Hastanenin arka bahçesi, geceden kalma serinliğiyle hâlâ nefes alıyordu. Toprak nemliydi, gökyüzü soluk… Ama yeryüzü, nefesini tutmuş bir kararı bekliyordu. Bahçenin en köşesinde, güneşin henüz aydınlatmadığı bir çember kuruldu. Sessiz… gergin… sanki tek kelimeyle patlayacak bir barut gibi. Bervan, sırtı dik, elleri arkasında kenetli… Yüzü sabaha değil, içindeki karanlığa dönüktü. Onun karşısında ise zamanın emaneti gibi sıralanmış beş adam duruyordu: Ağit, Ciwan, Rizgar, Yiğit ve yanında adım adım büyüttüğü Dara Aslan. Bervan uzun bir süre konuşmadı. Yalnızca toprağın üzerine baktı. Sanki altında yatan ölülerin, kurşun yemiş bedenlerin, susturulmuş duaların sesini dinliyordu. Sonra başını kaldırdı. Gözleri öyle sertti ki, bakarken göz kırpmayan dağ kartalları bile o an bir ye

