Nazlı ve Kenan, Urfa'nın en iyi oteline adım attıklarında, Nazlı etrafa meraklı gözlerle bakarken içinde bir tedirginlik hissetti. Bu kadar lüks bir mekâna daha önce hiç gelmemişti ve atmosferdeki görkem, onu biraz rahatsız etti. Otelin kusursuz dekorasyonu, zarif mobilyaları ve muhteşem avizesi, Nazlı'yı adeta büyülüyordu. Kırmızı halılar, antika süslemeler ve büyük pencerelerle aydınlatılan ferah bir mekân... Otelin her detayı, Nazlı'nın gözlerini açıp kocaman bakmasına sebep oldu. Etrafta dolaşan insanların lüks kıyafetleri ve ciddi ifadeleri, onun tedirginliğini arttırdı.
“Hoş geldiniz Kenan Bey, odanız hazırlandı.”
Genç adama başını salladı Kenan. Nazlı, Kenan'ın yanında duruyordu ve ara sıra gözleri ona kayıyordu. Kenan'ın bu tür yerlere alışık olduğunun farkındaydı. Onun içindeki tedirginliği fark eden genç adam sakin bir gülümsemeyle Nazlı'ya dikkatlice baktı ve elini yürümesi için öne doğru uzattı. Bu jesti, Nazlı'nın içindeki endişeleri biraz olsun yatıştırdı.
Asansöre birlikte adım attıklarında, birbirlerine kaçamak bakışlar attılar. Gözleri bir an için buluştu ve hafif bir gülümsemeyle yüzlerinde bir kıpırdama belirdi. Ancak Nazlı, çekimserliğini korumaya çalışarak hızlıca gözlerini kaçırdı. Onun bu çekimser hali Kenan’ın buz gibi kalbini eritiyordu. Asansörün kapıları kapandığında, içeride bir sessizlik hâkim oldu. Nazlı, Kenan'ın kusursuz duruşunu gözlemledi. Onun güçlü yapısı, kendinden emin tavırları ister istemez fark ediliyordu. Ancak bu etkiyi hissettiğini belli etmek istemiyordu.
Çevresine bakınarak asansörün hareket etmesini bekledi. Karanlık bir an, içinde bulunduğu durumun gerçekliğini hatırlattı. Yabancı bir şehirde, tanımadığı bir adamla beraber olmanın verdiği endişeyle kalbini hızlıca çarpmaya başladı. İçinden 'Bu ne tuhaf durum?' diye düşündü.
Asansör, yedinci kata ulaştığında kapılar açıldı ve dışarı çıktılar. İkisi de sessizce ilerlediler. Nazlı'nın içinde hem merak, hem de tedirginlik vardı. Kenan'ın amacını ve niyetini henüz tam olarak anlamış değildi.
Kenan odanın kapısını açtığında, Nazlı'nın gözleri odanın içinde dolaşmaya başladı. Geniş ve lüks bir odayla karşılaşmıştı. Odanın dekorasyonu, zarif mobilyaları ve göz alıcı detayları onu etkisi altına aldı. Ancak içindeki tedirginliği belli etmemeye çalışarak kendini toparlamaya çalıştı.
Kenan'ın odadaki duruşu ve rahat tavırları, biraz rahatlatsa da kaçamak bakışlarla onu izlemekten de kendini alamıyordu.
“Lütfen rahat ol, burada rahatsız olacağın bir durum olmayacak.”
Kenan'a cevap vermeden odanın içini incelemeye devam etti. Geniş bir yatak, şık bir oturma grubu ve pencereden muhteşem bir manzara sunuyordu. Odanın etrafında dolaşırken içindeki karışık duyguları dengelemeye çalışıyordu. Hem merak, hem de belirsizlik hissi onu sarmıştı. Bu kadar lüks bir ortamda olmak, onu biraz da tedirgin ediyordu. Gözlerini odanın geniş camlarından dışarıya çevirdi. Urfa'nın gece manzarası gözlerinin önüne seriliyordu. Sessiz sokaklar, ışıkların yansıdığı su birikintileri... Gökyüzündeki yıldızlar ona huzur veriyordu. Bir an için içindeki endişeleri unutarak derin bir nefes aldı.
Kenan ise sessizce odanın ortasında duruyor, Nazlı'yı dikkatle izliyordu. Onun içindeki karmaşayı hissedebiliyordu. Nazlı'nın tedirginliğini anlamaya çalışıyor ve ona güven vermeye çalışıyordu. Odayı kendi gözünden görüyordu ve Nazlı'nın bu yeni ortama uyum sağlamasını umuyordu.
Nazlı'nın kaçamak bakışları, Kenan'ın dikkatinden kaçmıyordu. İçindeki merak, onu Nazlı'ya daha da yakınlaştırıyordu. İkisi de sessizce odada durdu ve birbirlerine anlam dolu bir bakış attılar. Nazlı, içinden 'Belki de bu yeni başlangıç, hayatımın dönüm noktası olacak.' diye düşündü.
Kapı çalınca Kenan kapıya doğru ilerledi. Kimin geldiğini merak ettiği için genç adamın peşinden küçük adımlarla ilerledi. Kapıyı açan Kenan korumanın getirdiği bavulu alırken Nazlı’nın gözleri sevinçle parladı.
“Bavulum.”
Genç adamın elinden bavulunu alıp odanın içine ilerledi.
“Bavulunu görünce bu kadar sevineceğini tahmin edemedim.”
İçinde parası vardı nasıl sevinmesin? Bavulunu kenara koyup bedenini genç adama çevirdi.
“Yardımlarınız için teşekkür ederim.”
Ceketini çıkaran genç adam, “Ne demek!” diyerek pencerenin önüne ilerlediğinde gözlerini adamın üzerinden bir saniye bile çekmedi. Bu adam gitmeyecek miydi?
“Yorgun hissediyorum, izniniz olursa yatacağım.”
“Pencereyi açıp sigara içebilir miyim?”
Dışarıda neden içmiyordu? Sorgulayıcı bakışlarına karşılık vermek için ona doğru döndü Kenan. Dudaklarının arasına aldığı sigarasını yakmamıştı. Gömleğinin kollarını katlayıp, “Uyumak istiyorsan uyu,” dedi.
“Siz gitmeyecek misiniz?”
“Hayır, burada kalacağım.”
Kaşlarını çattı. “Burada tek kalmayacak mıyım? Kusura bakmayın sizinle kalamam. Tamam, bana yardım ediyorsunuz ama bu kadarda değil.”
Gitmek için hazırlanan genç kadına çok şey demek istedi ama kelimelerini yuttu tek tek.
“Beraber yatmayacağız Nazlı, senin odan yan taraftaki oda. Şu kapıdan içeriye gir, istersen kapıyı kilitle. Benim evde de odalarımız yan yanaydı eğer orada kalmaya devam etseydin değişen bir şey olmayacaktı.”
Adamın yüzüne bakmaya devam ederken başını iki yana sallayıp iki parmağını kaşının ortasına bastırdı genç adam.
“Bana sapıkmışım gibi bakma. Sana zarar verecek olsaydım şimdiye kadar çoktan yapmıştım. Gir odana kapını da kilitle. Merak etme seni rahatsız etmeyeceğim.”
“Siz neden burada kalıyorsunuz? Eviniz var, gidip orada kalsanıza.”
“Her an kaçma ihtimali olan birini yalnız bırakmak istemiyorum.”
“Bir ay deneyeceğim dedim ya.”
“Ben de bana güven dedim ama sen hâlâ güvenmiyorsun.”
“Yani?”
“Yanisi ben burada kalacağım sen de içerideki odada kalacaksın. Banyon, lavabon ayrı. Çok kıymetli bavulunu alıp odana girebilirsin.”
Kaşlarını çatan nazlı küçük bir kız çocuğu gibi ayaklarını yere vura vura bavulunu alıp kapısı kapalı olan odaya doğru ilerledi.
“Bimirim sa naza te (Ölürüm senin nazına.)
“Ne?”
“İyi geceler Nazlı Hanım, Allah rahatlık versin.”
Genç adama cevap vermeden diğer odaya girdi. Tıpkı diğer oda gibiydi burası da. Kapıyı kilitleyip bavulunu yatağın yanına kadar getirdi. Nasıl bir durumun içindeydi? Geçen sene yurttan ayrılan bir arkadaşı vardı, adı Zeynep, bir süre onu arasa da daha sonra onu aramayı bırakmıştı. Yurttan ayrıldığın zaman bana haber ver dediğinde yurttan ayrılmadan önce aramak istemese de iki kez aramıştı ama yine de dönüş yapmamıştı. Eğer onunla görüşüyor olsaydı belki ondan yardım isteyebilirdi. Hoş ne kadar yardım ederdi bilmiyordu. Telefonlarına çıkmayan kız neden ona yardım etsin ki?
Ayakkabılarını çıkarıp yatağa uzandı. Bu gece zor uyuyacaktı. Korkuyordu bu yüzden ışığı kapatmayacaktı. Kapı kilitli olmasına rağmen belki Kenan içeriye girer diye tedirgindi de. Ne olur ne olmaz diyerek yataktan kalkıp komodini iterek kapının önüne getirdi. Sesleri duyan Kenan ise ellerini ensesinin arkasına almış yatakta uzanıyordu. Az çok Nazlı’nın ne yaptığını tahmin ediyordu. Babası vefat etmeseydi onunla daha önceden tanışacaktı. Yetimhanede kendini tanıtıp oradan ayrıldığında yanında kalmasını isteyecekti. İşler istediği gibi gitmeyince apar topar onu buraya getirmişti.
Düşünmekten başı ağrırken çalan telefonu cebinden çıkarıp cevapladı.
“Söyle kardeşim?”
“Ne yaptın? Kız alıştı mı sana?”
Sıkıntıyla iç çekti.
“Korkuyor, Ali, haklı da korkmakta. Bizimkileri biliyorsun yabani gibi davrandıkları için kızı ilk günden korkuttular. Otele getirdim onu.”
“Oralara alışamazsa ne yapacaksın?”
Başına şiddetli ağrı girince gözlerini yumdu sımsıkı.
“Seni İstanbul’a götüreceğim dedim ama nasıl olacak bilmiyorum. Bir ay zaman verdim, bir ayda bana alışması için çabalayacağım.”
“Başında aşiret var, senin ağa olmanı istiyorlar. E bunun içinde kızlarından biriyle evlenmen gerekmiyor muydu?”
“Siktirsin gitsinler, ben rahmetli babam için bu topraklardayım biliyorsun. Ağabeyim olacak şerefsiz parayı kumarda ya da karılarla yiyor. Ağa olmaya meraklı değilim, sırf soyadım için istiyorum. Şartımı koydum ortaya ya kabul edecekler ya da edecekler.”
“Peki bu kargaşanın ortasında Nazlı nasıl duracak?”
Derin bir iç çekti.
“Nazlı benim ışığım, benim yuvam, benim kanayan yaramın merhemi ona kimsenin zarar vermesine müsaade etmem.”
“Ali, gelir misin?”
“Yenge çağırıyor seni, sonra konuşuruz kardeşim.”
“Görüşürüz.”
Telefonu kapatıp içeriye dinlemeye çalıştı. Çıt sesi dahi yoktu. Nazlı uyumuş olmalıydı. Sigarasını yakıp pencereye ilerledi. Bir kadın nasıl etkilenirdi? Sana abi diyeyim mi demişti ona değil mi? Başını iki yana salladı. “De bir bakayım da gör olacakları, abiymiş.” Cama yansıyan görüntüsünü inceledi. Yaşlı mı gözüküyordu?
Kaslı ve kalıplı bir vücuda sahipti. Sağlam omuzları ve belirgin kas hatları, gücünü yansıtıyordu. Koyu kumral saçları, düzgün bir şekilde taranmıştı ve hafifçe ense üzerine düşüyordu. Mavi gözleri, derinlikleriyle dikkat çeken bir parlaklık taşıyordu. Kirli sakalları, çene hattını çerçeveleyerek ona daha erkeksi bir görünüm katıyordu.
“Hiçte yaşlı durmuyorum, abiymiş!”
Sigarasını söndürüp pencereyi kapamadan yatağa ilerledi. Siyah ceketine ilişti gözü. Sürekli takım elbise giyiyordu. Çenesini kaşıdı. Belki de bu yüzden kıza büyük gözüktüm.” Telefonu yatağın üzerinden alıp en yakın korumasına yarın spor kıyafetler alıp otel odasına götürmesine dair mesaj atıp bedenini yatağa bıraktı.
Yarın çok işi vardı, Nazlı’ya restoranlarını gezdirecekti.
**
Sabahın erken saatlerinde gözlerini yavaşça açan Nazlı, hafif bir uyku mağrurluğuyla hareket etti. Bilinçli olarak gözlerini ovuştururken, etrafına yavaşça göz gezdirdi. Bir an için nerede olduğunu hatırlamakta güçlük çekti ve kafasında hafif bir bulanıklık hissi belirdi.
Sonra aniden gerçeği hatırladı. Gözleri hızla odanın içine doğru kaydı ve otel odasında olduğunu fark etti. Yatakta hafifçe oturup etrafına bir kez daha göz attı. Yavaşça yüzünü avuçlayıp uykunun verdiği etkiden kurtulmaya çalıştı.
Gece boyunca yaşadığı olaylar hâlâ hafızasında canlıydı. Kendisini bilmediği bir şehirde, tanımadığı bir adamla bir otel odasında bulması kafasını karıştırıyordu. Ancak, o an itibariyle güvende olduğunu hissetti. Odanın rahatlığı ve sessizliği, ona bir tür huzur veriyordu. Komodin yerinden kıpırdamamıştı, bu da demekti ki Kenan içeriye girmek için kapıyı zorlamamıştı.
“Adam sahiden de iyi olabilir Nazlı, şimdiye kadar sana zararı olmadı bu yüzden ona yaratıkmış gibi bakmaktan vazgeç.”
Yataktan kalkıp lavaboya girdi. İşini hallettikten sonra saçlarını balıksırtı örüp odaya tekrar döndü. Bavulunu açtı ve içinden giyecekleri çıkardı. Gözüne ilk çarpan şey kot pantolon ve beyaz bir tişört oldu. Bu basit, rahat kombin ona uygun gelmişti. Pantolonu bacaklarına geçirirken, onunla uyumlu bir şekilde beyaz tişörtü de seçtiği pantolonun üzerine geçirdi.
Aynada kendini kontrol etti. Kot pantolon, onun figürünü vurgularken, beyaz tişörtü ise duru bir görünüm sağlıyordu. Hafif bir gülümsemeyle kendisine baktı ve seçtiği kombinin kendisine iyi geldiğini hissetti.
Kıyafet seçimini tamamladıktan sonra diğer eşyalarını bavula yerleştirdi ve odadaki düzeni kontrol etti. Artık hazırdı, yeni bir günün heyecanı içinde kendini dışarıya hazırlamıştı.
Çekine çekine kapının önüne gidip, komodini yerine koyup kapının kilidini çevirdi. Belki Kenan müsait değildir diyerek kapıyı açmadan, “Gelebilir miyim?” dediğinde, “Gel,” diyen genç adamın tok sesini duydu. Derin nefes aldı. Kapıyı açıp üzerinden bir türlü atamadığı çekingenlikle içeriye girdi. Kenan kalkmış pencerenin önünde kahve içiyordu. Gözleri onun üzerinde dolaştı ve dikkatini çeken şey, Kenan'ın gözlerinin parlamasıydı. Bir an için göz göze geldiler ve Nazlı, genç adamın içtenlikle parlayan gözlerine hayranlıkla baktı bu bakıştan habersiz.
Kenan, beyaz tişörtü ve koyu kot pantolonuyla rahat bir görünüm sergiliyordu. Onun duruşundan ve seçtiği kıyafetlerden anlaşıldığı kadarıyla kendilerini sanki önceden anlaşmış gibi hissetti genç kadın. Belki de bu, onların arasındaki anlayış ve uyumun bir yansımasıydı.
Hafifçe tebessüm ederek yaklaştı genç adama. Eliyle karşısındaki sandalyeyi uzatan genç adam, “Otur,” dedi. Boş sandalyeye oturduğunda, Kenan ona sıcak bir şekilde gülümsedi.
“Rahat uyuyabildin mi?”
“Evet.”
“Kapının arkasına koltukta koysaydın daha güvenli olurdu senin için.”
İçindeki adam genç kadına takılması için resmen onunla savaş halindeydi. Hayatında ilk kez konuşmamak için kendini zor tutuyordu Kenan.
"Gerek yok, ben kendimi koruyabilirim."
"Elbette, koltukta neymiş sen bir yumruğunla devirirsin sana zarar verecek olanları."
Farkında olmadan ellerini yumruk yaptı. Küçücüktü elleri. Bakışlarını kaçıran Kenan’ın bu kadarı kalbine zarardı. Onun her hareketini izlerse kendini tutamamaktan korkuyordu.
Pencerenin önünde bir süre sessizce oturdular. Dışarıdaki manzarayı izlerken, birbirlerine anlam dolu bakışlar attılar. O an, sözlerin gereksiz olduğunu hissediyorlardı. Aralarındaki sessizlik, anlaşmalarının ve bağlarının derinliğini daha da pekiştiriyordu.
“Kahveyi senin için doldurdum iç lütfen, restorana gidince kahvaltı yaparız.”
Kahve fincanını eline aldı ve bir yudum aldıktan sonra Kenan'a döndü. Dikkatle ona baktı ve içinden gelen bir hisle konuştu, "Yardımlarınız için gerçekten çok teşekkür ederim, siz iyi bir adamsınız. Bana tam olarak neden yardım ettiğinizi çözemesem de iyi bir insan olduğunuzu görebiliyorum.”
Kenan, bir süre sessiz kaldı ve tebessüm ederek cevap verdi. “Teşekkür etmen için sana yardım etmiyorum, mutlu olman için ediyorum. Sen beni yeni tanıyorsun ama ben seni uzun zamandır tanıyorum. Sana her şeyi öğreteceğim, kendini korumanı, araba kullanmanı, daha fazla özgüvenli olman için yanında olacağım. Müdire hanıma bunun sözünü verdim.”
“Müdire Hanım’la konuşma imkânım olsaydı keşke.”
“İstersen onu arayabiliriz.”
“Nasıl? Bildiğim kadarıyla yurt dışına yerleşti.”
Cebinden telefonu çıkarıp, “Arıyorum,” dediğinde Nazlı’nın gözleri parladı. Kadının numarası onda vardı ama yurt dışına gidince numarası değişmişti.
“Efendim?” diyen sesi duyunca bir an Kenan’ın elinden telefonu alacak gibi oldu.
“Nasılsınız Semra Hanım? Teşekkür ederim ben de iyiyim. Sizinle konuşmak isteyen biri var. Veriyorum.”
Telefonu Nazlı’ya uzattığında parmakları titreyerek telefonu aldı Nazlı.
“Rahat konuş, ben lavabodayım.”
Genç adama minnetle bakıp, “Semra anne?” dedi titreyen sesiyle.
“Nazlı’m, benim güzel kızım, nasılsın?”
“Semra anne seni çok özledim, sen gittiğinden beri kimsem kalmadı. Tanımadığım bir adam beni yanına getirdi, kimdir nedir bilmiyorum.”
“Güzel kızım ben de seni çok özledim. Türkiye’ye gelince yanına geleceğim söz veriyorum. Kenan’dan sakın korkma, o sana asla zarar vermez. Onun yanında güvendesin bu yüzden sakın yanından ayrılacağım diye uğraşma.”
Gözyaşlarını silse de derin derin iç çekiyordu.
“İyi bir adama benzese de biraz karanlık yönü var anne, gidecek yerim yok kaldım bilmediğim şehirde.”
“Bana güven kızım, Kenan sana asla zarar vermez. Senin iyiliğin için elinden gelenin fazlasını yapar.”
“Neden bana yardım ediyor?”
“Bunu sana o açıklar kızım. Sakın bilmediğin yerde, tanımadığın insanların arasına girme. Senin temiz kalbini kandıran çok insan olur ben biliyorum. Kenan’a kefilim ben, eğer sana zarar verirse gel yüzüme tükür.”
“Deme öyle anne.”
“Güven bana kızım. Onun yanında çalışmayı öğren, paranı kazan. Onun gücü seni güçlendirsin.”
Kenan’a olan kuşları müdire hanımla konuştuktan sonra neredeyse tamamen geçmişti.
“Benim şimdi kapatmam gerekiyor kızım, Kenan’dan telefon numaranı alır ararım seni.”
“Tamam anne. Seni çok seviyorum.”
“Ben de seni güzel kızım, kendine dikkat et.”
Telefonu kapadı. Semra annesi Kenan’dan bu kadar emin konuşuyorsa onun hakkında kötü düşünmesine gerek yoktu. Yanaklarını ıslatan gözyaşlarını tamamen silip odaya dönen Kenan’a telefonu uzattı.
“Kalkalım mı? Restoranları gezdireceğim sana.”
“Kaç tane restoranın var?”
“En son ondu.”
“On mu? Hepsini neden geziyoruz ki, çalışacağım restorana gitmemiz yeterli.”
Masanın üzerinde duran cüzdanını ve telefonu cebine koyan genç adam, “Sen hangisini beğenirsen orada çalışacaksın,” dediğinde anlayamadı bu durumu Nazlı. Onun için fark etmezdi.
“Buna gerek yok, eminim hepsini severim. Siz hangisinde çalışmamı istiyorsanız oraya gidelim.”
Başını eğip kaldırdı genç adam.
“Tamamdır. Hazırsan çıkalım.”
“Çantamı alıp geliyorum.”
Odasına girip dün akşamdan paralarını koyduğu çantasını boynuna taktı. Daha fazla oyalanmamak adına hızlı hareket edip genç adamın yanına gitti.
Otelden ayrıldıktan sonra Kenan'ın restoranına adım attığında, etrafındaki şık ve zarif atmosferle birlikte çalışanların şaşkın bakışlarıyla karşılaştı. Kenan, Nazlı'nın meraklı bakışlarını gözlemleyerek yanında yürüyordu. Restoranın içinde ilerlerken, müşterilerin gözlerinin üzerlerinde olduğunu hissedebiliyorlardı. Çalışanlar, Kenan'ın yanına gelerek şaşkınlıklarını gizlemeye çalışsalar da, Nazlı'nın etrafı inceleyen gözlerinden kaçamak bakışlarına şahit oluyorlardı. Birçoğu, Kenan'ın değişikliği ve Nazlı'nın varlığıyla ilgili soruları kafalarında şekilleniyordu. Ancak profesyonellikleri gereği sükûnetlerini koruyorlardı.
Nazlı, restoranın zarafetiyle büyülenmişken Kenan, çalışanlara selam veriyor ve işlerini sürdürmelerini işaret ediyordu. Birlikte masaların arasından geçerken, misafirlerinin keyifli sohbetlerini, lezzetli yemeklerin kokusunu ve güler yüzlü hizmeti hissediyorlardı.
Genç kadın restoranının atmosferindeki kaliteyi ve özeni takdir ederken, içinden gelen bir sıcaklıkla genç adama bakıyordu. Hayatında daha önce hiç yaşamadığı bir deneyimi keşfetmenin heyecanını taşıyordu.
Birlikte genç adamın odasına girdiler. “Otur lütfen.” Onlar gelmeden önce geniş masaya kahvaltı hazırlanmıştı. Nazlı Kenan’ın işaret ettiği yere oturup daha fazla meraklı olduğunu göstermemek adına bakışlarını kaçırdı.
“Kahvaltını yapmaya başla.”
“Ben ne iş yapacağım burada?”
Sadece yanımda otursan bile yeter demek istese de, “Ne yapsak istersin?” diye sordu.
“Sanırım garsonluk yapabilirim, ya da bulaşık yıkayabilirim.”
Gözleri genç kadının ince ellerine kaydı.
Kıyamazdı ona.
“Kendini fazla yormana gerek yok. Arkadaşlara yardım etsen yeterli.”
“Ama olmaz ki öyle, herkes nasıl çalışıyorsa benimde öyle çalışmam gerekiyor. Bir de maşım ne kadar olacak?”
Bunu sormaya utansa da geçimi için mecburdu sormaya. Kenan onun kızaran yanaklarını ilgiyle izliyordu.
“Elli bin, ya da yüz, fazlası da olabilir.”
Gözleri kocaman açıldı. Ne diyordu bu adam? Ortağı mıydı da bu kadar parayı veriyordu?
“Çok fazla, çalışanlarınıza ne kadar veriyorsanız bana da o kadar verebilirsiniz. Duyanda ortağınızım sanacak.”
Yine güldü Kenan.
“Bakarsın bir gün ortak oluruz.”
“Bir anda zengin olacağımı sanmıyorum. Başımı sokacak bir yer bulabilirsem, bir de rahat geçinebilirsem sıkıntı yok benim için.”
“Burada hiçbir konuda sıkıntıya düşmeyeceksin. Hadi kahvaltını yap.”
“Bir an önce yapayım da işime döneyim değil mi?”
Kızıl saçlara sahip olup da nasıl bu kadar masum olabiliyordu bu kadın? Kenan’ın kalbinde oluşturduklarını bilmeden nasıl can alıcı konuşuyordu karşısında?
“Nazliya min a bedew.” ( Benim güzel Nazlı’m)
“Efendim?”
“Afiyet olsun Nazlı dedim."
“Bazen Kürtçe kelimeler söylüyorsun, ben seni anlamıyorum.”
“Ben sana öğretirim.”
“Gerçekten mi?”
Sol gözünü kırpıp, “Gerçekten,” dedi.
Bütün gün masanın etrafında otursalar kıpırdamadan onu izlerdi Kenan. Böyle bir güzellik olamazdı, onun Nazlı’ya baktığı gibi kimse bakmasın istiyordu.
Genç kadının güzelliğini onu rahatsız etmeden izlerken bir anda açılan kapıyla kaşlarını çatıp bakışlarını kapıya çevirdi. Nazlı ürkmüş, çatalı tabağının kenarına bırakmıştı.
“Kapıyı çalmadan içeriye gelmekte ne oluyor abi?”
Burnundan soluyan adam parmağını Kenan’a sallarken, “İndir o parmağını,” diyerek dişlerinin arasından konuştu.
“Sen ne yaptığını sanıyorsun lan? Şevval’le evlenmeyeceğim demişsin, kan mı dökülsün istiyorsun it? Aklını başına al Kenan, benimle karşı karşıya gelirsen sen zararlı çıkarsın.”
Kenan'ın yüzünde öfke ve kararlılık belirirken, Nazlı hızla masadan kalktı ve geri adım attı. Heyecan ve endişeyle titreyen sesiyle, "Lütfen sakin olun, ne oluyor burada?" dedi.
"Sen kimsin de kardeşimin hayatında birden var oluyorsun?”
“Sesini kes Ahmet Korhan! Şevval'le evlenmek istemiyorum. Ne sen ne de bir başkası benim hayatıma karışamaz.”
İki adam arasındaki gerilim tırmanırken, Nazlı gerilim dolu bu atmosferde kendini tedirgin hissetti. Gözlerini hızla odada dolaştırdı, çaresizlik içinde bir çıkış aradı.
Kenan'ın ağabeyi sert bir şekilde Kenan'ın üzerine yürüdü, ikisi arasında fiziksel bir gerilim oluştuğunda Nazlı, korku dolu gözlerle çaresizce etrafa baktı. Bu durumun daha da kötüleşmemesi için bir şey yapması gerektiğini düşündü.
"Lütfen durun!” Kenan'ın ağabeyi, Nazlı'ya öfkeyle baktı. “Kes sesini sen!”
“Ona bakma, ona sesini yükseltme, ses tonunu sikerim senin.”
Daha fazla aralarında duramazdı genç kadın. Mümkün oldukça ikisinden uzağa gitti. Bağırışlar yükselmişti, kimse seslerini duymuyor muydu? Korkuyla masanın altına saklandı.
“Ne senin, ne de aşiretin söyledikleri benim umurumda değil. Babamın kazandığı paraları bir çırpıda harcamana müsaade etmeyeceğim. Gerekirse ağa olacağım ama senin eline ipleri vermeyeceğim. Defol git buradan, eğer bir daha karşıma gelirsen abim demem suratını dağıtırım.”
Başını öfkeyle sallayan adam, “Bunu ödeyeceksin,” dediğinde yumruklarını sıktı Kenan. Odadan çıkan ağabeyinin arkasından bir süre öfkeyle baktıktan sonra sakinleşmek için derin derin nefes alıp verdi. Korkudan titreyen kadının varlığını hissediyordu. Arkasını dönüp masanın arkasına saklanan Nazlı’nın yanına gitti.
“Nazlı’m…”
Yere çömelip Nazlı’yı yerden kaldırdı. Korkudan titreyen ellerini tutup buz gibi ellerinin içinde sıktı.
“Korkma.”
Bir eliyle gözleri dolan genç kadının yanağını okşadı.
“Gitmeyeceksin değil mi? Onlar sana zarar vermeyecekler söz veriyorum. Onlarla baş edebilecek gücüm var.”
“Onlar senin ailen.”
“Biyolojik olarak öyleler sadece.”
“Biriyle mi evlenmen gerekiyor?”
Hızla başını iki yana salladı.
“Hayır hayır, kimseyle evlenmeyeceğim. Ben kimseye söz vermedim. Onlar kendi düzenleri için benim hayatımı mahvetmeye çalışıyorlar.”
“Neden?”
“Para için. Beni anlıyorsun değil mi?”
Başını salladı.
“Benden korkuyor musun?”
“Biraz.”
Gözlerini kapatıp açtı.
“Korkma Nazlı, onun adına senden özür dilerim. Bir daha böyle bir durumla karşılaşmayacaksın.”
Ellerini genç adamın ellerinin arasından çekti. “Ben çalışmaya başlayabilir miyim?”
“Tabii ki. Gel sana yardımcı olayım.”
“Sen olma. Çalışan arkadaşlar olsun, nerede görülmüş patronun yardımcı olduğu?”
“Peki Nazlı.”
Masanın üzerindeki telefonla çalışanların başını çağırdı. İçeriye giren orta yaşlardaki adam Kenan’ın karşısında saygıyla dururken, “Nazlı’ya yardımcı olun Mehmet Bey,” dedi. “İşi öğreninceye kadar zorlamayın.”
“Peki, Kenan Bey.”
Saatler sonra:
Bütün gün neredeyse oturmadan çalışan Nazlı'yı izlemek Kenan için oldukça zordu. Onun istediği bu değildi. Genç kadını yanında istiyordu ama kendini yormasın istiyordu. Ne yapacağını, ona yaklaşmak için nasıl bir yol izleyeceğini bilmiyordu. Bacaklarını ovalayan Nazlı'nın yanına yavaş yavaş gitti. Genç adamın geldiğini fark eden Nazlı, bir anda toparlanıp, “Özür dilerim,” dediğinde daha önce canının bu kadar yandığını hissetmemişti.
Nazlı'nın yanına oturdu ve sessizce, "Özür dilemene gerek yok,” dedi. Aklında olmayan bir şeyi yapacaktı. Nasıl bir sonuçla karışılacağını bilmiyordu ama bunu deli gibi yapmak istiyordu.
Nazlı'nın ellerini tutmak için ellerini uzattığında bir an duraksadı. Gözlerinde bir kararsızlık belirdi. Genç kadını korkutmak istemiyordu. Onunla bu kadar yakın olmak, hissettiklerini dile getirmek için doğru zaman mıydı, emin değildi. Nazlı'yı tanıyordu ama genç kadın onu tanımıyordu. İçinden birçok soru ve endişe geçiyordu. "Acaba Nazlı teklifimi nasıl karşılar?” diye düşünüyordu. Ona bu teklifi yapmak için çok erken olabilir miydi? Nazlı'nın tepkisi nasıl olurdu? Belki de reddedilme korkusu, onu geri çekilmeye iterdi.
Kenan'ın yüzünde karmaşık bir ifade belirdi. Bu duygusal karışıklık içinde, Nazlı'ya baktı ve iç çatışmalarını bastırmaya çalıştı.
Ne olursa olsun edecekti bu teklifi. Eğer şimdi susarsa belki bir daha bu kadar cesaretli olmazdı.
“Seni ilk gördüğüm anı asla unutamıyorum. O küçük yetimhanede seni gördüğümde, içimde bir fırtına kopmuş gibiydi. Kalbim hızla atmaya başladı ve gözlerinle beni büyüledin. O kızıl saçların ve mavi gözlerin, içimde derin bir his uyandırdı.”
Birden konuşmaya başlaması ikisini de farklı bir atmosfere soktu. Nazlı şaşkın bakışlarını Kenan’ın gözlerine çevirirken genç adam kendinden emin bir şekilde konuşmaya devam etti.
“Seni ilk gördüğüm anda, sanki ruhlarımız birbirine dokundu. O masum bakışların beni içine çekti ve koruma içgüdüm hemen devreye girdi. Seni sarmak, sana güven vermek istedim. O anlarda, içimde büyük bir değişim başladığını hissettim. Senin yanına doğru ilerledikçe yüzümde bir tebessüm oluştu. Ben hiç gülmezdim ama seni görünce gülümsediğimi fark ettim. Senin geçmişini, orada neler yaşadığını merak ettim. Masum gözlerinin ardında bir sürü hikâye ve umut olduğunu hissedebiliyordum. Senin varlığın, içimdeki boşluğu dolduruyordu.”
“Neler diyorsunuz?”
“Senin karşında durduğumda, içimdeki heyecan ve umut bir araya geliyordu. Sözcüklerim, seni ifade etmeye yetmezdi. Sana sadece samimi bir şekilde gülümseyerek, merhaba, ben Kenan. Seninle tanıştığım için çok mutluyum diyebilmeyi çok isterdim. Ama yaşadıklarım yüzünden diyemedim.”
Nazlı oturduğu yerden kalkacakken engel oldu ona.
“Gitmeni istemiyorum, seni yanımda istiyorum. Bunları söylemek için çok erken biliyorum ama hislerimi içimde tutamıyorum.”
“Kendinizde değilsiniz.”
“Kendimdeyim Nazlı! Kalbimde bir ev kurdum, adını sen koydum. Hayatımın geri kalanını seninle geçirmek istiyorum. Bana inan, hislerime inan, güven bana ne olursun. Bir şans veremez misin? Nazlı, benimle evlenir misin?”
Neler diyordu bu adam?