Öğretmen Hanım;

1122 Words
Asker, arabayı köyün öbür ucuna sürdü. Küçük, beyaz badanalı bir ev. Bahçesinde çiçekler vardı, pencerelerinde renkli perdeler. Komutan kapıyı çaldı. İçeriden ayak sesleri geldi, kapı açıldı. Genç, güler yüzlü bir kadın göründü. Yirmi beş, yirmi altı yaşlarında, saçları toplu, gözlüklü, ama çok tatlı bir yüzü vardı. Üzerinde sade bir elbise, ayaklarında terlik. Elinde ıslak bir bez vardı, sanki temizlik yapıyormuş gibi. "Buyrun komutan bey?" dedi kadın nazikçe. "Ebru Öğretmen, kaymakam bey'in selamı var," dedi komutan. "Bu Hatice Hanım. Bir geceliğine konuk etmenizi rica etti. Yarın gelir alırız." Ebru hemen gülümsedi. Sıcacık bir gülümsemeydi. "Tabii, tabii! Buyursun çeri, hoş geldin!" dedi. Hatice içeri girdi. Utangaçtı, başı önündeydi. Ama öğretmin bu sıcak haliyle mutlu olmuştu. ''Kusura bakma hoca hanım, rahatsız ettim.'' dedi. "Yok canım, ne rahatsızlığı!" dedi Ebru samimiyetle. "Gel, hoş geldin! Otur, rahat et." diyerek onu koltuğa yönlendirdi. Hatice meraklı bakışlarla evi inceledi. Ev küçüktü ama şirin ve temizdi. Duvarlarda kitap rafları, masada çiçekler, yerde halı. Her yer pırıl pırıldı. Temizlik kokusu, çiçek kokusu birbirine karışıyordu. Mustafa'nın konağından sonra burası Hatice'ye bir cenneti andırmıştı. Yıllardır hayvan gibi zulm görmüştü, böyle mutluluklar bile ona uzaktı. ''Hatice rahat ol lütfen," dedi Ebru. "Çay içer misin, açmısın?" Hatice hemen ayaklandı, ''Ben yaparım hoca hanım, ne yapayım yemek. İstersen önce çay hazırlayım.'' dedi. Ebru şaşırmıştı, ''Hayır canım, sen misafirsin ben yaparım. Otur lütfen.'' dedi. ''Sen söyle bakalım, önce çay mı yemek mi?'' ''Çay o zaman, Hoca hanım.'' dedi Hatice. Normalde sabahtan beri ağzına lokma sürmemişti ama açlığa alışıktı. Heyecan ve stresten ise midesinde kasılmalar vardı. ''Tamam önce çay yapıyorum,'' diyerek Ebru mutfağa gitti, çaydanlığı ocağa koydu. Sonra salona döndü, Hatice'nin karşısına oturdu. "Sen nerelisin Hatice?" diye sordu. "Buralıyım öğretmenim," dedi Hatice. "Babam bu köyün Ağa'sıydı." "Ne güzel!" dedi Ebru şaşkınlıkla. "Ne güzel buralı biriyle arkadaş oldum o zaman. Ben köye yeni geldim, iki ay oldu. Saolsun kaymakam bey çok yardımcı oldu." Hatice'nin gözleri doldu. "Evet öğretmenim... Allah ondan razı olsun, çok iyi bir insan.." dedi. Biraz sonra sohbet koyulaşmıştı. Çay geldi, birlikte içtiler. Zaman hızla geçmiş, akşam olmuştu. Ebru, ilk kez sohbet edeceği birini bulduğu için çok mutluydu. Yalnızlığı bir nebze olsun gitmişti. Az önceki tavrından dolayı, yemeği sanki ben yaparsam yemek istemiyor diye düşünüyordu. Hatice'ye döndü, "Gel, birlikte yemek yapalım," dedi. Hatice hemen ayağa fırladı, ''Ben yapayım, Hoca hanım.'' dedi. ''Hayır birlikte yapalım,'' diyerek itiraz etti Ebru. Hatice sonunda pes etmişti. İlk kez biri ona hizmetçi gibi değilde dengi gibi davranıyordu. ''Tamam'' dedi. Birlikte mutfağa geçtiler. Ebru, Hatice'nin önüne sebzeleri koydu. ''Sen bunları doğra olur mu?'' dedi. Hatice hemen ellerini yıkadı, sebzeleri doğramaya başladı. Hızlıydı, ustalata taş çıkarırdı. Biraz sonra mutfaktan güzel kokular yayılmaya başlamıştı. Ebru yemekleri karıştırdı, masayı kurdu. Ama mutfağa döndüğünde, daha yemeği yemeden Hatice bulaşıkları yıkamaya koyulmuştu. Ebru'nun yüzü düştü. Sonra musluğu kapatıp, Hatice'nin elini tuttu. Yumuşakça. "Hatice..." dedi. "Sen benim misafirimsin. Hizmetçim gibi davranma. Lütfen. Neden böylesin?" Hatice durdu. Gözlerini indirdi, utandı. "Ben böyle öğrendim öğretmenim," dedi. Sesi titriyordu. "İş yapmasam, beni keser atarlardı bir yere. Hizmet etmem lazım, hızlı olmam lazım. Böyle olmak zorundaydım." Ebru'nun yüreği burkuldu, genç yaşına rağmen Hatice'nin bütün hevesi alınmıştı sanki. Hayata karşı bir genç kız yerine yaşlı bir kadın vardı karşısında. "Neler yaşadın sen Hatice?" diye sordu yumuşakça. Hatice, sadece susuyordu. ''Tamam hadi yemek yiyelim, bırak herşeyi'' dedi ve yemeğe oturdular. Yemekten sonra kendiliğinden, Hatice oturdu. Başını kaldırdı, Ebru'nun gözlerine baktı. Ve anlatmaya başladı. On beş yaşında nasıl evlendirildiğini anlattı. Düğün gecesi Mustafa Ağa'nın sarhoş gelişini, kendisini nasıl dövdüğünü, gece boyunca kanlar içinde yerde kaldığını... Sesinde titremeler vardı, gözlerinden yaşlar süzülüyordu ama konuşmaya devam etti. Hanımağa'nın zulmünü anlattı. Nasıl hizmetçi muamelesi gördüğünü, nasıl aşağılandığını, köy kadınlarının önünde nasıl rezil edildiğini... Beş yıl boyunca taş taşıdığını, gübre çıkardığını, hayvan otlatdığını... Mustafa Ağa'nın ölümünü anlattı. Sonra konaktan kaçtığını, kurtulmak için nasıl mücadele ettiğini... Her şeyi anlattı. Ebru dinlerken gözleri doldu, yaşlar yanaklarından süzüldü. Ara ara mendiliyle gözlerini siliyordu ama Hatice'nin elini bırakmıyordu. Sımsıkı tutuyordu. "Hatice..." dedi Ebru, sesi boğuktu. "Sen çok güçlü bir kadınsın. Bunları yaşadın ama hala ayaktasın. Hala mücadele ediyorsun. Bu çok büyük bir cesaret." "Çaresizlikti öğretmenim," dedi Hatice. "Başka yolum yoktu." Sonra ona sarıldı, Hatice'nin gözleri yaşlarla doldu. "Çok teşekkür ederim öğretmenim, ben yıllardır kimseyle konuşmadım bile. Dertleşmek güzel şeymiş..." dedi. "Ebru," dedi kadın. "Bana Ebru de. Öğretmenim deme. Artık dostuz." Hatice gülümsedi, ilk kez gerçekten gülümsedi. "Saolasın," diyebildi. Şimdi ağlamıyorlardı, tatlı bir sohbet başlamıştı. Ebru, Hatice'ye sorular soruyordu. Sen ne yapmayı seversin, ne yemek seversin, hayallerin var mı? Hatice hiç kimsenin kendisine bu soruları sormadığını fark etti. Hiç kimse ona ne istediğini sormamıştı. Sadece emir vermişlerdi. O yüzden hayalleri bile yoktu. ''Ben bilmem ki'' diye mırıldandı. "Bir şey sorabilir miyim?" dedi Ebru birden. "Sor..." "Okuma yazman var mı?" Hatice başını salladı. "Yok. Hiç okula gitmedim. Babam göndermek istiyordu ama annem hastalanınca ben yanında kalmak istedim, gönderemedı." "Peki," dedi Ebru, gözleri parladı. "Sana öğretmemi ister misin?" Hatice'nin kalbi durmak üzereydi.. "Essahtan mı?" diye sordu. "Gerçekten.. Okumayı, yazmayı. Sana öğretmemi ister misin? Kendi işlerini kendin yönetebilmen için hesap yapmayı da öğretirim. Ne dersin?" dedi Ebru. Yüzünde heyecanlı bir gülüş vardı. Hatice'nin gözleri heyecandan kocaman açıldı. "Cidden mi? Olur mu? Ben öğrenebilir miyim ki?" "Öğrenirsin tabii!" dedi Ebru heyecanla. "Sen çok zeki bir kadınsın Hatice. Belli. Yarından başlarız. Her akşam sana ders veririm. Tamam mı?" Hatice o kadar mutlu oldu ki, Ne diyeceğini bilemiyordu. Ayağa fırladı, Ebru'ya sımsıkı sarıldı. "Allah razı olsun, öğretmenim!" dedi. "Saolasın!" Ebru da ona sarıldı, sırtını okşadı. "Bir şey değil Hatice, iyiki geldin." dedi. Akşam iyice kararmıştı. Ebru ayağa kalktı. "Gel, sana pijama vereyim," dedi. "Rahat et, dinlen." Hatice mahçup bir gülüşle başını salladı. Odaya geçtiler. Ebru dolaptan temiz bir pijama çıkardı, Hatice'ye uzattı. "Al, giy şunu.'' diyerek ona uzattı. Hatice pijamanın pantolonunu giydi, sonra gömleğini çıkarmaya başladı. Ebru tam kapıdan çıkacakken, ona temiz çarşaf çıkarmayı unuttuğunu farketti ve odaya döndü. Ama odaya girdiği an, Hatice'nin sırtını gördü. Nefesi kesilmişti. Hatice'nin vücudu... Yara izleriyle doluydu. Eski darp izleri, morlukların kalıntıları, yanık izleri... Sırtında, omuzlarında, kollarında... Bazıları çok eskiydi, solmuştu. Bazıları nispeten yeniydi, hala pembemsi. Ebru elini ağzına götürdü. Gözleri yaşarmıştı, ilk kez böyle birşey görüyordu. "Hatice..." diye fısıldadı. Hatice pijamayı giydi, döndü. Ebru'nun yüzünü görünce utandı, başını eğdi. "Öğretmenim.." Ebru dayanamadı. İleri atıldı ve Hatice'ye koştu. Ona yeniden sımsıkı sarıldı. Omuzunda, Hıçkırıklarla, gözyaşlarıyla ağladı. "Sana neler yapmışlar..." dedi ağlayarak. "Ahh Hatice, neler yaşadın böyle.." Hatice de ilk kez birine sarılıyordu, nefesi boğazında düğümlendi. O da ağlamaya başladı. İki kadın, öylece sarılıp ağladılar. Dakikalarca. Sonra Ebru geri çekildi, Hatice'nin yüzüne baktı. Ellerini Hatice'nin yanaklarına koydu, gözlerinin taa içine baktı. "Dinle beni Hatice," dedi. Sesi kararlıydı, gözleri ıslaktı ama bakışları netti. "Bundan sonra sen yalnız değilsin. Ben yanındayım. Ne olursa olsun, seni koruyacağım, kollayacağım. Sana herşeyi öğreteceğim. Okumayı, yazmayı. Anlaştık mı?" Hatice gözyaşlarıyla gülümsedi. "Anlaştık..." "Artık dostuz. Kardeşiz." dedi Ebru... Hatice ise ilk kez, mutlu hissediyordu. Ama kader bu küçük kadının yakasını öylece bırakacak mıydı?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD