Hakkâri – Şehir Girişi, Gün Batımı Dağların gölgesi uzamış, güneş toprakla vedalaşmak üzereydi. Toprak toz içinde… ama sessizlik, bir hesap gecesinin habercisi gibiydi. Uzakta, bir konvoy yaklaşıyordu. Toz bulutu ardında adamlar taşıyan araçlar… Ortalarında siyah bir cip. Direksiyon başında Dara, yan koltukta Bervan. Ama Hakkâri’ye girmeden, yolun kenarında bir gölge bekliyordu: Ezman Ağa. Sırtında yeleği, başında yazması… Ama omuzları her zamankinden daha çöküktü. Çünkü yüreği, bir babanın çaresizliğini taşıyordu. Araçlar yavaşladı. Dara kenara çekti. Kapı açıldı. Bervan, bastığı toprağı tanıyan bir adam gibi ağır ağır indi. Ezman Ağa’ya yaklaştı. Gözleri birbirine değdi. Ezman Ağa ilk konuşandı. Sesi yaşlıydı ama içindeki sızı taptazeydi: “Hoş geldin, Kara Bela.”

