhh annen seni doğururken ölmeseydi. O nasıl idare edeceğini iyi bilirdi. Tutardı şu tarla çalısı saçlarından... İyice seni yerden yere sürerdi. Çarpardı seni o duvardan bu duvara…
Ak Noyan, başını sinirle sallamaya devam etti.
-Ah ahhh!
Bala sinirle yerinde tepiniyordu da babası geri adım atmış mıydı? Nerde…
-Vur. Vur bakalım başıma, başıma… Daha nereye kadar vuracaksın? Keşke böyle doğacağıma hiç doğmasaydım. Bana doğmak istiyor musun diye hiç sordunuz mu? Hiç sordun mu bakalım gıcık suratsız… Babam olmanı arzu ediyor muyum? Yookk. Sonrada yargılayıp dur. Tüm öfkelerini, sinirlerini benden çıkart. Sanki kendimi kendim yaratmışım da bilerek böyle yapmışım. Bıktım, bıktım diyorum. Azcık da beni anla. Düş yakamdan ne olur.
-Evleneceksin. Konvoy geldiğinde hazır ol.
Bala, sinirle babasının yanından geçerken Ak Noyan bileğinden sıkıca yakalayıp, gözlerinin içine öfke ile baktı.
-On dokuz sene. Koskoca bitmek bilmez on dokuz sene dedim. Bu bet haline şekilsiz kılıksızlığına katlandım. Han en sonunda bana acımış olacak ki cezama son verdi. Git azcık da kocanın başını ye, içini karart. Biraz da o uğraşıp dursun. Yemekten içmekten kesilsin.
Bala anlık babasına baktı. Çok kırılmıştı. Sinirle kolunu silkeledi.
-Senden nefret ediyorum babacığım. Hem de her zerremle nefretimi dillendiriyorum.
Babası kolunu bırakırken aynı betlikle devam etmişti.
-İnan sevgili kızım bende senin için aynı düşünceleri besliyorum. Belki daha da fazla…
Bir an sessizce Balayı tepeden ayakucuna kadar inceledi.
-Sanki hiç bana ait değilsin gibi.
Tiksinti ile kızına bakıp odasına doğru giderken homurdanmaya devam etti.
-Kendisi peri padişahını inci tanesi olmalı. Yahu talip gelmiş. Kim oluyorsun kimmm? Gudubet!
Bala konaktan çıktığında zarif ablası ile karşılaştı. O kadar duru ve sakindi ki daha çok sinirlendi. Onda olup da kendisinde olmayan ne vardı ya ne vardı? Nur Banu;
-Balam, canım benim nereye?
-Duydun değil mi, aksi ihtiyarın dediklerini duydun mu?
-Hımm. Duydum.
Kıkırdıyordu.
-Sevgili ablacığım niye gülüyorsun? Seni eğlendiren nedir? Söyle bende neşeleneyim.
-Az önce askerlerden seni alacak adamın methini dinliyordum. Sende azcık dinle bence
-Hıh! Neyini dinleyeceğim o geri zekalının.
-Geri zekâlı mı?
Nur Banu, yeniden kıkırdadı.
-Kızım adam için savaş baronu Han’ın sağ kolu diyorlar.
-Eeee ne yapayım yani? Adamın başına kaya mı düşmüş? Niye beni kabul ediyor? Bir bak bana ya?
-Bakıyorum küçük kardeşim. Sadece biraz pasaklısın ancak istersen değişe bilirsin.
Bala üzerine bakıp şaşkınlıkla kendini gösterdi. Gözleri iyice açılmıştı.
-Ben mi? Ablacığım gözlerin iyice bozulmuş, iyice bakarsan yeniden yaratılmam gerektiğini sende göreceksin. Hem fiziki hem ruhani yani.
-Bilmem canımın içi. Alp Tolga Noyan seni kabul etmiş mi? Etmiş diyorlar. Kendini o harika adama hazırla bence.
-Hıh! Kabul etmiş hergele.
İki elini yumruk yaptı.
-Çok zor.
-Hiç de zor olmamış. Duyduğuma göre de çapkın mı çapkınmış.
-Eeee başımın en güzel belası kara haberlerine devam et bakalım.
-Çokk yakışıklıymış. Bir bakışına tüm Moğolistan’daki kadınların yürekleri ağzına gelirmiş.
-Hadi yaa?
Dedi sinirle. Nur banı azcık kıkırdamıştı. Oldum olası abartmayı severdi.
-Yaaa kardeşim.
-Desene adam beni gördüğü zaman ayvayı yiyecek. Bende peri padişahının el değmemiş, göz görmemiş biricik gizemli kızıyım. Amannn ne çift olduk ne çift. Sorma.
-Aynen şekerim.
Nur Banu kıkırdayınca Bala daha da sinirlendi.
-Git başımdan ya?
-Yine nereye küçüğüm?
-Göle. Gelecek misin?
İki işaret parmağını dudaklarına götürüp olanca gücüyle ıslığını çaldı. Aynı anda iki siyah evcilleşmemiş kurt, alnında siyah mührü olan kır at ve tepesinde dönen iki adet atmaca belirdi. Nur Banu;
-Bence de asla evlenmemelisin. Özgür olmalısın. Vahşi seni.
Kıkırdayarak eve girdi.
Bala, sırtında ok ve yayıyla hızla burnundan soluyarak atının yelelerinden tutup üzerine atlayıp, kendini rüzgârın kollarına bıraktı. İki vahşi kurt sanki evcil hayvanmış gibi atın yanından gitmekteydi.