Odaya döndüğümüzde tüm gözler bize çevrilmişti, Behzat albayın gözleri gururla parlarken Altay komutan sinirle bakıyordu gözlerime. Masanın başında durup tam karşısına dikildim, Bora baş selamı verip tekrardan yerine otururken kısa bir bakış attım ona. Neden bilmiyorum ama sözlerine güvenmek istiyordum, beni bu bataklıktan çıkarabilecek tek kişi o gibiydi. Dikkatimi toplayıp Altay komutana baktım, gözlerindeki alaycı tavrı umursamadan ellerimi masaya koyup ona doğru eğildim.
“Görevin detaylarını öğrenmek istiyorum, ayrıca ailemi ve Liam’ı mümkün olduğunca benden uzak tutmanızı rica ediyorum.” Kaşları anında çatılırken sorgular gözlerle bana bakıyordu.
“Aileni neden uzak tutmak istiyorsun?” İlk defa laf sokmadan rencide etmeden normal bir soru yöneltmişti. Umursamaz görünmeye çalışarak omuz silktim.
“Kişisel bir mesele, sorgulamazsanız sevinirim.” Aramızdaki resmiyeti korumak istiyordum ama o buna pek saygı duyacak gibi değildi.
“Yeni nesil işte, zengin şımarık yetiştirilmiş bir kız çocuğu.. anne ve babanın paralarıyla buradasın doktor, nankör olma.” Bu herifin üzerine atlayıp o beyaz saçlarını tek tek yolmamak için zor tutuyordum kendimi.
“İnanın biraz olsun beni tanısaydınız bu sözlerinizden dolayı kendinizden utanırdınız.. ve eklemek istiyorum eğer bir çocuğunuz varsa ona çok acıyorum, sizin gibi bir babam olmasındansa yetim kalmayı tercih ederdim. Kendi öz babama haksızlık ettiğimi düşünmeye başlayacağım.” Sözlerim onda büyük bir darbe etkisi yaratırken hemen kendini toparlayıp Behzat albaya baktı.
“Sen devam et Behzat, toplantının devamını bana bildirirsin.” Onu incitmiş miydim? Kalbim pişmanlıkla yanarken Altay komutan yüzüme bile bakmadan hızla çıktı toplantı salonundan, herkes bana bakıylrdu. İleri gitmiştim, hızla odadan çıkıp Altay komutanın peşine takıldım. Behzat albay ve Bora arkamdan seslensede onları umursamamıştım, tuvalet kabinine bineceği sırada son anda yetişip içeri girdim. İçerisi karanlık olduğu için onu net göremiyordum.
“Benimle derdiniz ne?” Öfkeli soluk alış verişini buradan bile hissedebiliyordum. Beni hiç sevmemişti.
“Sen hangi cürretle benden izinsiz buraya geliyorsun!?” Kabin yukarıya doğru hareket ederken karanlık içimde bir korku oluşturuyordu. Derin bir nefes alıp yumruğumu sıktım.
“Ben askeriniz değilim Altay bey, bana olan tutumunuzun sebebini anlamaya çalışıyorum sadece.” Bu lanet kabin ne zaman durucaktı?
“Seni ilgilendirmiyor küçük, işini yap emirlerime uy ve karargahımdan çekip git.” Nefes alışverişim hızlanırken kabin durdu, tam kapıyı açıcakken ona engel oldum.
“İleri gittim özür dilerim, ama sınırlarımı çok fazla zorluyorsunuz.” Elini kapıdan çekip bana döndü, mavi gözlerini karanlıkta bile görebiliyordum.
“Sakinleş, çok hızlı nefes alıyorsun.” Sanırım karanlık pak atağımı tetikliyordu, elimi kapıya uzatıp açmaya çalıştım ama açılmıyordu. Bu endişemi daha da arttırırken Altay komutana baktım, o da durumu anlamış olucakki kapıyı açmaya çalıştı ama açılmıyordu. Ağzının içinde bir küfür mırıldanırken telefonunu çıkarıp flaşı açtı. “Kapı sıkışmış olmalı, telefon çekmiyor aşağıdakilerin kabini tekrar çağırmasını bekleyeceğiz.” Flaşı kenardaki rafa koyup bana döndü, kapalı alanlardan hoşlanmadığım için sakinleşemiyordum. “Karanlıktan ve kapalı alandan korkuyorsun.” Ona çaktırmadan kendimi toparlamaya çalışıyordum ama pek başarılı olduğum söylenemezdi. Klozetin kapağını indirip üzerine oturdum ve üzerimdeki bluzun yakalarını açtım.
“Tahmini.. ne kadar sürer.. gelmeleri?” Kendimç sakinleştirmeye çalışıyordum ama işe yaramıyordu. Önümde eğilip ellerimi tuttu ve gözlerime baktı, sanki orada bir şeyler arıyor gibiydi.
“Bir tanıdığıma çok benziyorsun, gözleriniz aynı.” Elleri kocaman ve nasırlıydı ama dokunuşları nazikti. Anlaşılan konuyu dağıtıp beni sakinleştirmeye çalışıyordu.
“Sizinle daha önce tanışmış olabilir miyiz?” Güldü, onu ilk defa gardını indirmiş bir şekilde gülerken görüyordum ve bu biraz tuhaftı.
“Bilmem, görev için bir çok ülkede ve bir çok kılığa girmiştim.” Sözleri beni gülümsetirken biraz daha rahatladığımı hissediyordum.
“Küçükken babam ve annem ceza olarak beni odama kilitler günlerce orada kilitli tutarlardı, hizmetçilerin yemek getirmesi dışında hiç insan yüzü göremezdim, bazı geceler evdeki ışıklar giderdi.. ikisi iş seyehatinde olduğu için evde bakıcılardan başka kimse olmazdı. Onlarda patronlarının yokluğunu fırsat bilip işlerinden kaytarırdı, sanırım bu travma bende zamanla panik atak krizlerine yol açtı, 26 yaşındayım ama hala karanlıktan ve kapalı alanlardan hoşlanmıyorum.” Elleri ellerimi daha sıkı kavrarken gerildiğini hissedebiliyordum.
“Annen.. seni hiç sevmedi mi?” Sorusu beynimde yankılanırken gerçekler canımı birkez daha yakmıştı. Umursamaz görünmeye çalışarak omuz silktim.
“Aslında küçükken her şey daha katlanılabilirdi, sevginin bu olduğunu düşünmüştüm hep. Onların istediği her şeyi yaparsam, az ceza alırsam beni çok seviceklerini düşünürdüm. Hep sevgilerine layık olmaya çalıştım, onlardan sevgi dilendim. İlk farkındalığı anaokulunda yaşamıştım, bütün öğrencileri anneleri ve babaları almaya geliyordu, çocuklar annelerini gördüğünde iki kolunu yana açıp onlara koşuyordu ve anneleride onlara sıkı sıkı sarılıyordu. Her fırsatta birbirlerine sevgilerini dile getiriyorlardı, gösterilere en ön sırada yer almak için erkenden geliyor çocuklarına gururla bakıyorlardı. Ben hiç anne ve babama sıkıca sarılmadım, gösterilerime yada toplantılarıma kimse gelmiyordu. Ergenliğe girdiğimde daha fazla dayanamayıp onlardan sevgi dilenmek yerine nefret etmelerini sağladım.. böylece benimle daha çok ilgilenmek zorunda kalmışlardı, sürekli karşılarına alıp azarladılar benimle kavga etmek zorunda kaldılar.. dediniz ya ailen sayesinde doktor olmuşsun.. aslında hayır. Ben onların istememesine, engel olmalarına rağmen hayalimdeki mesleği okudum başarılı bir doktor oldum. Bu yüzden onları hayatımdan ne kadar uzak tutarsamda o kadar mutlu olacağım.” Pişmanlık dolu gözlerle bakıyordu bana, gözlerini benden kaçırdı. İkimizde ileri gitmiştik ve şimdi pişmandık. “Size söylediklerim için özür dilerim, bir babaya sahip olmak ne demek onu bile bilmezken size iyiki sizin kızınız değilim dedim. Elbette her baba kendi çocuğuna dışarıda olduğu adam gibi davranmaz, ben ileri gi..”
“Benim bir kızım vardı, onu bu hayattaki her şeyden ve herkesten çok seviyorum.. bende baba nasıl olunur hiç bilmiyorum ama eğer o yaşasaydı bütün dünyayı önüne sermeye hazırdım. Ayrıca senin suçun yok, sana gerçekten çok kötü davrandığımın farkındayım. Kızım yaşasaydı sana nasıl davrandığımı görüp beni azarlar bir dünya kafamı şişirirdi eminim.” Burukça gülümsedim, o da yaralıydı ve ben yarasına resmen tuzlu su basmıştım. Elim istemsizce yanağına gitti, gözlerindeki hüzün canımı yakıyordu.
“Keşke onunla tanışabilseydim.” Kafasını iki yana sallayıp saçımı okşadı.
“5 yaşında trafik kazasında kaybettik, gözlerimin önünde aldılar onu benden.” Kalbim yanıyordu, karşımdaki adamın 10 dakika önceki adamla alakası yoktu.
“Peki ya annesi, o nerede?” Alayla tiksintiyle karışık bir gülüş geçti dudaklarından. Gözlerini benden kaçırdı.
“Annesi bebeğimi bana bırakıp başka bir adamla evlendi, şimdi ikiside çok mutlu.” Kaşlarımı çatıp içimden kadına bir sürü bilmediğim yeni ürettiğim küfürler ettim. Bir insan bebeğini bırakıp nasıl giderdi ki? Tam bir şey söyleyecekken kabin tekrardan aşağı yönde harket etmeye başladı, Altay komutan ellerimi bırakıp ayaklanırken bende göz yaşlarımı sildim elimin tersiyle. Sohbete o kadar dalmıştık ki ne ara sakinleştiğimi hatırlamıyorum bile, derin bir nefes alıp ayaklanırken kabin durdu ve kapı açıldı. Bora tam karşımda endişeli gözlerle bana bakıyordu, elini bir an yanağıma uzatıcak gibi oldu ama yada ben yanlış anlamıştım.
“İyi misiniz?” Altay komutan gülerek Bora’ya baktım.
“Kızı soruyorsan iyi merak etme, hala sağ ve işimizi görür.” Gülerek göz devirdim ona, Bora ve diğerleri anlamaz gözlerle bize bakarken Altay komutan tekrar konuştu. “Anlaşılan bu küçük cadı görev detaylarını benim anlatmamı istiyor.” Behzat albay şaşkınca bakıyordu Altay konutana. Hepimiz tekrar toplantı odasına geçerken ben yine ve yeniden Bora’nın yanındaki yerimi almıştım, büyük ekran açılırken Liam ve Lucas’ın fotoğrafları geldi ekrana. Behzat albay başladı önce söze.
“Liam Christopher ve Lucas William ikisi ezeli iki düşman, ayrıca haberleri dahi yok ama bu ikili öz kardeş.. arkasındaki adamlar her kimse bu bilgiyi onlardan saklamaya çalışıyor ama bu bilgi bizede ulaşmış durumda.” Büyük bir şaşkınlıkla Behzat albaya bakıyordum. “Lucas silah ticaretinde epey ilerlemiş durumda ve bu Liam’ın hiç hoşuna gitmiyor, en son buraya geldiğinde birkaç gizli toplantı gerçekleştirdi. Adamları askeriyenin her tarafında ve bu işlerini dahada kolaylaştırıyor. İki hafta sonra düğününüz var ve bu düğüne arkasındaki güç her kimse onuda davet edeceğini düşünüyoruz.” Buradan sonra sözü Altay komutan devralmıştı.
“Senden istediğimiz düğün gününe kadar Liam ile olan birlikteliğini sürdürmen, merak etme sana dokunmasına yada zarar vermesine asla izin vermeyiz. Düğün günü Lucas’ın seni kaçırdığını düşündüreceğiz ve seni düğünden kaçıracağız, böylece ikisi birbirine girecek. Ayrıca burada izlendiğin için seni İstanbul’a götürmemiz gerek, zaten Liam senin için bir hastane ayarladı. Tim istanbuldaki karargahtan yürütücek görevi, Bora ile yine karşı komşu olucaksınız ve iş adamı kimliğini kullanıcak.” Anlamaz gözlerle Bora’ya baktım.
“İyi ama Liam Bora ve Gökçe’yi tanıyor, bu şüphe çekmez mi? Ayrıca Liam’a burada olduğumu söyleyen birileri var.” Ekranda Gökçe’nin ve Bora’nın i********: hesabı çıktı, Bora’nın i********: hesabı.. siktir.. 2M takipçili bir hesabı vardı ve fotoğrafları.. inanılmaz yakışıklıydı. Kendimi toparlayıp Gökçe’nin profiline odaklandım, sarı peruklu ve şoplu fotoğraflarıyla çok seksi ve güzel görünüyordu. Kullanıcı adında Ava Daniel yazıyordu, fotoğraftaki kişinin Gökçe ile uzaktan yakından alakası yoktu.
“Bora sivil kimliğinde ailesinin işini yapan bir iş adamı, ayrıca ülkenin gözde bekarlarından. Kimse onun asker olduğunu bilmiyor ve Liam’da onun askerlikten atıldığını düşünücek, Liam geçen haftalarda Bora’nın karşı dairesini satın almak zorunda kaldı. Yani her şeyi kendi elleriyle inşaa etti. Gökçe yani Ava İstanbulda’ki yakın arkadaşın olucak, Ömer hastanedeki asistanın Oğuz Ava’nın sevgilisi Baybars ve Ömer’de gerektiğinde bğtün kimliklere bürünecek. Ayrıca.. Liam’a burada olduğunu fısıldayan bizdik, İstanbul’da ki hastaneyi ve evi ayarlaması için bunu yapmalıydık. İstediğinde Liam’a her şeyi yaptırabilecek bir gücün var ve bunu aleyhimize kullanman gerek.” Taşlar teker teker yerine otururken tek kafama takılan bir nokta vardı.
“Peki ya gelen notlar, onlarda sizin işiniz miydi?” Altay komutan anlamaz gözlerle Bora’ya ve Behzat albaya baktı.
“Ne notu Behzat?” Behzat albay dosyanın arasından çıkardığı notları masaya bıraktı, Altay komutan kartları okuduktan sonra sinirle Bora’ya baktı. “Kim olduğunu bulabildiniz mi?” Bora sıkıntılı bir nefes vererek kafasını iki yana salladı.
“İki farklı kişi, hastaneye düzenlenen saldırıyı kimin yaptığını hala bulamadık ama bu Lal ile ilhili kişisel bir mesele olduğunu düşünüyoruz, çünkü her yerde onu arıyorlardı ve mesajda sende bana ait bir şey var diyor.” Altay komutan sinirle burun kemiğini sıkıp Behzat albaya baktı.
“Bulun o halde kim olduğunu, bu işte hata istemiyorum Karakurt.” Bora başıyla onaylarken Altay komutan son kez bana baktı. “Biliyorum zor bir görev ama yardımına ihtiyacımız var doktor, bir süre Liam’a katlanmanı istiyorum. Buraya gelmek için yola çıktı bile, onunla İstanbul’a dönmeyi kabul et ve bir süre onu idare et. Yapman gerekenler için Bora seninle sürekli iletişimde olucak, dikkatli ol ve ne olursa olsun kendini riske atma.” Altay komutana kısa bir tebessümün ardından ayaklandı. Hepimiz onunla birlikte ayaklanırken bu sefer bende diğerleriyle aynı hizada hareket ediyordum. “Dikkatli olun Bozkurt, Allah yar ve yardımcımız olsun.” Herkes aynı anda ‘sağol’ derken ben susmuştum. Altay komutan odadan çıkarken herkes rahat bir nefes alıp sandalyesine oturdu, Behzat komutan Gökçe’ye baktı.
“Ameliyat için hazırsan bir an önce yola çık Gökçekız, 1 ay izinlisin.” Gökçe homurdanarak Bora’ya baktı.
“Komutanım 1 ay izin çok fazla değil mi? Alt tarafı birkaç yerimizi kestirip diktireceğiz.” Bora gözlerini devirerek saatine baktı.
“Biraz daha oyalanırsan zaman kaybedeceksin.” Gökçe sinirle kalkarken gülerek Baybars Oğuz ve Barış’a baktı.
“Sonunda yaptırıyorum şu burnumu, geri döndüğümde sakın aşık ol ayın bana.” Barış ve Baybars gülerken Oğuz ters ters bakıyordu Gökçe’ye. Sırf bu görev için estetik mi olacaktı gerçekten.
“Yok biz aşık olmayızda Gökçe komutanım, sonunda oksijenimizin %40’ını çalmayacaksınız rahat rahat nefes alacağız.” Gökçe onlara öyle bir baktı ki Baybars ve Barış gülemedi bile, ben hariç kimse gülememişti. Normalde olsa asla gülmezdim ama sinirlerim bozulmuştu, Behzat albayda bıyık altından gülerken Gökçe ikimize ters ters baktı.
“Aşk olsun gülüyorsunuz birde, gideyimde rahat rahat nefes alın bari.” Gülmem anında kesilirken Gökçe odadan çıkıp gitti, herkes arkasından kahkaha atıyordu. Bora ve ben hariç herkes, Oğuz bile.
“Ulan şimdiden estetikli kokoş kız tribine girdi bu, şu izni 2 aya falan mı çıkarsak biz.” Behzat komutan ayaklanıp dosyaları toparladı ve eline aldı.
“Zevzekliği kesin, herkes evine gidip dinlensin ve eşyalarını toparlasın. Yarın İstanbul’a gidiyoruz.” Herkes tekrardan ciddileşirken Behzat albay salondan çıkıp gitti. Barış Baybars Hasan abi Ömer ve Oğuz’da toparlanırken odada sadece Bora ve ben kalmıştık. İkimizde bir süre konuşmadan sessizce oturduk, Liam ile yakın olmaya nasıl katlanıcaktım hiçbir fikrim yoktu. Anlaşılan burada geçirdiğim rahat 3 haftanın sonuna gelmiştim, dün son kez olacaklardan habersiz huzurlu bir uyku çekmiştim. Keşke bunu bilerek uyusaydım, belki biraz daha tadını çıkarabilirdim.
“Ne düşünüyorsun?” Bora’nın sözleriyle daldığım boşluktan gözlerimi çekip ona baktım. Kehribarlara son kez rahat rahat bakıyordum belkide.
“Liam ile zaman geçirmeye pek hazır değilim sanırım.” Bana döndü tekrardan ve elimi tuttu.
“İhtiyacın olduğun her anda bir nefes kadar yakınında olacağım, sakın korkma.” Sesi öyle güven vericiydi ki kalbimin kuş olup uçacağını düşündüm bir an. Gülümsemem genişlerken Bora elimi bırakmadan ayaklandı ve odadan çıktık, nereye gittiğimizi düşünürken biz çoktan tuvalet kabinine yani gizli asansöre binmiştik bile. Bu seferki yolculuk sandığımdan daha kısa ve korkusuz geçmişti, karargahtan çıktığımızda hava kararmak üzereydi. Arabaya doğru yürürken ne yaptığını hala anlayamamıştım.
“Nereye gidiyoruz?” Arabanın kapısını binmem için açarken kısa bir bakış attı bana ve göz kırptı.
“O piç ile yan yana gelmeden son kez hayatın tadını çıkaralım.” Kapımı kapatırken içimde tuhaf bir heyecan vardı, yan tarafıma oturup arabayı çalıştırırken beynimde beliren soruyla ona baktım.
“Liam her yerde beni arıyodur tehlikeli olmaz mı?” Arabayı çalıştırıp son gaz çıktı karargahın bahçesinden, bana bakmadan konuştu.
“Merak etme hallettim, şuan seni istanbulda ifadede sanıyor.” Rahat bir nefes verip arkama yaslandım, hava o kadar güzeldi ki dayanamayıp camı sonuna kadar açıp saçlarımı uçurmasına izin verdim. Yarın görev için İstanbul’a gidicektim, bu gece Mardin’de ki son gecemdi ve ben daha yeni alıştığım bu şehre bu kadar çabuk veda etmek istemiyordum. Başımı kolumun üstüne yaslayıp camdan dışarıyı izlemeye başladım, tarih kokan bu sokakları hafızama kazımak istiyordum. Rüzgar beni üşütsede umursamadım, yüzümü yalayıp geçmesine izin verdim. Bu havayı uzun bir süre ciğerlerime çekemeyecektim, Bora’nın beni izlediğini hissedebiliyordum.
“Keşke hastanedekilere veda edebilseydim, onları çok özleyeceğim.” Bora camı açtığım için yavaş gitmeye başlamıştı, sanırım o da üşümüştü.
“İstediğin zaman hastaneyi ziyarete gelebilirsin, hastalarını İstanbul’dan da takip edebileceksin. İpek ve hastanedeki diğer arkadaşlarına ailenin sağlık sorunları sebebiyle acil eve döndüğünü söyledik.” Camı kaldırıp ona döndüm, rüzgardan dağılan saçlarımı toparlamaya çalışıyordum.
“Hande’yi burada bırakmak senin için zor olmalı, Mardin’e gelirken haber verde birlikte gidip gelelim.” Kaşları çatılırken durup bana baktı, arabayı durdurduğu yer karanlık izbe bir sokaktı.
“Mardin’e işim olmadığı sürece gelmem.” Neden bu kadar çabuk kestirip atmıştı? Arabadan inerken bende kapımı açıp indim, yanıma gelip elimden tuttu tekrardan. Bunu yapmasındaki sebebi anlamamıştım ama sanırım etraf karanlık olduğu için beni rahatlatmak istiyordu. Bir yerlerden gürültü geliyordu ama sesin nereden geldiğini henüz anlayamamıştım.
“Nereye geldik söylemeyecek misin artık?” Bana bakıp hafifçe sırıttı ve büyük bir kapının önünde durduk.
“Yalın dinlemeyi seviyorsundur diye düşünüyorum.” Büyük bir heyecanla ona yaklaştım ve gürültünün geldiği yeri gösterdim.
“Bir saniye bir saniye.. bahsettiğin Yalın şarkılarıyla büyüdüğüm Yalın mı? Gerçek adı Hüseyin Yalın?” Gülerek onayladı beni, heyecanım iyice katlanırken boynuna atladım ve sıkıca sarıldım ona. Küçükken aşık olduğum adamın konserine getirmişti beni, anneme ve babama konserine gitmek için yalvarırdım ama beni hiç göndermemişlerdi. Şuan hayallerimden birisini gerçekleştirdiğini biliyor muydu acaba bu çakma Theo James? Elini belime koyduğu anda anın farkına varıp hızla ayrıldım ondan, heyecandan ne yapıcağımı şaşırmıştım. “Şey ben.. heyecanlanınca.. kusura bakma.” Beni duymamazlığa verip geçmem için eliyle belimden yön verdi, birlikte içeri geçerken vestiyere kabanlarımızı bıraktık. İçerisi inanılmaz kalabalıktı ama biz vip bölüme yani üst kata çıktığımız için kalabalıktan uzaktaydık. Yalının tüm şarkılarını ezbere biliyordum neredeyse ve şuan küçük bir çocuktan farkım yoktu. Garson bizim için içki getirmişti, Bora koltuğa oturup rahatça arkasına yaslanırken buzsuz viskisinden bir yudum aldı. Şaşkınca ona bakarken gidip yanına oturdum ve benim için sipariş verdiği içkiden bir yudum aldım. Alkolsüz margarita, yüzümü buruştururken elindeki viskiyi alıp büyük bir yudum aldım ama sanırım bu kötü bir fikirdi. Boğazım deli gibi yanarken kendi margaritamı kafama diktim. Bora bu halime 32 diş gülümserken viski bardağını elimden alıp masaya bıraktı.
“Ne yapıyorsun sarı?” Sinirle baktım ona, hayatımda ilk kez özgürdüm ve alkol almak istemiştim ama onuda elime yüzüme bulaştırmıştım.
“Neden sen alkol içebiliyorsunda ben içemiyorum.” Mutsuz küsmüş bir çocuk gibi kollarımı göğsümde birleştirdim. Bora bu halime belli belirsiz gülerken garsona küçük bir işaret yapıp yeni bir içki istedi.
“Çünkü ben kontrolümü kaybetmem ama sen.. ilk defa içiyorsun ve kontrolü kaybedip sabah baş ağrısıyla uyanmanı istemem.” Alt dudağımı dişerimin arasına alırken ilk defa alkol aldığımı nasıl anladığını çözmeye çalışıyordum. Konuyu dağıtmak için melül melül baktım gözlerine.
“Ya kaybedersen kontrolünü?” Sanırım benim melül melül bakıştan anladığım cilveli bakıştı, bana doğru eğilip sadece benim duyabileceğim bir ses tonuyla konuştu.
“İşte o zaman kaç.” Bahsettiği şey bana zarar vermek değildi, bahsettiği şey çok farklıydı ama ben ne olduğunu tam anlayamamıştım. Yüzlerimiz o kadar yakındı ki nefesim tenine çarpıyordu, birden bire kahkaha atmaya başladım. Elbette bir yudum viskiden sarhoş olmamıştım ama ilk defa alkol içtiğim için biraz başım dönüyordu sadece.
“Kaçamam.. görev için bir süre birlikteyiz.” Gözleri dudaklarımda oylandı bir süre, daha sonra her santimini inceledi. Tam bir şey söyleyecekken sahnede bir ses yankılandı, heyecanla yerimden fırlarken sahnede aşık olduğum adama baktım. Yalın’ı görmemle yüzümü buruşturarak Bora’ya döndüm tekrar. “Nasıl yani.. aşık olduğum adam 1.60 boyunda mıydı?” Bora kaşlarını çatarak yanıma geldi, aşağıdaki kalabalığa kısa bir göz gezdirip sahnedeye odaklandı.
“1.67 gibi duruyor, neredeyse dudak hizanda. Kriterlerini biraz daha yüksekte tutamalısın anlaşılan.” Benimle dalga geçiyordu, dudağımı bükerek baktım ona.
“Senin gibi 2 metre herkül vardı da ben aşık olmadım sanki.” Söylediklerimi beynim sonradan idrak ederken dilimi ısırmıştım. Anlaşılan çenem epey düşmüştü ve bu Bora’nın hoşuna gidiyordu. Allahtan Bora bir şey demeden Yalın şarkıya başlamıştı, içeceğimden bu sefer küçük bir yudum alırken alkolün boğazımdan yavaşça aşağı akışını hissettim. Pek benlik değildi evet ama bazen kafamı dağıtmak istediğimde ihtiyacım olabilecek bir şey gibiydi. İlk şarkı ‘Halbuki’ şarkısıydı, mırıldanarak ona eşlik ediyordum. Bora’da yan tarafımda beni izliyordu. İçkim bittiğinde tuvalete gitmek için boş bardağı masaya bırakıp Bora’ya baktım. “Tuvalete gidip geliyorum.” Tam o da benimle gelicekkrn elimle durdurdum. “Tek başıma halledebilirim.” Bir şey demesine fırsat vermeden tuvaletlerin olduğu tarafa doğru ilerledim, içeride birkaç kız vardı sadece. Kabinlerden birisine girmeden önce birkaç saniye duraksadım, umarım bu kabinde birden bire aşağı yöne hareket etmezdi. Saçmalama Lal, içeri girip işimi hallettikten sonra kıyafetimi düzelttim. Kabinden çıkmadan önce kapı açılıp kapandı ve iki kız kahkaha atarak içeri girdi.
“İnanmıyorum Bora’da burada, onu böyle yerlerde görmeye hiç alışık değilim.” Kızlar kıkırdadı, neden yaptığımı bilmiyordum ama onları dinlemeye başladım.
“Uzun zamandır Trabzonda olduğunu duymuştum, demekki gelmiş buradaki işlerin başında olur gibi bir süre.. yalnız anlayamadığım yanındaki kız kimdi? Hande cadısı onun yanına kız yaklaştırmazdı.” Seslerden anladığım kadarıyla ruj tazeliyorlardı.
“Bilmiyorum ama Hande’yi umursayan kim Bora iki ay önce herkesin içinde rezil etmişti onu hala peşini bırakmıyor. Bu kızda takıldığı kızlardan biri olmalı, ne dersin biraz sohbet mi etsek?” İkisi kıkırdayarak tuvaletten çıkarken sinirle kapıyı açıp çıktım kabinden, elimi üç dört kez yıkayıp rujumu tazeledim ve parfümümü üzerime bıca ettim. Yanında bir kadın olmasına rağmen hala erkeklere yaklaşmaya çalışan kızlardan nefret ediyordum, ayrıca ben takılmalık bir kadın değildim.. ciddi ilişki insanıydım. Sinirle tuvaletten çıkıp Bora’nın yanına döndüğümde kızlar çoktan onun başına üşüşmüştü bile, geldiğimi anlamış olacak ki gözleri anında beni bulmuştu. Bora ile aramızdaki mesafe azalırken kızların bakışları beni buldu, gülümseyerek Bora’nın elini tutup yanağına uzandım ve yeni sürdüğüm ruju yanağına bulaştırdım. Bora hiç bozuntuya vermemişti, aksine hafifçe gülerek elimi beline attı ve saçlarımı öptü.
“Sevgilim, bekletmedim değil mi?” Beni iyice kendisine çekerken dudakları hala saçlarımın arasındaydı, kızlar büyük bir şokla bizi izliyordu. “Bu hanımlar kim?” Bora onlara üstten bir bakış atarak konuştu.
“Pek ilgilenmedim, onlarda gidiyordu zaten.” Kızlar bozularak alt katın merdivenlerine koştur koştur inerken gözlerimi devirerek yerime geçmeye yeltendim ama Bora buna izin vermedi. Şaşkınca ona bakıyordum.
“Napıyorsun, gittiler işte.” Kafasını eğip bana baktı, siktir.. Theo James yakından ne kadarda yakışıklıydı. Yutkunup gözlerimi kaçırdım ondan, bunu neden yaptığım hakkında bir fikrim yoktu.
“Karşıdaki piçler bizi kesiyor, mekandakiler sevgili olduğumuzu düşünsün.” Bahsettiği tarafa göz ucuyla baktığımda gerçekten bizi kesiyorlardı, garsondan benim için sipariş ettiği içkiyi alıp bana uzatırken konser devam ediyordu. Mırıldanarak şarkıya eşlik ediyordum, Bora’nın kollarında olmak tuhaf bir şekilde huzurlu hissettiriyordu. Onu çok beğeniyordum bunu asla inkar etmiyordum ama bazen bende anlam veremediğim duygular oluşturuyordu ve bu beni içten içe korkutuyordu. Gözlerimi kapatıp kendimi bu anın büyüsüne bıraktım, kokusu her yanımdaydı kolları belime sarılı bir vaziyetteydi ve ben.. iyi hissediyordum. Uzun zaman sonra iyi hissediyordum, şarkı kesilirken herkes büyük bir çığlık atıyordu. Gözlerimi açtığımda Bora’nın ihtişamlı kehribarlarıyla karşılaştım, gözlerinin içi parlıyordu sanki. Dudakları aralanırken aşağıdan büyük bir gürültü geldi, ikimizde aynı anda aşağı baktığımızda genç bir adam yerde yatıyordu. Sanırım bayılmış olmalıydı, herkes başına üşüşürken Yalın doktor olup ol adığını soruyordu. Kimseden ses gelmeyince merdivenlere doğru bir hamlede bulundum ama Bora belimden yakalayıp gitmeme engel oldu. “Gitme, biri seni tanıyabilir.” Tekrar adama baktığımda insanlar bilinçsizce onu sarsıyordu dil altı hapı vermeye çalışıyordu. Bu beyin kanaması geçirtebilirdi.
“O halde beni tanımalarına engel ol, biraz daha müdahale etmezsem adam beyin kanaması geçirecek.” Onu dinlemeden hızla aşağı indim, kalabalığı yararak adama ulaştığımda Bora herkesi uzaklaştırmaya çalışıyordu. Hızla adamın yanına çöküp önce nabzını kontrol ettim, hızlı ama düzensizdi. Çantamdan ışık kalemimi çıkarıp göz bebeklerini kontrol ettim. “Siktir..” hızla eğilip boynunu ve kulak arkasının kızarıklığını kontrol ettim. Hafif acı bir metal kokuyordu. Endişeyle Bora’ya baktım ama o şuan kalabalığı dışarı çıkarmakla meşguldü. “Acil Buz kovası, enerji içeceği, tuz ve temiz bez istiyorum. Vaktimiz yok!” Garaonlar koşarak mutfağa giderken Bora ve Yalın yanıma gelmişti.
“Neyi var?” Dedi hayranı olduğum minik adam. Üzerindeki gömleği çıkarırken göz ucuyla ona baktım.
“Sentetik madde zehirlenmesi, acil müdahale gerek yoksa ölücek.” Yalın korkuyla bana bakarken adam titremeye başladı, vücut ısısı iyice artıyordu. Garsonların getirdiği buzlu kovayı enerji içeceği ve tuzla karıştırıp Bora’ya baktım. “Vücut ısısını düşürmemiz gerek, buzları vücudunda gezdirin.” Garsonlardan biri Bora’yla dediğimi yaparken ben boğazına bastırmak için doğru noktayı arıyordum. Çenesini hafifçe açıp dilini yutmasına engel oldum, aynı anda boğazknada baskı yapıyordum. Vücut ısısı giderek azalırken titremeside azalmıştı. Siren sesleri yaklaşırken rahat bir nefes aldım, kurtulmuştu. Arka tarafta alkış sesleri yükselirken birkaç kişinin kamerayla bizi çektiğini farkettim. Bora sorun yok der gibi göz kırptı.
“Barış birazdan hepsini halledicek merak etme.” Biraz daha rahatlarken hastayı att lere emanet edip Bora ile mekandan ayrıldık. Arabaya nasıl bindiğimi ne ara eve geldiğimizi bile hatırlamıyordum, yine günü olaylı bitirmiştik ve ben artık gerçekten yorulmuştum. “Üzgünüm, sözümi tutamadım.” Sesiyle kendime gelirken ona baktım şaşkınca, o da böyle bir olay yaşayacağımızı bilemezdi elbette. Sıkıntılı bir nefes vererek güldüm.
“Bilemezdin elbette, ayrıca.. benimleysen başın hiç beladan kurtulmaz, bela mıknatısı gibiyim.” Vücudunu tamamen bana çevirdi.
“Belaya alışığım, ama seninleysek.. keyif alırım.” Kalbim heyecanla dört nala koşmaya başlarken ne diyeceğimi düşünüyordum. Alt dudağımı dişlerken aklıma gelen ilk şeyi söyledim.
“Ama bence yinede barika bir geceydi, Yalın’la sohbet bile ettim ve yine birilerini kurtardık.” Adam sana iltifat ediyordu sen hala olayları başka yerlere çekiyordun.. salak Lal. Gülerek arkasına yaslandı.
“Sen ve ben şimdiden iyi bir ikili olduk gibi. Senin minik adam telefonunu istedi.” Heyecanla yeri de doğruldum.
“Nasıl yani!? Yalın numaramı mı istedi!? Verdin değil mi? Arar mı dence, ilk defa hayranı olduğum bir şarkıcıyla telefonlaşacağım.. aman tanrım.” Bora kaşlarını çatarak baktı bana.
“Vermedim Lal.” Büyük bir hayal kırıklığıyla suratımı asarken bütün heyecanım sönüp gitmişti.
“Ya ama neden?” Elini saçına geçirip saçını düzeltti sertçe.
“Sence amacı arkadaş olmak mıydı? Herif sana açık açık yürümeye çalıştı.” Şaşkınca baktım suratına.
“Adam babam yaşında, saçmalama istersen.. belkide teşekkür etmek istemiştir.” Ters ters baktı suratıma.
“Teşekkür etmek için erkek arkadaşının olup olmadığıyla ilgilenmezdi herhalde.” Bir şey söylememe izin vermeden sertçe kapıyı açıp kapattı ve benim tarafıma gelip kapımı açtı. Kafamı iki yana sallayarak arabadan indim.
“Sanırım Beren Saat çok haklıydı. Bende olsam Kenan Doğulu’yu seçerdim, ne de olsa onunda şarkıları güzel.” Ben söylene söylene asansöre binerken Bora mimiksiz bu hallerimi izliyordu. En üst kata çıktığımızda nihayet susabilmiştim, anahtarımı çantamdan çıkarırken Bora’ya baktım son kez. “Kahve?” Elleri cebinde yeşillerime bakıyordu.
“Sabah erken kalkacağız, uzun bir geceydi ve artık dinlenmelisin.” Haklıydı, nezaketten sormuştum zaten.. yoksa benimde kahve içecek halim kalmamıştı.
“O zaman.. iyi geceler.. ve.. bu gece için teşekkür ederim unutulmaz bir geceydi.” Hafifçe güldü ve başıyla selam verdi.
“İyi geceler.” Tam arkamı dönücekken neden yaptığımı bilmediğim bir şey yaptım.. uzanıp yanağına öpücük kondurdum. Bu aralar çoğu şeyi neden yaptığımı bilemeyecek kadar salak olmuştum. Yanaklarım kızarırken hızlıca arkamı dönüp kapıyı açmaya çalıştım ama lanet anahtarın bu gece yuvasına giresi yoktu. Sonunda anahtarı sokup kapıyı açtığımda son kez Bora’ya baktım. “Sarı..” utana sıkıla baktım kehribarlara.
“Hı?” Dedim mırıltılı bir sesle, duymuş muydu acaba? Eliyle yanağımı işaret etti, belli belirsiz gülüyordu.
“Kızardın, soğuk su çarp.” Kaşlarım çatılırken kapıyı sertçe suratına kapattım. Kalbim bu sefer dört naşa değil on nala koşuyordu, elimi kalbime koyup yere çökerken kendime yeni yeni ürettiğim küfürler ediyordum.
“Salak Lal, madem utanıp kızarıcaksın ne diye öpüyorsun adamı.. dengesizsin.. zekasal gelişimini tamamlayamamışsın.. aptalsın aptal!” Karşı kapının kapanma sesi gelirken elimle ağzımı kapattım. “Siktir.. siktir.. siktir.. duymamıştır inşallah.”