
Sabah kahvemi içmeden dışarı çıkarsam, ya biri ölür ya da ben tutuklanırım.Ama hayat işte…Bazen seni kahvene varmadan sınar.Arabaya doğru yürürken, gözüm önce rüya görmüş gibi oldu. Arabamın tam arkasında.Yani daha doğrusu… arabamın içine girmiş gibi.Sıfır sıfıra park etmiş.Arabamı ordan çıkarmam imkansız. Önü zaten taş duvar, ordan çıkmam da mümkün değil.Yüzümde istemsiz bir gülümseme belirdi.Sakin Ceylin.Sadece sıradan bir gün.Kendine “Bugün kimseye sövmeyeceğim.” demiştin. Hadi bakalım.Güvenliğe yürüdüm.“Abicim kolay gelsin, şu benim arabanın arkasına park eden araç sahibinin numarasını alabilir miyim?” dedim.Kibarca.Kelimeleri çiçek gibi sunarak.Tabi içimden geçenler, “ver de o mal kimmiş göreyim.”Aldım numarayı.Aradım.AçmadıBir daha aradım.Yine yok.Üç.Dört.Beş.Beşinci aramada açtı.Açtı da… açmaz olaydı.“Ahh… Sarp… yapma… orası—”İç sesim: “NE DİYORSUN KIZ SEN?”Sadece durdum.Sessizlik.Ne desem boş. Hiçbir kelime bu ana uygun değil.Ben o telefonu usulca kapattım.Derin bir nefes aldım.Ve dedim ki kendi kendime:“Senin adın Ceylin.Sen yıllarını bu adamın ‘komşum, çocukluk aşkım, belki bir gün fark eder’ hayaline gömdün.Ama artık büyüdün.Ve bıçağın nerede olduğunu biliyorsun.”Eve döndüm.Direkt mutfağa.Bıçağı aldım. Keskin olanı.Böyle… hani çatallı bide, korkutan türden.Hiç istifimi bile bozmadan çıktım dışarı.Cipin başına geldim.Eğildim.Ve…“Pıssssss”O an…O ses bana Beethoven’dan daha huzurlu geldi.Bir.İki.Üç.Dört.Son lastikte içimden geçen:“Geçmiş olsun Sarp.Hayatına kattığın boş hava gazı dolu kadınları başlattığın gibi… ben de seni patlattım.”Taksi çağırdım.Arabam hâlâ orada.Çıkamadım.Ama ruhum?Ruhum özgür.

