Düğün salonunun ışıkları hâlâ yanıyordu ama parıltısı artık yorulmuştu. Davul sustu, erbaneler yerini sandalyelere bırakmıştı. Halaylar bitmiş, zılgıtlar susmuştu. Geriye yalnızca kına kokusu sinmiş masa örtüleri, yere düşmüş simler ve ayakta kalmaya direnen yürekler kalmıştı. Lorîn, gelinliğini bir kez daha düzeltti. Altın kemer biraz ağırlaşmış, duvağı gece boyunca yana kaymıştı. Ama o hâlâ aynı zarafetle dik duruyordu. Gözlerinde bir hüzün vardı. Odanın köşesinde annesi, babası, abileri ve küçük kardeşleri onu bekliyordu. Herkes artık gitme vaktinin geldiğini biliyordu ama kimse ilk adımı atmıyordu. Zerda Hanım, sessizce yaklaştı. Lorîn’in elini tuttu. “Ben seni susarak sevdim çoğu zaman… ama şimdi susarsam içim yanar. Bu gece, seni gerçekten bırakmak zorundayım.” Lorîn annesinin b

