Bir Hafta önce.
Ortanca abim Berdan, ailemizin en hareketli bireyidir. Öfkesini kontrol etmekte zorlanır ve başına buyruk davranırdı. Orta boylu, esmer biriydi; çok çabuk öfkelendiği gibi, bir o kadar da neşeliydi. Bir gün, hızla eve geldi, elinde bir silah vardı. Nefes nefeseydi ve korkudan titriyordu. “Baba… baba,” dedi kesik kesik. “Öldürdüm… öldürdüm…”
Annem hemen çığlık atarak ağlamaya başladı. Babam, merakını gizlemeye çalışarak soğukkanlı durmaya özen gösteriyordu. “Hele dur, sakinleş oğlum. Soluklan biraz,” dedi. Büyük abim Samet, olacakları tahmin etmiş gibi gözlerini kısıp her şeyi hesaplıyor gibiydi. Ailemizin en mantıklı kişisi oydu; birini sevip sevmediğini anlayamazdık çünkü duygularına pek yer vermezdi. Küçük erkek kardeşim İlyas ise en akıllı olandı; en çokta onu severdim ve anladığım kadarıyla o da beni seviyordu.
“ Asya, kalk bir su getir abine.” Ne olduğunu anlamadan telaşla fırladım. Berdan abime suyu getirdim; suyu aldığında elleri titriyordu ve bardaktaki su dökülüyordu. Suyu bitirdiğinde titremesi hala devam ediyordu, etrafa korkulu gözlerle bakıyordu. “Yolun üstündeki arazide gördüm, baba.” Hala kesik kesik anlatıyordu, bazen derin nefes alıyordu. “Kimi gördün, oğlum?” dedi babam heyecanla. “O Berik aşiretinden Baran’ı gördüm.” Babam dudaklarını ısırmaya başladı.
Berikler, Mardin’in güçlü aşiretlerinden biriydi. Bizim Aşil aşireti ile Berik aşireti arasında asırlardır süregelen bir rekabet vardı; sürekli birbirlerini vurup duruyorlardı. Aralarında bitmek bilmez bir kan davası vardı. Biri vurulunca diğeri onun peşine düşerdi. Kural belliydi: vuran, vurulurdu. Kısas uygulanır ya da kan parası ödenirdi. Üçüncü bir seçenek olarak berdel ortaya çıkmıştı.
Aşiret büyükleri bir araya gelerek dökülen kana karşı kan ister ya da kan parası diyet olarak ödenirdi. Samet abim düşüncelere daldı ve başını kaldırarak, “Bu iş bize pahalıya patlayacak. Sen başımıza büyük bir bela açtın. Şimdi bundan nasıl kurtulacağız?” dedi. Babam araya girerek, “Olan oldu, bir çözüm bulmamız gerekiyor,” yanıtını verdi. Samet dişlerini sıkarak, “Uzun zamandır kan dökülmüyordu. Adamlar bunun öfkesinden deliye dönerler, baba,” diye ekledi.
Ardından Berdan’a dönerek, “Seni ahmak herif, gören oldu mu?” diye sordu. Berdan başını eğerek, “Evet, şoförü oradaydı,” yanıtını verdi. “Onu da vuraydın ya!” dedi Samet. “Kaçtı abi, peşine verdim ama yakalayamadım,” diye ekledi Berdan. Annem başını ellerinin arasına alarak ileri geri sallanıyordu. “Bitmedi, bu burada bitmedi. Vay başıma, vay başıma,” diye kendi kendine mırıldanıp duruyordu. Berdan, kendini haklı çıkarmaya çalışır gibi bağırarak konuşmaya başladı: “Bizim diyordu bu toprak, bizim diyordu. Ne yapaydım, sizin deyip gidecek miydim?” Babam ayağa kalktı; aklına bir şey gelmiş gibi, “Hadi aşireti toplayalım. Onlar ne derse onu yapacağız mecburen.”
Berdan’ın korkusu yüzünden, sesi titriyordu. “Ya kana kan isteseler, ne yaparız baba?” diye sordu. Samet abim, “Düşüncesiz kardeşim. Ağalar da bizim kadar sevmez onları,” dedi. Babam hemen atıldı: “Tabii ya, tabii. Bu topraklar bizim. Onlar nasıl oluyor da hâlâ hak iddia ediyorlar?” Kardeşim İlyas söze girerek, “Baba, abiler, Baran bizim toprakta değil miydi?” Üçü birden başlarını sallayarak “Evet,” dediler. “Tamam işte, bu nefsi müdafaaya girer. Adam bizim topraklarımıza izinsiz girerek aşiretimize saygısızlık etmiş,” dedi. Samet abim ve babam Süleyman’ın gözleri parladı. “Aferin sana. Bu nefsi müdafaa girer,” diyerek rahatladılar.
Berdan abim deli doluydu; aklıyla iş yapmaz, tamamen içgüdüsel hareket ederdi. Bazen karşınızda bir hayvan olduğunu sanırdınız. İlyas, ondan küçük olmasına rağmen daha çok takdir toplar; zekası ve çözüm odaklı düşünmesiyle dikkatleri üzerine çekerdi. Babam, “İlyas, bizim aşiretimizin lideri olabilir,” diyerek onu methederdi. Bu övgüler Berdan’ın hoşuna gitmezdi; İlyas’ı kıskanırdı.
Aşil aşiretinin ağaları, Berdan’ın yaptığı düşüncesizliği temizlemek için acilen toplanmışlardı. Onların temizlemeye çalıştığı bu kan davası, biz dilsiz kadınların omuzlarına ağır bir yük olarak biniyordu. Aşil ile Berik aşiretleri birbirlerini hiç sevmezlerdi, fakat Berdan gibi bir çömezin Berik aşiretinin önemli bir ağasını öldürmesi, içten içe Aşil ağalarının gururunu okşamıştı. Yine de, daha fazla kan dökülmesini önlemek için bir çözüm bulmaları gerekiyordu. İlk aldıkları karar, kan parası ödemekti.
Bu fikir, Beriklilerin hiç hoşuna gitmedi; kan dökülmüştü ve onlar da kan istiyorlardı. Bizim aşiret ise kendini küçük düşürmek istemiyor ve güçlü olduğunu göstermek için çabalıyordu. Kana kan verirlerse, Beriklerle eşit oldukları düşünülebilirdi, bu yüzden bu fikri asla kabul etmediler. İki gün süren pazarlıkların sonunda, iki aşiretin ağaları ortak bir karara vardılar:Beni. Ben, öldürülen Baran Ağa'nın kardeşi Celal Ağa'ya istediği gibi kullanabilmesi için hediye edilecektim. Bunun yanında kan parası da ödenecekti.
Aşiret toplantılarında alınan kararı büyük bir merak içinde bekliyordum. Kararın benimle ilgili olacağını hiç düşünmemiştim. Her şeyden habersiz, mutfakta akşam yemeği hazırlaması için anneme yardım ediyordum. Babam önde, Samet yanında, arkalarında Berdan ve İlyas yürüyordu. Yüzleri neşeliydi. Onları bu halde gören annem, derin bir iç çekti, sanki olacakları anlamıştı. Ben ise onların bu neşesini görünce sevindim. “Yüzünüz gülüyor. Demek ki kolayca hallettiniz?” dedim. İlyas ile göz göze geldiğimizde yüzü düştü, gözlerini benden kaçırdı. O an içime bir korku düştü. Babam göğsünü kabartarak, “Evet, kolayca hallettik,” dedi. Samet'in yüz hatları donuktu, Berdan ise bana alaycı bir gülümseme attı, “Çok kolay oldu. Adamlar artık Mardin’in gerçek büyüğünün kim olduğunu anlamış oldular.” İlyas başını eğmiş, yüzüme bakmaya utanıyordu. “Ne oldu baba, meraktan çatlayacağım,” dedim, hala neşemi korumaya çalışarak. Babam, çok önemsiz bir şeyden bahsediyormuş gibi bir tonla, “Seni Beriklilerden Celal’e berdel yaptık,” dedi. Başımdan aşağı kaynar sular dökülür gibi hissettim. Onların rahat tavırları beni daha da derinden yaralıyordu. Duyduklarıma inanmamış gibi, “Şaka yapıyorsunuz, bunu yapmazsınız,” dedim. Babamın gürleyen sesi kulaklarımı tırmaladı: “Sana mı soracaktım ne yapacağımı?”
"Ben senin kızınım baba, lütfen... yalvarırım baba." Babamın yakasına sarıldım, ama o ellerimi zorla çözerek beni sert bir şekilde yere itti. Yerdeyken yalvarmaya devam ettim. "Samet abi, bana bunu yapma. O bizim düşmanımız değil mi?" Samet, buz gibi bakışlarıyla sadece bana baktı.
Berdan’a öfkeyle baktım. "Senin pisliğinin bedelini neden ben ödemek zorunda kalıyorum?" Yüzündeki alaycı gülümseme sertleşti, kaşlarını çattı. "Beni öldürsünler mi istiyorsun?" dedi, ellerini boğazına götürerek boğuluyormuş gibi gösterdi. İlyas yanıma oturdu, acıyan gözlerle yüzüme bakıp saçlarımı okşayarak, "Abla, en doğrusu bu," dedi. Babam, “Bu çocuğun her şeyi tam ama çok duygusal,” dedi. Annem mutfaktan hiç çıkmadı, sessiz hıçkırıklarını duyabiliyordum. Elinden hiçbir şey gelmezdi. Bir ara göz göze geldik, çaresiz bir şekilde iki elini yana açtı. Koşup kucağına atladım. Gözyaşlarım, onun gözyaşlarıyla karışıp ikimizi ıslatıyordu.
Bilmediğim, tanımadığım birinin insafına bırakılmak çok zoruma gitmişti.Kaçıp kurtulmak istedim. Kaçma hikayemi de birinci bölümde yazmıştım.