Zerda Hanım, bastonuna yaslanmış Haydar Ağa’nın koluna tutunarak koridorun sonundaki yoğun bakım ünitesine yürüdü. İkisinin de gözleri kan çanağı gibiydi. Ama ağlamaktan değil… umut etmekten yorulmuşlardı. Camın arkasında, iki küçük kuvez yan yana duruyordu. İçlerinde iki minik beden… Kimi zaman minik ellerini oynatıyor, kimi zaman göğüsleri titreyerek nefes alıyordu. Şervan ve Bervan. Zerda Hanım’ın eli camın üzerine gitti. Parmak uçlarıyla sanki o minicik bedeni hissedebilecekmiş gibi dokundu. “Bak,” dedi, sesi çatallıydı. “Şu sağdaki burnunu babasına çekmiş… Ama gözleri… Gözleri İdâl’in.” Haydar Ağa, gözlerini kırpmadan baktı. Göz altları yaşla doldu. Sanki bir ömürlük hüzün ve sevda o camın arkasında toplanmıştı. “Ben,” dedi, sesi titreyerek, “dijvar'ı ilk defa kucağım

