5.Bölüm.Meryem.

1389 Words
Dumrul'un anlatımı.. Evin yoluna geri dönerken bir fotoğrafla kalbimin titremesini anlamaya çalıştım. Neydi şimdi bu? Kadın, tanıdık mı gelmişti? Gözlerimin önünden gitmeyen gözleri bir ayna gibi gözümün önündeydi. Parlak bakışları, tenine uygun siyah saçları ve kaşları. Sanki bir ressam çizmiş gibi. Ama kusursuz bir güzellikte çizmişti sanki. Evin asansörünü es geçip merdivenlerden yavaş adımla çıktım. Zihnimi bir fotoğraf nasıl bu denli meşgul edebilirdi böyle? Deli Dumrul diye diye iyice delirmiş olmalıydım. Başka bir açıklama yoktu aklımda. "Komutanım." Kapıyı açar açmaz bizim davarlarla karşılaşmak belki kendime getirirdi beni. "Ne oldu Zeki?" "Komutanım, Feride teyze aramış merkezi." Kaşlarımı çatıp kafamı yan çevirdim. "Ee.. görevde deselermiş." "Demişler komutanım. Ama dönünce arasın hayat mamat meselesi demiş." Ben biliyordum onun hayat meselesini. Derin bir soluk alıp Zeki'ye kafamı salladım. "Elindeki ne komutanım?" Bir an elimdeki böreği unutmuştum. "Haa bu mu? Börek, yürürken küçük şirin bir kafeye girdim.. al, sen seversin." "Valla komutanım. Evde tek lokma yok." diyerek ellerini bok görmüş kara sinek gibi ovuştura ovuştura aldı. "Neyse ben yatıyorum, iyi geceler." demiştim ki, ağzında börek konuşmaya çalışan Zeki ile geri döndüm. "Komutanım. b-ş.. bol.. " "Ne diyorsun oğlum? Şu ağzındakini yut, öyle konuşalım." "Bir şey buldum, bir görüntü diyordum." "Ne..?" diye hızla ikimiz birlikte laptop'un başına geçtik. "Bu sadece kaybolan öğrencinin biri. Ama siyah araca binerken ne zorlama var. Nede arabadan inip tehdit eden biri. Kendi isteğiyle biniyor." Videoyu başa iki kez döndürüp izledim. Ama Zeki haklıydı. Çocuk kendi isteğiyle biniyordu araca. Ve aracın plakası siyah bir bantla kapanmış. O araçtaki her kimse, o kameraları hesaba katmış olmalıydı. "Bu iş benim canımı sıkmya başladı Zeki." "Ne yalan söyleyeyim benimde komutanım. Tezgah güzel kurulmuş sanki." "İllaki bir açık verecekler aslanım. İşte o zaman korksunlar benden." diyerek oturduğum yerden ayaklndım. "Sen nereye gittin komutanım?" "Öyle sahilde yürüdüm." dedim. Kafasını sallarken onu ardımda bırakıp odama girdim. Zeki ve ben aynı dairedeydik. Ali ve Kadir üst dairede. Hasan'ın ailesi bu şehirdeydi. Bu iş sadece Hasan'a yaramıştı. Ali ve Kadir ezelden ailesizdi zaten. İkiside bu yüzden bu görevde neredeyse canla başla çalışıyordu. Hedef kimsesiz çocuklardı çünkü. Arkalarında onlara sahip çıkacak bir aile olsun istemiyorlar. Üstelik devletin aralarından seçip özel fen lisesinde okuttuğu zeki çocuklardı bunlar. *** 1 hafta sonrası.. Buraya geleli tam iki hafta olmuştu. Bir hafta önce gördüğüm fotoğraf hâlâ gözlerimin önünde tekrar tekrar görüyor gibiydim. Her detayı, her ayrıntısı mıh gibi aklımın ucundan, gözlerimin önünden gitmiyordu. Ve hâlâ bir iz, bir işaret bulamamıştım. Sanki onları araştırdığımı anlamışlar gibi hiç bir kıpırtı, ters bir olay da olmaz olmuştu. Yada son olayı unutturup harekete geçtiklerini düşünüyordum. Bugün hafta sonuydu. Bir şey bulamadıkça kendime daha çok sinirlenip yine kendimi dışarı attım. Hava kararmak üzereydi. Ayaklarım benden bağımsız yine o, küçük kafenin önüne getirdi. Önce öylece durup bekledim. İçeri girmeli miydim? Burası neden beni çağırıyordu ki? Bir fotoğraf, otuz üç yıllık bakir haytıma nasıl bir damga vuruyordu böyle? Ama o, fotoğrafı canlı görmek isteyen gözlerime sözüm geçmemişti işte. İçeri girdim. Etrafıma bakınırken ilk geldiğimde oturduğum masayı dolu gördüm. Buradan o fotoğraf uzak kalıyordu. Ben masa ve fotoğraf arasında bakışırken arkamda naif bir sesle hızlı bir şekilde döndüm. "Buyrun.. hoşgeldiniz." Arkamı döner dönmez kafamdan bedenime sanki kaynar sular indi. Kasanın arkasından bana meraklı gözlerle bakan kızla yutkunmaya çalıştım. İşte canlı kanlı karşımdaydı. Kaç gündür aklımdan çıkmayan o, gözleri bana bakıyordu. Saçları bu kez toplu değildi. Yandan omzunda tolamış bir tarafından aşağıya sarkıyordu. Masanın altına kadar uzanan saçlarının uzunluğu oturduğu yerden belli olmuyordu. "Beyefendi.. iyi misiniz?" "Eee şey.. ev-et. İyi, ben." dedim. Hayatımda ilk defa ne diyeceğini bilemedim. Bedenim benden bağımsız zangır zangır titriyordu. Kalbim, kalbim öyle bir hızada atıyordu ki. Dağda hızlı yürümüşüm de. Saatlerce dinlenmemişim gibi. Kalp atma sesim kulağıma cızıltı şeklindeydi. "Ne istemiştiniz? İsterseniz oturun. İyi görünmüyorsunuz." dedi. Madem iyi görünmüyorum neden kalkıp bakmıyorsun bayan huri? Dememek için dilimi ısırdım. Evet huri dedim. Çünkü o kadar güzeldi. O kadar güzel ve sıcak bakışı ve yüzü vardı ki. İnsan dönüp dönüp bakası geliyordu. "İyiyim.. ben börek istiyorum. Oturmak değil." diyebildim nihâyet. Ben sustu susmaz dışardaki masalarla uğraşan kıza seslendi. "Yeliz..!" "Efendim Meryem abla." Adı Meryem.. "Beyefendi börek istiyor. Bakabilir misin?" "Tamam, geldim abla." Sen bakaydın keşke. Der gibi kıza bakarken o bana bakmadan geri kağıdına küreğine döndü. "Neli olsun?" Kızın sorusuyla Meryem'e takılı kalan bakışımı bana konuşan adının Yeliz olduğunu öğrendiğim kıza döndüm. "Ne neli olsun?" "Börek dediniz ya. Neli olsun?" "Haa.. peynir, peynirli olsun." dedim. bakışlarım yeniden Meryem'i buldu. Hiç kafasını kaldırmadan bir şeyler yazıp çiziyordu. Not alır gibi küçük küçük kağıtlarda notlar vardı. Elime bir kilo böreği alıp kafeden çıktım. Aklımı hiç bu denli kaybetmiş miydim? Deli Dumrul değil miydim oysa ben? Ama tam delirmemiştim demek ki. *** Günlerdir görevi unutmuş gibiydim. Her şeyi didik didik etmemize rağmen tek bir ip ucu bulamadım. Ters bir durum olsa ben hemen sezerdim. Ama olmadı. Haytımdaki tek fark Meryem oldu. Her an onu görmek istiyordum. Naif sesini duymak, güzelim parlak gözlerine uzun uzun bakmak. İzledim.Gizlice.Utanarak değil ama fark edilmeden.Onu izlemek, her şeyin biraz daha yerli yerine oturması gibiydi. Artık içeriye girmeye cesaret edemiyorum da. Her gördüğümde ya kasada oturuyor yada köşedeki küçük masanın arkasında oturuyordu. Dikkat çekmemek için fazla uzun da bakmadan yürüme yolum olmuştu o dükkan. Gönlüme yanlış yoldasın Dumrul diye hatırlatma yapsam da. Yine ayaklarım beni oraya götürürken buluyordum. Ama bugün hiç bir yerde yoktu. Dışardan görünmüyordu. İçimin buruk haliyle arkamı dönecekken tanıdık sesle irkildim. "Hocam.." "Oo.. Alperen bey. Merhaba." "Merhaba hocam. Sizi geçen gün burada gördüm. Ama yetişemedim. Neden girmediniz?" Sahi neden girmemiştim? Senin ablanın gözlerinden korktum girmedim diyemedim. Yine bakıp kalmaktan çok korktum be çocuk. "Buyrun lütfen. Size çay ikram edeyim." Güldüm. Aslında onu görmeden geri dönmek istemiyordum. "Tamam.. bir bardaklık çay için vaktim var." dedim. Ben oturdum, çayım da geldi.. ama Meryem yoktu. Ara ara gözlerim bir radar gibi etrafını tarıyordu çaktırmadan. Bir anda börek aklıma gelince sordum. "Alperen.. " "Buyur hocam." "Ablan çok güzel börek yapmıştı. Bugün yok galiba?" "Yok.. ablam iki gündür hastaneye gidip geliyor. O yüzden yok hocam." Yüreğime sanki bir öküz oturdu gibi hissettim. Neden gitmişti hastaneye? Hasta mıydı? Sormak istiyorum ama sakinde görünmem gerekiyordu. Oysa içimde savaş hâlâ devam ediyordu. Bu sefer Alperen bir şey demedi. Omzumu düşürdüm. İçeri başk bir müşteri geldiğinde Alperen'de hızla ayağa kaşktı. Ben.. ne yapacağmı bilmeden oturduğum yerde kaldım. Sonra sessizce yerimden kalkıp kafeden çıktım. Aklıma kötü bir senaryo getirmek istemiyordum. Saçlarının simsiyah tellerini düşünmemeye çalıştım. Ama kim bilir nasıl kokuyordur? dedim içimden. Sonra hemen sustum.Bu bana göre değildi. Ben savaşta, dağda, pusuda büyümüştüm. Yerimde orasıydı. Yaptığım şey yanlıştı. Üstelik Sare gerçeği varken. Derin bir çekmeden sonra eve yürüdüm. Kaç gündür. Görevimi boşlamıştım. Bir an önce bu meseleyi çözüp ait olduğum yere, dağlarıma geri dönmeliydim. *** İki gün daha geçti. Yok olmuyordu. İçimdeki merak zehirli bir sarmaşık gibi sarmıştı bedenimi. Alperen'e kaç kere sormak istemiş vazgeçmiştim. En azından nesi olduğunu bilsem bana yeterdi. "Komutanım nereye?" "İşim var." "Komutanım bizide götür şu börekçiye ya. Vallaha makarna yemekten yağ bağladım." "Lan gerizekalı. Börekte hamur." "Olsun komutanım. Ama değişik bir hamur. Hem benim pişirmediğim bir hamur. Öyle düşün." İki güne bir yedikleri et tavuğu saymıyordu tabii. "İyi gel hadi." dedim gülerek. "Sende bir şey var komutanım." Zeki'nin halimi önceden farkettiğini biliyordum. Ondandır zatan benimle gelmek istemesi. "Boş ver. Boş bir hayel." dedim. "Ney boş bir hayel komutanım? Yoksa. ?" diyerek susup yüzüme baktı. "Ne yoksa Zeki.?" "Komutanım.. sen aşık olmuşsun..!" "Ne diyorsun oğlum sen?" "Evet.. evet. Kaç gündür dalıp dalıp gitmeler. Eve kilo kilo börek getirmeler.. kız börekçi de mi komutanım?" "Sanki bilmiyorsun Zeki. Olsa bile olmayacağını bilmiyorsun sanki?" "Git konuş komutanım Sare'yle." "Neyse kapat bu konuyu." diyerek kafamla kafeyi gösterdim. "İşte burası." "Çok merak ettim komutanım. Destur var mıdır?" "Ne saçmalıyorsun Zeki..!" "Senin gibi bir adamın gönlüne giren kadını görmek için diyorum komutanım. Çok merak ettim." Zeki'ye ters bir bakış attım. "Orada da komutanım deme de. Alperen beni tanıyor." "Tamam komutanım. Demem komutanım." "Hey Allahım yaa." İkimiz birlikte içeri girdik. Görünürde yoktu. Hâlâ hasta olabilir miydi? İçime iyice korku ve endişe girerken kapıya yakın bir yere oturduk. "Hoşgeldiniz." Bu ses... Sesi duyar duymaz yine bedenim sarsılmaya başladı. İki metrelik adamdım ben. Bir küçük depremden yıkılacak biri değildim oysa. Zeki'nin bakışları sabit ve şaşkın olunca. Benim gördüğüm güzelliği onun da görüp şaşırmasına sinirlendim. Başımı çevirdiğimde...onun gördüm. İlk kez bana baktı....Göz göze geldik. Sadece bir saniyelik bir an. Yutkundum... ama öyle yukunmayla gidecek bir yumru değildi bu. Gözlerimi Meryem'in üzerinde gezdirdim. Bildiğim herşeyi unuttum. Meryem'in gerçeği miydi beni sarsan. Yoksa benim gerçeğim miydi? Ama bu gördüğüm olmamalıydı.. olmasındı... o hakketmiyordu bunu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD