9. Bölüm

4586 Words
Sabahın ilk ışıklarıyla açtığım gözlerimi ovuşturarak yatakta doğruldum, gece uyuyamamıştım ve başım deli gibi ağrıyordu. Bugün esaretimin ilk günüydü ve ben içten içe korkuyordum, ana zarar gelmesinden değil.. yaşayacağım işkenceye hazır değildim. Dün gece uyuyamadığım için bütün eşyalarımı toparlamıştım, çoğu eşyam yine burada kalıcaktı. Behzat albay ara sıra buraya geliceğimizi söylemişti, bu yüzden sadece kıyafetlerimi ve kişisel eşyalarımı almıştım yanıma. Saat 4 gibi gözlerim kapansada huzursuz hissettiğim için derin uykuya dalamamıştım. Balkona çıkıp koltuğa oturdum, bacaklarımı kendime çekip başımı ovuşturmaya başladım. Sanırım alkolün ertesi günü böyle iğrenç bir yan etkisi vardı, ağrı kesici içmeyi aklımın bir köşesine not ettim. Üzerimde kuzulu mavi pijama takımım vardı, hava soğuktu ama evin içerisi cehennem ateşi gibi yandığı için şortla dolaşıyordum evin içerisinde. Güneşin doğuşu buradan harika görünüyordu, ne zaman çıkıcaktık acaba yola? Gökçe ameliyat olmuş muydu? Kafamda binlerce soru dönüp dururken düşüncelerimden kapı ziliyle ayrılabildim nihayet, kim gelmişti ki? Koşar adım kapıya ulaştığımda önce kapı dürbününden gelen kişiye baktım, Bora uykulu gözlerle bana bakıyordu. Gülümsemem genişlerken yan taraftaki aynada saçımı başımı düzeltip yanaklarımı sıktım kızarması için. Bir an kendime gelip ne yaptığımı sorguladım ve hemen kapıyı açtım, elinde kahve bardaklarıyla beni baştan aşağı süzdü. Bir saniye.. siktir.. kuzulu pijama takımlarıyla karşısında dikiliyordum. Dudaklarında çarpık bir gülümseme belirirken içeri girdi. Elimi saçımın arkasına götürüp zoraki gülümsemeye çalıştım. “Şey.. günaydın ve hoşgeldin, içeri geç ben üstümü giyip geleyim.” kahveleri elime tutuştur “Gerek yok böyle çok güzelsin.” Yanaklarım yine ısınmaya başlarken hızla arkamı dönüp balkona çıktım, Bora mutfağa gitmişti. Yerime geçip beyaz kupayı önüme almıştım, diğer siyahıda ona vermiştim. İçeriye bir bardak suyla geldiğinde yanıma oturup suyu önüme koydu ve cebinden çıkarttığı ağrı kesiciyi avuç içime bıraktı. Bu kadar ince düşünmesi hoşuma gitmişti. “İyi ama.. nereden anladın başımın ağrıdığını?” Rahatça arkasına yaslanıp kahvesinden bir yudum aldı, o da uykulu görünüyordu. “Balkonlarımız yan yana, ayrıca ilk içkinden sonra başının ağrıması çok normal.” Demek balkondan beni görmüştü, ilacı içip kahvemden bir yudum alırken kendime geldiğimi hissetmiştim. Gözlerimi kapatıp huzurla kafamı geri yasladım, bu ana geri dönmek için nelerimi feda etmezdim ki? “Birazdan çıkmamız gerek, jet havalimanında bizi bekliyor. İstanbul’a indiğimizde Liam seni emniyetin polisevinde bekliyor olucak, buluştuğunuzda seni eve götürmesini sağla bende sizi orada bekliyor olacağım. Sana sorular sorucaktır, korktuğun için Mardin’i terk ettiğini İstanbul’a geldini ve ifadeni orada verdiğini söyleyeceksin. Daha sonra olayların sende bir travma yarattığını ve polislerden rica ederek bu geceyi güvenli bir yerde geçirmek istediğini söyle, onlarda seni polisevine yerleştirdiğini ve telefonunu kapatıp kafanı dinlemek istediğini söyle. Sana neden beni aramadın diye baskı yapıcaktır, ona bütün bu olanların onun yüzünden başına geldiğini Lucas’ın Liam ve ailen yüzünden sana zarar verdiğini söyle.” Her şeyi düşünmüştü, onunla tesadüfi bir karşılaşma yaşıyacaktık. Biraz heyecanlı hissediyordum, hayatım dünden bugüne çok değişmişti ve ben yeni bir hikayenin kahramanı oluyordum. Kahvelerimizi içtikten sonra etrafı toparlayıp eşyaların üzerini çarşaflarla örttük, biraz duygulanmıştım. Burası kendi ayaklarım üzerinde durduğum ilk evimdi ve ben erken bir veda ediyordum buraya, henüz içinde anılar biriktirme vaktim bile olmamıştı belki. Gökçe ve timdeki herkesin geldiği geceyi saymazsak elbette, kendimi ilk defa kalabalığın içinde iyi hissetmiştim. Kapıyı kilitledikten sonra Bora ile eşyalarımı arabaya taşıdık, timdeki herkes kapıda bizi bekliyordu. İçlerinde sadece Gökçe yoktu, Bora durumunun iyi olduğunu söylemişti öğlen onu aramayı aklıma not edip arabama bindim. Bora kendi arabasıyla diğerleri ise Bora’nın jipiyle geliyordu, arabalar İstanbul’a geliceği için karargaha götürecektik. Bora önde ben arkasında timdekilerde benim arkamda konvoy oluşturarak havalimanına gelmiştik, asker oldukları için aramadan geçmemiştik. Jetin bulunduğu alana geldiğimizde Behzat albay ve Altay komutan karşıladı bizi, ikiside bizimle geliyordu. Ben onlara küçük bir baş selamı verirken Bora ikisine asker selamı vermişti, Altay komutan yorgun görünüyordu. “Rahat ol asker, timdekiler ne durumda?” Dedi Altay komutan, Bora saatini kontrol edip tekrardan ona döndü. “5 dakika sonra yola çıkıcaklar komutanım, Gökçe ameliyattan çıktı sağlık durumu iyi. Lal’in arabası dikkat çekmemesi için çekici ile götürülüyor.” Benide timden mi saymıştı o? Uykusuzluktan başım dönüyordu artık, bir an önce uçağa binip en tenha köşeye sinmek ve uyumak istiyordum. Altay komutan onu onaylayıp bana kısa bir bakış attı. “Anlaşılan küçük hanım pek uyuyamamış, dün gece epey olaylı bitmiş duyduğuma göre.” Şaşkınca Altay komutana baktım, dün gece Bora ile yalnız olduğumuzu sanıyordum. Belkide Bora anlatmıştı ona, ne kadarını anlatmıştı? Umarım onu yanağından öptüğüm detayını görmezden gelmiştir. Utanarak gözlerimi ondan kaçırdım. “Şey.. dün gece biraz.. görevden önce..” Altay komutan ve Behzat komutan gülerken Altay komutan elini omzuma koyup sıktı. “Yine bir hayat kurtarmışsın, tebrik ederim. Jetin arka odasına geçip iyice dinlen, bugün uzun olucak.” Mavilerine tekrar bakarken samimi bir gülüş belirdi dudaklarında, ilk tanıştığım adamdan eser yoktu. Bende ona sıcak bir gülümseme gönderip onayladım ve jetin merdivenlerini tırmanmaya başladım, üçü bir şeyler konuşuyordu. Jet sandığımdan daha büyük ve lükstü, anlaşılan TSK askerler için masraftan kaçınmıyordu. Jetin arka tarafındaki yatağa uzanıp yastığıma sıkıca sarıldım ve kendimi derin huzurlu bir uykunun kollarına bıraktım. 2 saat sonra.. “Lal, uyan hadi geldik.” Uyanmak istemiyordum, burada saatlerce uyumak istiyordum ama yanıbaşımdaki ses buna izin vermiyordu. Uykulu gözlerimi aralarken Bora’nın kehribarlarıyla karşılaştım önce, gözleri parlıyordu sanki. Kollarımı iki yana açıp gerinirken kolumdaki saate baktım, neredeyse 2 saattir deliksiz uyumuştum ve üstüm örtülmüştü. Uyku sersemliğinin verdiği etkiyle dünyanın en saçma sorusunu sordum karşımdaki Theo James’e. “Neredeyiz?” Sorum ona saçma gelmemiş olucak ki bütün ciddiyetiyle cevapladı beni. “İstanbul’dayız, birazdan seni polis ekiplerine emanet edip eve geçeceğim. Kulağına küçük bir cihaz yerleştireceğim, ikimizde oradan iletişim kurabileceğiz.” Ben yattığım yatakta doğrulurken kalkmama yardım edip yatağa yanıma oturdu, cebinden çıkardığı kutunun içinde minik misket şeklinde bir cihaz vardı. “Merak etme, küçük ama 2 kilometre ötendeki seslere kadar duyabilirim. Varlığını hissetmezsin seni rahatsız etme, acil bir durumda sadece ikimizin anlayacağı bir kelime söyleyebilirsin.” Kulaklığı kulağıma takarken ikimizin anlayacağı bir kelime düşündüm. “Sarı olsun o halde.” Gözleri beni bulurken anlamaz gözlerle bana baktı. “Neden onu seçtin?” Gözlerine kısa bir bakış atıp umursamaz görünmeye çalışarak omuz silktim. Aslında ikimizin ortak bir özelliğiydi bu. “Şey.. benim saçlarım sarı.. seninde gözlerin.” Hafifçe gülüp başıyla onayladı. “Güzel seçim, bu kelimeyi kullandığın an yanındayım.” Gözlerine son kez bakıp onayladım onu, birlikte uçaktan indiğimizde Altay komutan ve Behzat albay iki tane adamla konuşuyordu. “..kız size emanet Orkun komiser, biz uzaktan izleyeceğiz. Bu uluslararası gizli bir görev olduğu için sizden başka kimse kız ile iletişime geçmeyecek, onu sizden başka kimse görmeyecek.” Demek adamlar polisti, Behzat albayın sözlerini dikkatli bir şekilde dinleyip onayladılar. “Emredersiniz komutanım, kıza gözümüz gibi bakacağımızdan emin olabilirsiniz.” Adamlar bana kısa bir bakış attıktan sonra eliyle ilerideki polis arabasını gösterdiler. “Müsaadenizle, Lal hanımı götürmek için yola çıkalım.” Behzat albay onları onaylarken Altay komutana baktım, ondan çok Behzat albay konuşuyordu. Bana çaktırmadan göz kırpıp gitmem için işaret verdi, onu onaylayıp son kez Bora’ya baktım ve önümdeki iki adamı takip etmeye başladım. Polislerden biri kapımı açıp binmem için bekledi, arkama son kez bakıp arabaya bindim. Kalbim çok hızlı atıyordu, sanırım epey heyecanlıydım. Kulağımda Bora’nın sesi yankılandı, bu beni biraz olsun sakinleştirebilirdi aslında. “Nabzın çok hızlı, heyecanın normal sakın endişelenme. Seni takip ediyoruz ama yinede dikkatli olmanı istiyorum, ekipler seni odana kadar götürecek.” Alt dudağımı dişlerimin arasına alırken nabzımın hızlı attığını nerden bildiğini merak ediyordum. “Bunu nereden biliyorsun?” Öndeki adamlar anlamayarak bana dönerken gülümseyip kulağımı gösterdim. “Üsteğmen ile konuşuyordum.” Başlarıyla beni onaylayıp önlerine dönerken araba çoktan yola çıkmıştı bile. “Bileğindeki bileklik, vücudundaki semptonları kontrol ediyoruz. Yalan söylediğinde, korktuğunda yada heyecanlandığında bunu görebiliyoruz.” Kabanımın kolunu yukarı sıyırdığımda minik altın bir bileklik vardı bileğimde, çok tatlı ve zarif duruyordu. “Umarım sadece görev sırasında takmam gerekiyordur.” Dedim ingilizce, öndeki polislerin ne konuştuğumuzu anlamasını istemiyordum. Bora biliyor muydu acaba İngilizce? Askerlerin eğitim sırasında Arapça ve İngilizce dilini zorunlu ders aldıklarını duymuştum. “Adamlar İngilizce biliyor ve ayrıca bundan neden rahatsız olasın ki?” Adamların İngilizce bildiğini nereden biliyordu ki? “Özel hayatımda vücut semptonlarıma ihtiyacınız olmaz diye düşünüyorum, ayrıca adamların İngilizce bildiğini nereden biliyorsun sen?” Bu sefer Arapça konuşmuştum, gülerek verdiği nefes kulağımda yankılandı ve bu kalbimi biraz hızlandırmıştı. Kahretsin bütün duygu değişimlerimi ve hislerimi öğrenebilecekti. “Seni herkese emanet edebileceğimi düşünmedin herhalde, onları detaylı araştırdım, ve evet özel hayatında da vücut semptomlarına ihtiyacım var.” Siktir.. siktir.. böyle konuşması kalbimi hızlandırıyordu ve beni ele veriyordu. Boğazımı temizleyip oturduğum yerde dikleştim, lanet olası kalbimi sakinleştirmeliydim. “Sanırım sussak iyi olur, sakinleşmeme hiç yardımcı olmuyorsun.” Kulağımda minik bir kahkaha atarken tırnaklarımı avuç içime bastırdım. “Peki o halde, sen daha fazla kızarmadan susuyorum. Polisevine vardığında görüşürüz.” Daha fazla konuşamadım, beni hep gafil avlıyordu. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım ve yolu izlemeye başladım, yılda birkaç kez İstanbul’a geliyordum. Bu yüzden Mardin’de olduğu gibi yabancılıl çekmiyordum, deniz kenarında büyük beyaz bir binaya giriş yapmıştık. Arabadan önce komiserler inip inmeme yardımcı oldular, eşyalarımı bagajdan alıp birlikte üst kattaki odaya çıktık. “Bir sorun olursa aşağıdayız Lal hanım, nişanlınız geldiğinde sizi odadaki telefondan arayacağız.” Komiserlere teşekkür edip odadan gönderdikten sonra kendimi koltuğa bıraktım. Liam gelmeden ortalığı biraz dağıtmam gerekiyordu, dün gece burada kaldığıma inanması gerekiyordu. Bora nerdeydi acaba? Gitmişmiydi eve? “Bora?” Saçlarımı örmeye başladım bir yandan, saçları örmek insanı sakinleştirdiğine inanırdım ve her gergin hissettiğimde korktuğumda saçlarımı örerdim. Liam bu yalana daha çok inanacaktı. “Efendim?” Sesi kulağımda yankılanırken ayaklanıp üzerimi değiştirmeye başladım. “Ne yapıyorsun?” Onunla hiç normal sıradan konuşmalar yapmadığımız için ona ne yapıyorsun demek tuhaf gelmişti. “Eve geldim şimdi, seni bekliyorum.” Sesi yorgun geliyordu, aklımı kurcalayan diğer soruyu sordum hemen. “Beni senden başka kim dinliyor?” Aslında en başından beri merak ediyordum bu soruyu, rahat kıyafetlerimi giyip birkaç eşyamı valizimden çıkarıp dağıttım. “Sadece ben duyabiliyorum, ben konuşabiliyorum vücut semptonlarınıda sadece ben görebiliyorum.” Dolaptan çıkardığım su şişesini içip yarısını masanın üzerine bıraktım, yatağı biraz dağıtıp kahve makinasından kendime kahve yaptım. “Bende senin vücut semptonlarını görebiliyor muyum?” Nefes vererek güldü, gülüşü gözümün önüne gelmişti. “Eğer vücut semptonlarımı merak ediyorsan bunu bana sorabilirsin.” Beni köşeye sıkıştırmaya çalışıyordu, kahvemi alıp balkona çıktım. “Merak edersem sorarım.” Kahvemden bir yudum alıp derin bir nefes aldım, umarım Liam ailem ile ilgili çok fazla sır vermezdi. Bora’nın ailem hakkında bir şeyler öğrenmesini istemiyordum. “Liam giriş yaptı, korkma sakın buradayım.” Bora cümlesini bitirmeden oda telefonu çalmaya başladı, kalkıp odaya geçtim ve telefonu açtım. “Sera hanım nişanlınız geldi.” Gözlerimi sıkıca yumup derin bir nefes aldım. “Gönderebilirsiniz.” Telefonu kapatıp gözlerimi açtım ve son kez odayı kontrol ettim, banyoya girip birazda burayı dağıttım. Birkaç dakika sonra kapı tıklatıldı, kapıya baktım. Onunla karşılaşmaya hiç hazır değildim ama yapmak zorundaydım. “Özür dilerim.” Kulağımda yankılanan sesle gözlerimi kapıdan çekip aynadaki yansımama baktım. Neden benden özür diliyordu? “Ne?” Sesi sakindi ama belli belirsiz hissettirdiği bir pişmanlık vardı sanki. “Seni o piçle görüştürdüğümüz için.” Kendini suçlu hissediyordu ama ben onu aska suçlamıyordum, ben sadece anne ve babamı suçluyordum. Çünkü hiçbir zaman elimi tutmamışlardı, beni istemediğim şeylere mecbur bırakan asıl onlardı. Burukça gülümsedim. “Özür dilemesi gereken kişi sen değilsin.” Liam’ı daha fazla bekletmemek için kapıyı açtım, endişeli gözlerle bana bakarken hazırda bekleyen göz yaşlarımı serbest bıraktım. “Sera, iyi misin bebeğim?” Korkuyla beni kolları arasına alırken kafamı iki yana salladım, saçlarımı okşayıp öperken midemin bulandığını hissediyordum. Liam yakışıklı bir adamdı, boksör olduğu için fiziğide iyiydi herkes ona hayrandı ama ben hiçbir zaman ona hayranlık duymamıştım. Sevgi bile hissetmiyordum, çünkü o insanları zehirleyen masumları öldüren bir mafyaydı. Bana aşık olması onu masumlaştırmazdı, evet bana kıyamıyordu belki ama başkalarına çok güzel kıyıyordu. Vicdanı yoktu ve ben böyle bir adamla aynı havayı solumak dahi istemiyordum. “Özür dilerim.. özür dilerim.. o piçlere güvenmemeliydim, seni yanımdan ayırmamalıydım.. ama sakın merak etme Lucas’ın da o köpeklerinde icabına bakacağım.” Kafamı iki yana salladım. “Kimseye zarar vermeni istemiyorum Liam, gerçekten çok yoruldum. Bu savaşın kazananı yok anla artık, sürekli arada kalmaktan çok yoruldum. Yıllardır tek dileğim normal bir hayat ama sizin savaşınız buna izin vermiyor.” Saçlarımı okşayıp yüzümü avuçları arasına aldı. “Merak etme, sana istediğin hayatı vereceğim. Her şeyi ayarladım, güvenliğin ile ilgili endişelenme sakın. Amerikadaki güvenlik şirketiyle görüştüm, o aptallardan daha profesyonel korumalar geliyor.” Göz yaşlarımı silip kafamı iki yana salladım tekrar. “Ben takip edilmek istemiyorum Liam, sürekli peşimde dolaşan adamlar istemiyorum. Artık çok yoruldum, hepinizi hayatımdan çıkarmak istiyorum. Be sen nede Lucas’ın beni bulamayacağı bir yere gitmek istiyorum. Bitirmek istiyorum Liam, sen ve ailem hayatımda olduğunuz sürece beladan kurtulamıyorum.” Ellerini yüzümden çekip bir adım geri atarken yüzünde dehşete düşmüş bir ifade vardı. “Ne yapıyorsun Lal?” Bora’da söylediklerime şaşırmıştı ama ben istediğimi almak üzereydim. Liam’ın beni ölecek olsa bile bırakmayacağını biliyordum, sadece zaman kazanmaya çalışıyordum. “Ne saçmalıyorsun sen Sera, beni hayatından çıkarmak ne demek!?” Öfkeyle elini saçına geçirirken tekrar bana bakıp bir adım attı. “Bunu aklından çıkar, ben sensiz yaşayamam bunu anla!” Göz yaşlarım daha da hızlanırken bir adım geri attım, ondan korktuğumu düşünecekti. “10 sene oldu Liam, senelerdir birlikteyiz ama ne sen ne de ailem beni o pislikten koruyamıyorsunuz anla artık. Derdi benimle değil seninle, annemle ve babamla.. yalvarırım izin ver.. ben sizin gibi olmak istemiyorum.. hiçbir zamanda istemedim. Bana zarar veriyorsunuz.” Ellerim titremeye başlamıştı, Liam bana doğru yaklaştıkça ben korkuyla geri çekiliyordum. “Lal ne yapıyorsun, ona yakın olman gerekiyor.” Bora yaptıklarımı sorguluyordu hala, Liam elini yavaşça bana uzattı. Ağlamak üzereydi. “Bana bunu yapma Sera, benden vazgeçme.. istediğin hayatı vereceğim sana yemin ederim, seni takip ettirmeden güvenliğini sağlayacağım.. o piçin her adımından haberdar olacağım, söz.. sana yemin ederim başına en ufak bir şey gelirse ben ayrılacağım senden ve bir daha karşına bile çıkmayacağım.. yalvarırım bırakma beni.” Elimin tersiyle göz yaşlarımı lip derin bir nefes aldım. “Sana güvenebilir miyim?” Dedim çaresiz bir ses tonuyla, ellerimi tutup öptü, beni kaybetmekten deli gibi korkuyordu. “Sana söz veriyorum, başına en ufak bir şey gelirse hayatından tamamen çıkıp gideceğim. Sözüme güven çünkü seni kaybetmekten ne kadar korktuğumu çok iyi biliyorsun.” Bana güvenmesini sağlamalıydım, ellerini sıkıp ona yaklaştım. Bora hiç konuşmuyordu, bizi dinliyor muydu hala? “Sana dürüst olacağım Liam, aynı şekilde seninde bana karşı dürüst ve şeffaf olmanı istiyorum. İki hafta sonra evleniyoruz ve ben seni tam anlamıyla tanımıyorum bile, çünkü bu zamana kadar seni tanımak istemedim.. seni hiç sevmedim. Ama artık birisine güvenmek ve sevmek istiyorum, seni sevmeyi deneyeceğim ama lütfen benden bir şey saklama. Kötü işler yaptığını biliyorum, içinde olduğumuz dünyada düzen böyle işliyor artık bunu yargılamıyorum.. çünkü aileminde pis işlerle ilgilendiğini biliyorum, izin ver seni sevmeyi deneyeyim.” Liam heyecanla bana bakarken yüzümü avuçları arasına alıp alnımı öptü. “Sera.. senin için gözümü bile kırpmadan öleceğimi biliyorsun, sen yeterki beni sevmeyi dene ben her şeyi kabul ederim.” Gülümsedim ve boynuna sarıldım, bunu ne kadar yapmak istemesemde bana güvenmeliydi. “Sanırım karın olmanın tadını çıkartmalıyım, yatağımızı paylaştığımız gibi aranızda hiçbir sırrın kalmasını istemiyorum. Kötü işlerden birazda olsa sıyrılmanı istiyorum Liam, bunu tamamen yapamayacağını biliyorum ama en azında birazda olsa dene.” Sözlerim onu mutluluktan dört köşeye çevirirken heyecanla boyun girintimi öptü. “Uzaklaş artık Lal.” Kulağımda yankılanan keskin ses fazlasıyla sinirliydi, boğazımı temizleyip ondan ayrılırken gülümsedim. “Beni bir anda korkularımın kucağına iterken bir anda elimden tutup dünyanın en mutlu adamına çevirebiliyorsun.” Haklıydı, bana bu kadar bağlı olması onun en büyük zayıflığıydı. Bora’nın ani çıkışı kafamı karıştırsada düşünmemeye çalıştım, çünkü düşünürsem kafam karışırdı ve şuan bunu istemiyordum. “Ev ayarlayana kadar güvenli bir otelde kalmak istiyorum.” Elimden tutup ayaklanırken fazla keyifli görünüyordu. “Merak etme, her şeyi ayarladım.. evimiz hazır ve tam hayalindeki gibi hazırlandı.” Benim hayalimdeki ev Mardin’de kalmıştı, onun parasıyla hazırlanmış hiçbir şey benim hayallerim arasında yer alamazdı. Yalandan bir heyecanla yüzüne baktım. “Nasıl yani?” Birlikte kapıdan çıkarken kapıda bekleyen adamlara eşyalarımı toplamaları için işaret verdi, bizde asansöre doğru ilerliyorduk. “Buradaki en iyi hastanede işin hazırlandı, evimizde hastaneye yakın bir konumda. Aslında Mardin’den ilk döndüğümde talimatları vermiştim, sana sürpriz yapmayı planlıyordum ama olmadı.” Yalandan bir sevinçle ona sarılırken bu işkencenin bir an önce bitmesini istiyordum, otoparka inip yola çıktığımızda boğazı izlemeye başladım. Liam telefon görüşmeleri yaptığı için rahattım, içimde tuhaf bir heyecan vardı. Bora’yı göreceğim içinmiydi acaba? Sahi.. az önceki uyarısının sebebi neydi öyle? Liam’ın güvenini kazanmak için ona yakın olmam gerekiyordu sonuçta, görev icabı buna mecburdum. Kıskanmış mıydı? Saçmalama Lal, beni buna mecbur bıraktığını düşünüp rahatsız olmamam için söylemişti kesin. Bacağımda hissettiğim elle gözlerimi camdan çekerken bir an refleksle bacağımı çekicektim ama son anda tuttum kendimi, Liam’ın dokunuşları midemi bulandırıyordu. “İyi misin bebeğim?” Gülümseyip bacağımın üzerindeki elini tutup sıktım, umarım düğüne kadar onunla aynı evin içerisinde kalmazdım. “İyiyim, sadece.. hala dünün etkisinden çıkamadım. Annem ve babamın olanlardan haberi var mı?” Annem dün ilk defa beni aramıştı ve ben telefonuna bakmamıştım. Kesin yine bir şeyler emredip beni azarlayacaktı. “Hayır.. ama.. annen Türkiye’de olduğunu öğrenmiş, nasıl öğrendiği hakkında bir fikrim yok ama durumu toparladım. Sera ile evlendikten sonra Türkiye’de yaşayacağımızı ve benim sık sık iş için jetle seyehat edeceğimi söyledim. Başta itiraz etselerde senin mutluluğun için her şeyi yapacağımı biliyorlar, düğüne birkaç gün kala Amerika’ya döneriz. Sende o zamana kadar evdeki düzenini kurup hastaneye adapte olursun, hastanenin %45 ortağısın. Çalışma saatlerini kafana takma.” Anlamayarak Liam’a baktım, cidden çalışacağım hastaneyi satın mı almıştı? Gülerek elimi dudaklarına götürüp öptü. Onu sevmeyen bir kadın için fazla çabalıyordu. “Düğün hediyen sevgilim, başka birisinin hastanesinde çalışmana izin veremezdim elbette.” Masumların kanına girerek kazandığı paralarla alınmış bir hastane için mutlu olmamı bekleyemezdi ama ben yinede rol icabı gülümsedim. “Liam.. beni fazla şımartıyorsun.” Uzanıp yanağını öptüm istemeye istemeye. “Teşekkür ederim.” Hayranlık dolu gözlerle bana bakıyordu. “İki hafta sonra karım olucaksın, soyadımı taşıyacaksın. Bence şımartılmayı fazlasıyla hak ediyorsun.” O lanet soyadını hiçbir zaman almayacaktım. Büyük bir sitenin otoparkına girip arabayı park ettik. Boğaza fazla yakın lüks bir siteydi burası, asansöre bindiğimizde en üst katın düğmesine basıp beklemeye başladık. Liam beni kolları arasına çekip saçlarımı okşamaya başlarken asansörde bizden başka kimse olmadığı için ufaktan korkuyordum. Zoraki gülümsememi takınıp gözlerine baktım, ona baktığımda nefret tiksinti hissediyordum. Bora’nın aksine.. ona her baktığımda sanki içimde bir parça kopuyor gibiydi.. kalbime tuhaf şeyler oluyordu ve resmen midem kasılıp uyuşuyordu. Liam elini belime koyup iyice kendine bastırırken korku tüm bedenime yayılmıştı. “Seni özledim Sera, gitmeden önce biraz hasret giderelim.. ne dersin?” Sertçe yutkunup titrek bir nefes doldurdum ciğerlerime. Kulağımda fısıltı şeklinde küfürler yankılanıyordu, siktir.. Bora bizi duyuyordu. “Liam.. zamana ihtiyacım var.. sana verdiğim şansı mahfetme lütfen.” Kaşları hafifçe çatılırken elimi yanağına götürüp okşadım. “Beni anla.” Sinirle alt dudağını ıslatırken elim boynuna gitmişti.. onu kendimden uzaklaştıramazdım. “Yıllardır bekliyoruz zaten Sera.. hazır olman için sabırla bekledim, iki hafta sonra evleniyoruz ve biz hiç öpüşmedik bile.” Çünkü senden iğreniyorum aptal herif! Alt dudağımı dişlerken güldüm, afallayarak baktı bana. “Dışardan rahibe gibi göründüğümü biliyorum ama papaz efendi beni bu konuda fazlasıyla tembihliyordu.” Gülerek saçlarımı çekti hafifçe. “Papaz efendi küçüklüğümden beri sana aşık olduğumu biliyor çünkü, dışarıdan kadın düşkünü gibi göründüğüm için sürekli seni uyarıyordu.” Minik bir kahkaha atarken ondan ayrıldım. “Kilisede sürekli kaçıyordum senden ve sen inatla peşimden geliyordun.” Konuyu biraz olsun dağıttığım için kendimle gurur duyuyordum, Liam kahkaha atarken üzerime gelip beni asansörün duvarıyla kendi arasında sıkıştırdı. Bu lanet asansör ne zaman durucaktı? “Ama şimdi kaçabileceğin hiçbir yer yok, çünkü seni yakaladım ve bırakmayada niyetim yok.” Elim istemsizce göğsüne gitmişti, yakınlaştığı an onu iticektim. Gözleri dudaklarıma kayarken duvarın içine girmek üzereydim, kendimi fazlasıyla geri çekiyordum ama pek işe yaramıyordu. Kulağımdaki küfürler yoğunlaşırken Liam’da bana doğru eğiliyordu. “Seni uyarıcak bir papazda yok.. ne dersin.. ilk günahımızı işleyelim mi?” Aramızda milimetrik bir mesafe kalırken birden asansör durdu ve ışıklar kapandı. Lanet olsun.. korkuyla Liam’ın kolunu tuttum. Karanlıktan korktuğumu bildiği için beni kolunun altına almıştı. “Korkma.. buradayım.” Asıl sen burada olduğun için korkmalıydım aptal herif. Asansörün ışıkları tekrar açılırken yukarı doğru hareket etmeye başladık. Birkaç saniye sonra asansörün kapısı açıldı ve Bora tam karşımızda duruyordu, oldukça sinirli ve ciddi duruyordu. Liam kaşlarını çatarak şaşkınca Bora’ya bakıyordu. “Siz.. üsteğmen.. burada ne işiniz var?” Bora bir elini asansörün kapısına koyup boştaki kolunu kaldırıp saatine baktı. “Görevi bıraktım işlerimin başına geri döndüm.” Yan taraftaki asansöründe kapısı açıldı, kasklı bir kurye gelmişti elinde yemeklerle. Bora cebinden çıkarttığı cüzdanından para çıkarıp bahşiş verdi ve yemekleri aldı. Liam hala ters ters bakıyordu Bora’ya. “Fazla söylemiştim, isterseniz birlikte yiyelim.” Liam tam itiraz edicekken kolunu dürtüp onaylamasını istedim. Bana kısa bir bakış atarken melül melül dudağımı büktüm, sabır dilenerek derin bir nefes alıp aynı anda Bora’ya baktık. Gözleri büktüğüm dudaklarımdaydı, Liam anlamadın diye gözlerini benden çekerken ciddiyetini koruyordu. “Sanırım artık komşuyuz, tanışalım o halde.” Bora elini kaldırıp evine yönlendirdi bizi, birlikte eve girerken Liam sabır dilenerek derin bir nefes aldı. “Anlaşılan karşı komşuyuz.” Bora Liam’a kısa bir bakış attı. “Anladım.. Yaklaşık 5 yıldır burada oturuyorum, daireniz geçen ay satışa çıkmıştı.” Liam şaşkınlığını koruyamıyordu, ğlanın bu kadar kusursuz hazırlanması benide içten içe şaşırtıyordu. Bora’nın evine girdiğimizde etrafı incelemeye başladım, fazlasıyla modern neoclassic bir tarzda döşenmişti. “Askerlik dışında ne işle meşgulsünüz?” Liam ve Bora sohbet etmeye başlarken elindeki poşetleri alıp mutfağı gösterdim. “Siz beyler sohbet ederken bende yemekleri servis edeyim.” Bora gözleriyle beni onaylarken mutfağa geçtim. Mutfak epey düzenli ve donanımlıydı, poşetteki yemekleri tabaklara koyup bardakları ve içecekleride alıp salona yemek masasına servis ettim. Dört lahmacun mezeler ve en sevdiğim bowl vardı. Bowl sevdiğimi biliyor muydu acaba? Saçmalama Lal, adam onamı dikkat eder sence? Salonda ikisi koyu bir sohbetin içerisindeyken Liam Bora’yı sevmiş gibi duruyordu. Bora ne yapmıştıda ona kendini sevdirmişti acaba? Çünkü Liam normalde kimseyle bu kadar samimi sohbet etmezdi. “Evet Maison benim üniversiteden yakın arkadaşımdı, tanışıyor olmanız ne tesadüf. Üniversiteyi nerede okudun?” Bora rahatça masaya gelip sandalyesini çekip oturdu, Lahmacunların ikisini önündeki tabağa alırken diğer ikisini Liam’ın tabağına servis etmişti. “Stanford’da Hukuk okudum.” Liam’ın içtiği su boğazında kalırken öksürük krizine girmişti, bende büyük bir şaşkınlıkla Bora’ya bakıyordum. Bunu rol icabı mı söylüyordu yoksa gerçekten Stanford’dan mı mezundu? Dünyadaki en iyi Hukuk fakültesinde okuyup asker mi olmuştu gerçekten? Bora bana bakıp çaktırmadan göz kırptı, hafifçe tebessüm ederken yemeğime odaklanmaya çalıştım. Liam toparlanıp şaşkınca Bora’ya bakıyordu. “Dostum beni inanılmaz şaşırtıyorsun, bizim holdingteki avukatlarda oradan mezun. Tanışıyor olabilir misiniz?” Liam onu sorguluyordu, eğer Bora yalan söylüyorsa anlaşılabilirdi. Müdahale etmem gerekiyor muydu acaba? “Hangi dönem okumuşlardı?” Bora’nın rahatlığı normal miydi? Belkide taktik için rahat görünmeye çalışıyor olabilirdi. Liam bir yandan lahmacununu yerken bir yandanda telefondan birisini arıyordu. Bacağımla çaktırmadan dürttüm onu, Liam emin olana kadar bırakmazdı bu işin peşini ve meraklanıp onu daha çok araştırabilirdi. Bora çaktırmadan eliyle masanın altından bacağıma dokundu, endişelenme demenin bir yoluydu sanırım bu. “Leo selam, sen ve Harry hangi dönem mezun olmuştunuz?” Bora’nın rahatlığı beni korkutuyordu, karşı taraf cevap vermeden Bora telefonu eline alıp konuşmaya başladı. “Leo George, Bora Karakur ben. Uzun zaman oldu.” Liam ve ben aynı anda afallayarak ona bakıyorduk. Bora gerçekten Stanford’da hukuk okumuştu.. iyi ama bu kadar başarılı bir adamın askeriyede ne işi vardı? Bora ve Leo telefonda samimi bir sohbetin içerisindeyken Liam’ın kızardığını fark etmiştim. İçeceklerden birisini alıp hepimize doldurdu, şaşkınlığımı gizlemek için yemeğime odaklanmıştım. Bora ve Liam sohbetlerine devam ederken ben yemek boyunca onları dinlemiştim. Masadaki tabakları mutfağa taşıyıp çöpleri poşete doldurdum, bulaşıkları makinaya yerleştirirken biri tezgaha boş bir bardak koydu. “İyi misin?” Şaşkınca Bora’ya bakarken salonun kapısını kontrol ettim endişeyle, koluma dokundu korkmamam için. “Merak etme uyuyor.” Anlamayarak baktım kehribarlarına. “Lahmacununda uyku ilacı vardı, merak etme yarın sabaha kadar uyur. Öğlen işi çıkıcak ve işe dönmek zorunda kalıcak.” Rahat bir nefes alırken gülümsedim. “Tam zamanında yetiştin, teşekkür ederim.” Gözlerini benden kaçırıp elini ensesine götürdü. Sahi lahmacunları nasıl karıştırmadan vermişti ona? “Ben.. bu kadar ileri gidebileceğini düşünmemiştim. Sana dokunmasına izin vermem.” Onu rahatlatmak için omuz silkip gülümsedim. “Bugüne kadar ondan kaçmayı başardım, şimdide bulurdum herhalde. Hem sen nasıl karıştırmadın o lahmacunları?” Konuyu dağıtmak şuan en iyi yoldu. “Lahmacunları bizimkiler hazırlattı, kıymalarından anlaşılıyordu.” Demek hepsi oyunun bir parçasıydı, kahve makinasını işaret ettim. “O zaman bir kahveyi hakettik, içer misin?” Dolaplardan birisini açıp kahveyi çıkardı. “Ben hallederim.” O kahvelerimizi yaparken bende bulaşıkları goplayıp tezgahı sildim. Ellerimi temizledikten sonra birlikte terasa çıktık, Liam gerçektende salonda mışıl mışıl uyuyordu. Epey yüksek bir rezidanstaydık, bütün İstanbul ayaklarımızın altındaydı. “Gerçekten Stanford’dan mı mezunsun?” Kafamda dönüp duran soruyu sonunda ona sormuştum, kahvesinden bir yudum alıp onayladı beni. Şaşkınca ona bakıyordum, onu tanıdığımı sanıyordum ama anlaşılan henüz tanımıyordum. “Eğer özel değilse.. neden hukuktan vazgeçip asker oldun? Harika bir hayatın olabilirdi.” Bana döndü tamamen, yan yana olduğumuz için bacaklarımız birbirine temas ediyordu. “Sen neden Amerika’da doktorluk yapmayı istemeyip Mardin’in eski kalabalık bir hastanesine geldiysen o yüzden. Ayrıca iki işimide devam ettiriyorum, iki kimliğe sahibim.” Güldüm, ikimizde ülkemizi seviyorduk ve rahat lüks bir hayattansa yardıma ihtiyacı olanlara yardım ediyorduk. Belki çok paralar kazanmıyorduk yaptığımız işten ama huzurlu ve mutluyduk. Bence en büyük zenginlik buydu. “O zaman bu yeni Bora ilede tanıştır beni.” Elimi uzattım selamlaşmak için, kehribarlarındaki hayranlığı gizlemiyordu. Elime bakıp tuttu, kocaman elleri arasında benim ellerim minicik kalmıştı. “Bora Karakurt ben, BBK Holding yönetim kurulu başkanıyım. 27 yaşındayım memleketim Trabzon.” Gülümsemem genişlerken elini sıkıp geri çekmeye çalıştım ama izin vermedi. Boşta kalan eliyle perçemimi kulağımın arkasına sıkıştırdı. “Seninde kendini tanıtman gerekiyor.” Dokunuşları beni heyecanlandırsada belli etmemeye çalışıyordum. Düşünüyormuş gibi kafamı hafifçe yana yatırdım, gözleri yüzümün her santimini inceliyordu. “Lal Sera Karayel, Haluk Karayel ve Neva Vanessa’nın tek çocuğuyum. Aslen Rize’liyim ama Amerika’da büyüdüm, yılın birkaç haftası dedemi ve babaannemi ziyarete geliyoruz.. aslında bu son 4-5 senedir çok gelemiyoruz. Mardin’e geldiğim gün 26 yaşıma girdim, ha bu arada.. beyin cerrahıyım.” Beni ciddi bir şekilde dinliyordu, elimi hala bırakmamıştı. “Peki burcun ne?” Cidden benimle ilgili bunları merak mı ediyordu yoksa konu geçmesi için mi yapıyordu? “Burçlara inanıyor musun yani?” Sırıtarak kafasını iki yana salladı. “Burçlarla ilgili hiçbir şey bilmem, ama seninkini merak ediyorum.” Lal lütfen.. heyecanlanma ve kendini ele verme.. vücut fonksiyonlarımı izliyor. “Başak burcuyum yani.” Kahvesinden bir yudum aldı, ellerimizi ayırmak için bir çabada bulunmuyorduk. Sanki iki sevgili gibi el ele oturuyorduk. “Peki özellikleri ne?” Beni gerçekten merak ediyordu, çünkü anlattıklarımı can kulağıyla dinliyordu. Onu sorgulamadan anlatmaya başladım. “Detaycı takıntılı ve titiz, sevmediği insanlara karşı umursamaz ama sevdiklerine karşı epey canayakın ve ince düşünceli.” Güldü, gülümsemesi heyecanımı bastırmamı zorlaştırıyordu ve kalbim yine dört nala koşmaya başlıyordu. “Evet hepsi doğru.” Beni sandığımdan daha fazla gözlemleyip tanımıştı, dikkatliydi. “Peki senin burcun ne?” Bilmem der gibi omuz silkti, nasıl bilmiyor olabilirdi ki? Hiç birileri merak etmemiş miydi burcunu? “21 aralık hangi burçsa o işte.” Oğlak burcuydu, bu kadar gamsız durmasının sebebi buydu sanırım. “Daha önce hiçbir kız arkadaşın merak edip öğrenmedimi burcunu?” Dudakları kıvrıldı, saçlarımı omuzlarımdan geriye attı. “Daha önce bir kıza kendimle ilgili bu kadar bilgi vermemiştim.” Şaşkınca baktım gözlerine, bu demek oluyordu ki Bora daha önce hiç birileriyle flört etmemişti.. biz ediyor muyduk yani? Yanaklarım ısınmaya başlarken gözlerimi kaçırdım ondan ve manzaraya baktım. “Eve gidip duşa girsem iyi olur, Liam’ı eve taşıyalım istersen.” Elimi çekip ayağa kalkmıştım, kendimi ona fazlasıyla kaptırıyordum ve duygularımı anlamasından çekiniyordum. Şuan en mantıklısı heyecanımı kontrol edebilmem için ondan kaçmaktı, çünkü yan yanayken bu pek mümkün olmuyordu. “Akşam hallederim ben, rahatına bak.” Son kez gözlerine bakıp kafa salladım ve içeriden çantamı alıp evden çıktım. Kapı arkamdan kapanır kapanmaz derin bir nefes aldım, duygularımı kontrol etmem gerekiyordu. Evden çıkmadan Liam’ın ceketinin cebinden anahtarıda almıştım, eve girip yatak odasını buldum ve kendimi hemen banyoya attım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD