Taş duvarlar arasında yankılanan çığlıklar, Zeryan’ın yüreğine bıçak gibi saplanıyordu. Nemli, havasız zindan odasında, zincirli ellerine aldırmadan duvara yaslandı. Ciwan’ın anlattıklarından sonra, içi tarumar olmuştu. Yıllardır kim olduğunu, nereye ait olduğunu bilmeden yaşadığı her günü şimdi birer birer sorguluyordu. Ve o isim… Ağit. Sadece bir direnişçinin adı değilmiş meğer. Kanıymış. Kardeşiymiş. Kendisinden koparılan, yıllarca başka bir hayata savrulan diğer yarısı. Zeryan, başını duvara yaslayarak gözlerini kapadı. Çocukluğundan silinmiş tüm anılar birer duman gibi geri dönüyordu. Bir el... küçük bir erkek çocuğunun parmakları... saçlarını tarıyordu. Kırık dökük bir ninni... annesinin sesi. O sesi yıllardır kimse duymamıştı. Ama şimdi, kalbinin derinliklerinden yükseliyordu.

