Kahya emmi hemen kapıyı ardına kadar açtı. "Buyur kızım, buyur içeri," dedi sesi titreyerek.
Hatice içeri girdi, iki asker dışarıda beklemeyi tercih etti. Ev küçüktü, alçak tavanlı, rutubetli. Ama temizdi. Ortada küçük bir soba yanıyordu, duvarlarda eski kilimler asılıydı.
Kahya emmi Hatice'yi evin sobaya yakın bir köşesine oturttu, kendisi de karşısına oturdu. Hasan ayakta duruyordu ama meraktan gözlerini de ayıramıyordu.
"Kızım," dedi kahya emmi, sesi hüzünlüydı. ''Nasılsın, ne zaman döndün''
''Dün döndüm kahya emmi, öğretmen hanımda kaldım.'' dedi. ''Başın saolsun Ayşe ninem için, mekanı cennet olsun.'' diyebildi Hatice.
Kahya başını salladı sadece, gözleri yorgun bakıyordu.
Hatice yutkundu, ''Ne oldu da konaktan gittiniz, kahya emmi'' diye sordu.
Kahya, ''Çok şey oldu sen gittiğinden sonra kızım. Çok şey..." dedi.
Hatice öne eğildi, gözleri kahya emminin gözlerindeydi. "Anlat emmi, anlat. Ben her şeyi bilmek istiyorum."
Kahya emmi derin bir nefes aldı, başladı anlatmaya.
"Babanız vasiyet etti. 'Konak aynı olduğu gibi işleyecek, siz de burada yaşayacaksınız' dedi. 'Bir gün olurda Haticem gelirse, kapısını açık, aşını sıcak bulsun' demişti." Kahya emminin sesi kırıldı. "Sizi kocaya verdiği için çok üzgündü ama 'koruyamam, kızım zarar görür' diye bir korkuyla vermişti sizi Mustafa Ağa'ya."
Hatice'nin gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı. Babasının korkusunu, çaresizliğini anlıyordu şimdi.
"Aylar sonra size edilen zulüm kulaklarımıza çalındı," diye devam etti kahya. "Ağam ondan sonra birden çöktü. Vicdan azabından ne yiyebildi ne içebildi. Sonra da ecel onu aldı zaten."
Hatice artık sessizce ağlıyordu. Babasının annesine olan aşkını, onu el üstünde tutmasını iyi hatırlıyordu. O yüzden onu evlendirmesine ne kadar darılsa da babasına kin güdemiyordu. Kötü bir insan olduğuna inanmaya yüreği el vermiyordu.
"Peki konağı muhtara neden sattı?" diye sordu Hatice. ''Muhtar satın aldım diyor''
"Tövbe desin o it soyu!" diye bağırdı kahya emmi. Yumruğunu dizine vurdu. "Babanıza son zamanlarda gel git, yok bahçelerde ilaç çıkmış yeni, yok hasatı arttırıyormuş, ucuzdan vericem edicem diye habire parasını yedi. Sonra baktı bu adamın kimsesi yok. Köy yerinde bir iki arkadaşıyla babanızın zor durumda olduğunu, evi ona sattığını söyledi."
Hatice'nin yüzü öfkeyle kızarmıştı. İnsanların bu kadar kötü olmasına hâlâ şaşırabiliyordu.
"Babanızın bahçeliklere bakan ağaları da üç kağıt işine girdi," diye sürdürdü kahya. "Gel zaman git zaman o bahçelerden para getirmemeye başladılar babanıza. Akıllarınca 'kimsesi yok, elden ayaktan düştü' dediler. Ben gittim, beni dövüp gönderdiler. Konağı çekip çeviremez olduk. Babanız vefat edince de muhtar gelip bizi kapı dışarı etti."
Kahya emminin sesi artık öfkeliydi. "Annem bir süre dayandı ama sonra yediğimiz iftiraya dayanamadı..."
"Ne iftirası kahya emmi?" diye sordu Hatice şaşkınlıkla.
"Guya babanın parasını biz yemişiz, hırsızlık yapmışız, onu kandırmışız. Konağa bile para kalmamasının sebebi buymuş." Kahya emminin yüzü acıyla buruştu. "O dönem konak çalışanları bile bizi aşağıladı, 'hakkımızı verin' dediler. Muhtar göstermelik üç beş kuruş attı önlerine, tüm çalışanları 'konakta çalışmaya devam edin' diye ikna etti."
Hatice'nin kaşları çatılmıştı. Ona edilen zulüm yetmemiş, buradakilere de neler edilmişti.
Duruşunu dikleştirdi. "Kahya emmi, benim kocam öldü," dedi.
Kahya dizini döverek, "Vah kızım, başın sağolsun. Bu yaşta dul mu kaldın bir de?" diye söylendi. Adeta bir lanet gibi bahsediliyordu: dul Hatice. Sanki yaralı bir hayvandı.
"Ne üzülürsün kahya emmi?" dedi Hatice sertçe. "O adam benim gerçekten kocam mıydı? Sevdalık mı etti? Dayak attı, itti kaktı, hizmetçi eyledi. Üstelik dulum diye kimseden utanmayacağım! Ben kaymakam beye çıktım, malım mülküm var, bana yardım edin dedim. Bu sabah muhtarı konaktan attılar." dedi.
Başından beri tüm olanları dinleyen Hasan ilk kez gözlerinde büyük bir hayranlıkla bakmaya başlamıştı. Hatice'nin dik duruşu, güzelliği... Hayatında ilk kez sesi çıkan bir kadın görüyordu.
Hatice devam etti. "Kahya emmi, gelin yine benimle yaşayın. Birkaç hizmetli alırız, bahçelerime bakarız. Komutan herkesi tembih etti, bundan sonra malımın mülkümün hesabı bana verilecek."
Kahya'nın bakışları düşmüştü. "Bal Haticem, sen tüm bunları kız başına yapabileceğine emin misin? Birileri musallat olur."
Ama Hasan'ın gözlerinde azimli bir bakış vardı. "Kimse olamaz evelallah!" dedi heyecanla. "Toplu bir para alırız geçmiş hasılatlardan, olmadı bir iki tarla satarsınız. Hem koruyacak, hem sizin adınıza lafını geçirecek insanlar tutarız. Sizden korkmasalar, onlardan korkarlar. Eşkıya Mehmet abi var!" diye lafa girmişti.
Hatice şaşkınlıkla bakıyordu bu kadar genç bir çocuğun aklına ve cesaretine şaşırmıştı. Sonra gülümsedi. "Eşkıya adam bizi soymaz mı? malımızı mülkümüzü hiç etmez mi, Hasan?"
Hasan hevesle çıkıştı. "Yok hanım ağam, asla! Tövbeli Eşkıya Mehmet abi, anası ah etmiş ölmüş. O gün bu gündür helalden çalışır ama milleti döver, tokatlar, pisttir işi yine. Karısı var, çocuğu var. Onları da alırsınız konağa. O zaman daha da el üstünde tutar sizi."
Hatice'nin yüzü gülüyordu. Bu gencin hevesiyle olmasa bile Kaymakam Bey, komutan ve Ebru öğretmen de vardı. Bir şekilde akıl verirler diye düşündü.
Hasan'a döndü. "Hasan, babandan sonra baş kahya sen olacaksın. Ne kazanırsak birlikte kazanıcaz. Kendi işin gibi sahiplen, ben de size nankörlük etmeyeceğime ant içerim." dedi.
Hasan'ın gözlerinin içi gülüyordu. Hatice'nin zeytin gözlerinin ışıldamasına, cesaretine o da o gün kendini adamıştı. "Emrin olur hanım ağam!" diyerek gülümsedi.
Kahya'nın ise yüzü düşünceliydi ama mutluydu. "Benim ömrüm ne kadarsa ben de senin yanındayım kızım." dedi.
Hatice, duyduklarıyla mutluluktan dolan gözlerini sildi. İşte o an umudu yeşermişti.
Ayağa kalktı. "O zaman bugün toparlanın. Yarın konağa taşınıyorsunuz. Ben şimdi gidip her şeyi hazırlarım." dedi.
Kahya emmi de ayağa kalkmıştı. "Olur kızım, olur. Ne dersen."
Hatice kapıya doğru yürüdü, dışarıda bekleyen askerlere seslendi. Ama dönerken Hasan'a bir kez daha baktı. Gencin gözlerinde öyle bir kararlılık vardı ki, Hatice içinden bu delikanlıya güvenebileceğini hissetmişti. Hayatında ilk kez onu insan gibi gören biriydi, bu genç...
Askerlerle birlikte konağa döndüler. Kaymakam hâlâ oradaydı, bir aksilik olursa diye meraktan gidememişti. Oturmuş, avluda kahve içiyordu.
Hatice yazmasıyla yüzünü örtmüş bir halde geldi, avluya girdi.
Kaymakam "Buldun mu onları?" diye sordu.
"Buldum kaymakam bey," dedi Hatice. "Ayşe ninem ölmüş ama kahya emmi ve torunu var. Yarın konağa taşınacaklar."
Kaymakam, ''Başın saolsun kızım,'' dedi. Sonra sesini ciddileştirdi, "Şimdi dinle beni Hatice Hanım. Bu konağı düzene sokman lazım. Hizmetçiler, kahya, bahçıvanlar... Hepsini sen seçeceksin, sen tutacaksın. Ama dikkatli olacaksın. Güvendiğin insanlarla çalışacaksın."
"Anlıyorum kaymakam bey."
"Bir de," dedi kaymakam, "para işlerini öğrenmen lazım. Okuma yazman yok ama Ebru öğretmen sana yardımcı olur. Bahçelerden gelen geliri, masrafları, hepsini kayıt altına alacaksın. Anlaştık mı?"
Hatice başını salladı. "Anlaştık kaymakamım."
Kaymakam ayağa kalktı, Hatice'nin omzuna elini koydu. "Hatice artık sen kendi işinin sahibisin. Ne diyorlar burada ona? Ağa! Sen artık Hanımağasın!. Bunu unutma. Artık kimse seni ezemez. Kimse seni aşağılayamaz. Bu senin evin, bu senin toprağın. Omuzlarını dik, sesin hiç kısık çıkmasın hep bağır. Gerekirse hep çatık kaş gez. Yeterki kendini ezdirme.." dedi.
Hatice'nin gözleri dolmuştu, baba diye bildiği biri olmamıştı hiç. Yada onu koruduğunu hissettiği biri. Şimdi kaymakamın bu sözleriyle şükür ediyordu.. "Saolun kaymakam bey. Allah sizi karşıma çıkardı. Rabbim ne muradınız varsa versin..." dedi.
"Görevimiz," dedi kaymakam. "Hakkını savunmak görevimiz. Şimdi ben gidiyorum. Ama bir sıkıntın olursa hemen haber gönder. Komutanla da konuştum, jandarma devriye gezecek burda. Ne zaman ki senin artık güvende olduğuna emin olduk o zaman giderler. Bi çayı çok görme askerlerimize, iki güler yüz ver yeter." dedi.
Hatice mutlulukla, ''Görür müyüm? herşeyim feda olsun. Allah onlarıda başımdan eksik etmesin.'' dedi.
Kaymakam, ''Tamam hadi şimdi çıkalım, seni öğretmene teslim edelim. Bir başına olmaz burada!'' dedi.
Hatice başını salladı, yazmasıyla yüzünü örttü. Kapıda vedalaştılar. Komutan iki asker görevlendirdi. Onlar Hatice'yi öğretmen hanıma bırakacaklardı.
Kaymakam da arabasına bindi, gitti.
Şimdi yarın Hasan ve Kahya emminin gelmesini iple çekiyordu Hatice. Hatta hayatında ilk kez umudu vardı. Gencecik bedeninin içindeki ölü ruhu, adeta hayata dönmüştü. Artık bir amacı ve yaşama sevinci vardı...