Kaymakam Bey;

1175 Words
Ve böylece, konakta ki esir hayatı başlamıştı. Zamanla... Bedeni değişmişti, zayıflamış ama kasları sertleşmişti. Elleri nasırlı, yüzü solgundu. Ama gözlerinde başka bir şey vardı artık. Öfke. Bastırılmış, sessiz, ama yanıcı bir öfke. Aradan bir kış geçti ve babasının ölüm haberi geldi. Gelin geldiği günden beri, bir kez olsun babasını görmesine izin vermemişlerdi. Ve şimdi bir helallik bile isteyemeden, babası ölmüştü... Babasının cenazesinde Hatice taş gibiydi. Ağlamadı. Ağlayamazdı. Aylardır ağlamaktan, artık gözyaşı kalmamıştı. Zayıflamış, yaşlanmıştı genç yaşında... Mustafa Ağa, cenaze töreninde oldukça mutluydu.. Hatice'nin yanında, onu ve servetini sahiplenircesine omzuna elini atmış duruyordu.. Evliliklerinin ilk gecesinden sonra onu bir daha çok az görmüştü. Hatice onlardan ayrı bir evde yaşıyordu ama ilk eşten çok da bir farkı yoktu. Çünkü Mustafa karısıyla da aynı odada yatmıyordu. Çoğunlukla başka bir evde yaşıyordu. Kimle yaşıyor, neler oluyor bilgisi yoktu Hatice'nin. Tek bildiği, babasından kalan herşeyle Mustafa ilgileniyordu. Bağlar, bahçeler, tarlalar, mahsul, paralar... O gün, Mustafa'nın sahiplenircesine Hatice'ye sarılan kolları. İlk eş hacer'in gözüne batmıştı. O da bu zamana kadar hiç sevilmemişti. Bu konakta zülm görüyordu, kocadan ayrı, kaynanadan ayrı. Üç evlat vermişti ama hiç hoş görülmemişti koca konakta. Şimdi biraz güçlenince o da çocuk yaşta geldiği bu konakta ne öğrendiyse, aynısını Hatice'ye yaşatıyordu. Tüm ağır işlere onu koşuyordu. Küçük bedeni dayanır mı demeden! Ağa kızı diye iyice nefret ediyordu ondan, en azından serveti vardı. Onun ise bir dikili ağacı bile yoktu. Bundan güç aldı, Hacer. Ertesi hafta tüm köyün kadınlarına dedikodu yaydı. ''Mustafa ağanın zürriyeti yokmuş, erkekliği yok olmuş. Yoksa körpecik güzele neden dokunmasın.'' denilmeye başlandı. İşte o gün Hatice'nin kara yazısı başlamış oldu. Eve uğramayan ağa, apar topar geldi. Avluda Hatice'yi gördü ve burnundan soluyordu. Bir anda kolundan çekip odaya çıkardı. Hatice artık büyümüştü ve başına gelecekleri tahmin ediyordu ama beklediği olmadı. Ağa onu yere atıp tekmeleyerek dövmeye başladı. ''Demek zürriyetsiz diye adımı çıkarırsın ha! Bundan sonra bak bakalım, ben sana rahat veriyor muyum!'' diye bağırdı. Ama mazluma zulüm kolaydı. Ağa da zulm etti... Zamanla, dövülmeye de alışmıştı Hatice. Hor görülmeye de. Artık her iki, üç günde bir onun odasına gelir olmuştu. Onu çırılçıplak soydu, dövdü, vücudunda kesikler oluşturdu. Amansız bir öfkesi vardı Hatice'ye karşı. Ama Hatice bu öfkenin sebebinin kendisi olmadığının farkındaydı. Öfkesi kendi eksikliğineydi. Ama ağa, amacına ulaşmıştı. Hizmetliler aralarında konuştu, sonra köylü konuştu ve heryere dağıldı. Ağa sürekli taze karısıyla geceleri geçiriyordu ama kız hamile kalamıyor diye düşünüldü. Çünkü ağa'nın Hacer'den 3 çocuğu vardı. Yaklaşık bir yılın sonunda, Ağa adı temize çıkınca Hatice'nin odasına gitmeyi bıraktı. Hatice yeniden hizmetli odasına döndü. En azından artık işkence görmüyordu. Biraz olsun rahatlamıştı... Günler, yılları kovaladı; Hatice artık on dokuz yaşına basmıştı. Güzelliği iyice açmıştı ama gözlerinde hep bir hüzün vardı. Öyle ki civar köylerin gençleri haber salmaya başladı. Kadınlarla, ''gel bana kaç'' diyorlardı. O zamanlar kadınların tek kaçışı buydu. Bir koca evinden, başka bir koca evine. O zamanın kadınları, Hiç evli yada bekar demeden kadın işkence görüyorsa veya sevdalandıysa kaçardı. Arkasında çocuğu mu var, yakalanırsa ne olur. Bunları bile düşünmek istemezdi... (Ne yazık ki, dedemin annesi onlardan biriydi. Kadın dedemi daha küçücük çocukken bırakıp başka bir adama kaçmış. Dedem yaklaşık 50 yaşındayken, bir kardeşi olduğunu öğrendi. Adam çıkıp gelmişti bir akşam çayına. Yaklaşık dedemden bi 6 yaş küçüktü. Dedem, annesinin yüzüne hiç bakmamış, cenazesine bile gitmemiş. Ama, Kardeşini başta reddetse de, o da bir mazlum diye düşünüp sonunda kardeşi olarak kabul etmişti dedem. Yıllar sonra bir kez daha gördüm o adamı, dedemin cenazesindeydi. Ve gerçekten içten ağlıyordu...) Ertesi günlerde, konağın hizmetçilerinden biri geldi. Hatice'nin güzelliği ve kötü kaderi heryerde duyulmuştu. Kolundan çekti, ''Hatice, bak bir adam var. Tee kasabanın ardındaki köylerden. Şehirde iş bulmuş, Genç ama topal... Kimse kız vermemiş. Gel var bu adama. Ben eksiğim der, senin eksiğini görmez!'' dedi. Hatice bakışlarını bile çevirmedi. Bu yaşına kadar öğrendiği bir şey varsa o da, koca dediğinin hepsinin aynı olduğuydu. Bir esaretten kaçıp, başka bir kafese tıkılmanın ona bir faydası olmazdı. Artık ümidi de, isteğide kalmamıştı. Bu konakta zamanla ölüp gitmeyi düşünüyordu, o genç yaşında... ''İstemem, kezban abla. Varsın sevdiğini bulsun. Benden kimseye hayır gelmez.'' dedi. Ama kadın ısrarcıydı, ''bak seni şafak vakti çıkarırım burdan. Sütçünün eline azıcık para sıkıştırsak, süt arabasıyla tee kasabaya kadar kaçarsın. Gözünü seveyim şu güzelliğine yazık etme.'' dedi. ''Benim kararım belli, ben telef olmuşum olacağım kadar.'' dedi ve uzaklaştı Hatice. Ama o gün böyle bir ihtimalin olduğu aklının bir köşesine yerleşmişti. Zaman hızla ilerledi. Şimdi... Evleneli mevsimler geçmişti. Böyle çileli yıllarla, bir 3 yıl daha geçti. Bir gün, Hatice bahçede yürüyordu ki konağın kahyası koşarak geldi. "Hanım! HanımAğa!.. Ağa Hatun!..." diyerek kaynanasını çağırdı. Hatice uzaktan izliyordu. "Ne oldu?" diye sordu kadın kaşlarını çatıp! "Ağam! Mustafa ağam! Tarlada... At üstünden düştü. Doktor baksın diye getiriyorlar ama..." dedi panikle, kahyanın yüzünde derin bir endişe vardı. Hanımağa koştu. Konağın kapısında ki adamlar, Mustafa'yı bir bahtaniyeyle taşıyarak getiriyordu. Adamın yüzü bembeyazdı, gözleri kapalıydı. Doktor geldi, saatler geçti. Ama sonuç kötüydü. Doktor dışarı çıktı. Hanımağanın yüzüne baktı, başını salladı. "Başın saolsun Hanımağam, Ağa'yı kaybettik." Hatice durdu. İçinde ne hissetti bilmiyordu. Üzüntü mü? Rahatlama mı? Suçluluk mu? Ama o gün konakta ağıt sesleri yükselmeye başlamıştı. Kara yazgısı bitti, Hatice dul kaldı demek isterdim. Ama kader onun için ağlarını yeni örüyordu. Daha yas bitmeden, Ağa'nın küçük erkek kardeşi konağın başına geçti. Malı mülkü herşeyi hanede tutmak istiyorlardı. Küçük yaşına rağmen iki karısı vardı. Ama Hanımağanın aç gözü doymuyordu. Önceki hatasına düşmedi bu sefer, Hatice'nin tapularını alabilmek için Hükümet nikahı kıyılması gerektiğini biliyordu. Kocası olduktan sonra, bir hinliğini bulup tapuları alabilirlerdi böylece... Hanımağa, küçük oğlunu çekti yanına; ''Hatice'yle hükümet nikahınız kıyılsın. Abinin dul eşidir. Hak yerini bulsun'' dedi. Ama artık bu çileli yolda büyümüş Hatice bir genç kızdı. Ve söylenen herşeyin farkındaydı. Yeni bir esarete boyun eğmek istemiyordu. Kocası ölmüştü, bu onun için Allah'ın bir lütfu olabilirdi. Hemen aklına aylar önce kezban'ın söyledikleri geldi. ''Seni kaçırtabilirim'' demişti. ''Şimdi kaçacaktı! Ama kocaya değil, eskisi gibi bir ağa kızı olmaya.!'' Bir sabah erken saatlerde, yazmasını bağladı. Yüzünü iyice gizledi, sütçüye para vermişlerdi. Hatice üzerine bir bahtaniye örtüp, küçük kamyonetin kasasın geçip üstünü örttü. Adam ise sanki orada kimse yokmuş gibi, hemen yola çıktı. Biraz zaman sonra kasabaya geldiklerinde kapıyı açtı ve Hatice'yi indirdi. Hatice'nin gözü kararmıştı.Hemen, Hükümet binasına koştu. Bir mal gibi satıldığında 15 yaşında bir çocuktu. Ama şimdi yıllar onu en acı tecrübelerle büyütmüştü. Kimliğini götürdü ve artık kormayan gür sesiyle başına geleni anlattı. Bölgenin kaymakamı derin bakışlarla onu dinledi. Gerçekten bu genç kızın cesaretine hayran kalmıştı. Ama başına geleceklerden korkuyordu. ''Kızım artık reşitsin! Yani hükümet nikahını sen ''Evet, kabul ediyorum.'' demeden kimse kıyamaz. Üstelik nikahlansan bile malın mülküne konamazlar. Bu onların cehaleti.'' dedi. Sonra gözlerine bir hüzün çöktü. ''Ama, sana rahat vermezler. Yemek vermezler, aş vermezler. Töre der vurmaya gelirler.'' Hatice'nin gözleri kararmıştı. Yazmasının ardında cesur bir sesle söylendi. '' Konağım var hükümet bey! Babamın hakkıdır. Evelallah yaşarım orada. Bağım var, bahçem var. Tarlam var. Ekerim, biçerim. Hayvanlarım onlarda, varsın kalsın ben yeniden buzağı ederim. Teke ederim..'' Kaymakam gülümsedi, ''Sen ne gözü kara bir kızsın öyle!'' dedi. Çünkü, Böyle bir kadın bu bölgede görülmüş şey değildi. ''O zaman'' dedi. ''Bende sana yardımcı olurum.'' Haticenin gözlerinin içi gülmüştü. Nefeslendi, ''Hay yaşa, hükümet ağam! Allah razı olsun'' dedi. İşte Hatice'nin baş kaldırısı o gün başlamıştı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD