Sabah olmuştu içeriye cılız bir güneş ışığı giriyordu sıcaklığını boynumda hissediyordum.
Gece yediğim çorbanın ardından verilen ağrı kesicilerle uyuya kalmıştım odaya göz gezdirdim yoktu kimse, gitmişti tanımadığım refakatçim....
Kimdi?
Başımda niye bekliyordu?
Polis miydi?
5N1K 'lara başladım yine normalde çok konuşkan biri değilimdir ama içsesimin yayı gevşek bir saniye susmaz.
Çok sıkıldım yatakta yatmaktan,
Büyük ihtimalle kalktığımda dümdüz bir popoya sahip olucam, doğrulamak istedim ama mümkün değil kaburgalarımın ağrısı ağzıma sıçtı.
Bi saniye,hayır olamaz Allah kahretsin !!
Tuvalete gitmem gerek, işte böyle anlarda garibanlık, yalnızlık ortaya çıkıyor.
Yanımda bir sevenim bile yok , yanıma gelen herifi de ben tanımıyorum "gel beni çise çıkart" diyecek kadar da değilim derken komodin üstündeki kumandayı fark ettim.
Üstünde Alarm olan tuşa bastım,
Bana doğru ayak sesleri geliyordu, şükür gelen var dememe kalmadı kapıyı bizim yabancı açtı.
Şimdi ben buna nasıl diyicem? diye düşünürken arkasından ufak tefek, çatık kaşlı, orta yaşlı bir hemşire geldi belli eskilerdendi o sinirli hali nerde gorsem tanırım.
Bana baktı yüzü bir anda yumuşadı;
-"Güzel kızım, birşeye mi ihtiyacın var" dedi
İçimi ısıttı bu ses tonu, hitap, bakış ,
yarım bir gülüş oluştu yüzümde.
Bir gözümle yanımda ki adama bakıp tedirgin bir şekilde,
-"Benim tuvalete gitmem gerek" diyebildim.
Bana dönüp ellerini cebine soktu,
-" Bana söyleseydin,bende götürürdüm." dedi.
Hemşire ablanın yüzüne tekrardan bir karanlık ve sinir çöktü ayaklarımı yavaşça indirirken kafasını hızlıca çevirip;
-" Olmaz öyle şey, biz hallederiz" dedi.
Helal kız sana dememek için zor tuttum kendimi bu haldeyiz diye bu beni iyice minnoş sandı.
"Birşey yapmak istiyorsan geç kızın arkasına sırtından yavaşça destekle,koltuk altından kaldıcaz "
bana baktı;
"Sende ayaklarının üstüne bastığında dayanılmaz bir acı hissedersen söyle kuzum benim, kaburgalarında kırık olduğu için nefesin sıkışabilir korkma" dedi.
Bilmiyor ki bu benim başıma gelen ilk kırıklar değil...
Yanımdaki yabancı arkama geçti, boyunun baya uzun olduğunu farkettim, son bir gayretle nefesimi toplayıp ayağa kalkabildim, düşme korkusuyla ürkmüş olucam ki arkamdan sanki yel esti bir üşüme geldi.
Adım adım ilerledim, hemşireyle tuvalete girdiğimizde,
"Şimdi önlüğünü çıkartıcam, ha iyi arkası bağlı değil zaten" dedi.
Anlamaz gözlerle ona baktım üstümde mavi sefaf boğaza kadar bir önlük vardı kollardan lastikli deli gömleği gibi önden giyiliyor arkasından bağlanıyordu da benim arkam?
soğuk?
yel esti?
içimde bişey yok?
eveeeet çok güzel burnumuzda sargı var,
kaşımız gözümüz patlak adam yüzümüzü görmeden götümüzü gördü bende ki şans da bu kadar olurdu.
Hemşire ablamız anlamış olucak ki yüzünde bir gülümseme belirdi beni oturturken,
-"Hastalık hali kızım, hastalık hali bişey olmaz,
götse hepimizde var" demez mi ?
böyle birşey beklemiyordum kıkırdamaya başladım, utana sıkıla bunu da hallettik dışarı çıktığımızda yabancı telefonla konuşuyordu duvara yaslanmıştı, doğruldu.
Hemşire abla;
"Cihan Bey, yardım edinde yatıralım" dedi.
ilk ve tek bilgiye ulaşmıştım, "Cihan".
Yerime yatırdılar.
Hemşire;
-"Güzel kuzum, şimdi doktoru çağırıcam sargılarını açıcak son duruma bakıcak."
-"Tamam" dedim.
Odadan çıktı Cihan'a baktım gözü dalmış gibi bana bakıyordu.
Tam ne oldu? diyecektim ki doktor geldi.
-"Eftelya hanım,
Songül hemşire ayaklandığınızı söyledi,
Gerçekten şaşırtıcı biçimde iyi ilerliyorsunuz,
bundan bende diğer hekim arkadaşlarımda memnunuz birazdan estetik doktorumuz da gelip burnunuzu kontrol edicek, ilk olarak başınızdaki yaraya bakmak istiyorum" dedi.
Başımda açılma vardı ve dua ediyordum umarım saçımı kesmemişlerdir diye,
-"Saçlarımı kestiniz mi?" diye cılız bir sesle sordum.
Doktor başımdaki sargıyı açarken bana doğru eğilip gülümsedi.
-"Merak etmeyin güzel saçlarınıza dokunmadık". bu baya flörtöz gelmişti.
Bakışlarım Cihan'a döndüğünde kollarını göğsünde bağlamış duvara yaşlanmış delici bakışlarıyla doktora kitlenmişti.
Sargı açıldığında saçlarımın omuzlarımdan sarkışını izledim bu beni mutlu etmişti.
Anlımdaki,yüzümdeki pamuklar yerini minik yara bantlarına bıraktı.
Bu sefer Cihanla göz göze geldik büyülenmiş gibi bana bakıyordu.
Songül Hemşire;
-"Bin MaşAllah güzel kızım" dedi.
Sadece gülümseyebildim.
Doktor;
-"Gayet iyi , dikişlerin durumu da güzel herhangi bir açılmada yok, estetik doktoru kontrol ettikten sonra röntgene alalım kaburgalarınada bakalım" dedi.
Başımla onayladım, kocaman gülümsemesiyle odadan ayrıldı.
Cihan arkalarından kapıyı kapattı, kısık bir sesle
-"Gavat" dedi.
Duymuştum ama duymamış gibi,
-"Ne dedin?" diye sordum köşeye sıkıştırmak istedim sanırım bilmiyorum.
-"Bişey demedim" dedi.
Mahcup olduğu belliydi kafasını çevirip cama doğru yaklaştı.
Kafamı daha rahat hareket ettirmeye başlayınca odayı inceledim bu kadar lüks bir hastane odasında ne işim vardı.
Hele ki benim gibi bir serserinin, suçlunun.
En önemlisi Cihan kimdi?
Hayatım boyunca sessiz kalırsam zarar gelmeyeceğini tembihlediler,sorun çıkartmazsam canımın acımayacağı söylenmişti o yüzden içim bu kadar konuşkanken dışım suspus oldu ama merak ettiğim şeyler vardı.
Kumandayla yatağı dikleştirdim, Cihan'a dönerek;
-"Konuşabilir miyiz? dedim.
Bana döndü bunu beklemiyor gibiydi sandalyeyi yanıma çekip oturdu.
-"Tabi".
-"Nerdeyiz?"
-"İstanbul'da Özel bir hastanede"
-"Polis misin?"
-"Hayır"
-"Kimsin?"
-"Eftelya şöyle yapalım bugün yoruldun şimdi birsürü kontrolün var bunlar bitince yarın çıkıcaz sorularına birbir cevap vericem uygun mu?" diye sordu normal şartlarda karşı çıkardım ama hiç mecalim yoktu başımla onayladım
-"Hangi cezaevine gidicem?"
gülümsedi, sinir bozucuydu tek kaşımı kaldırıp anlamaz gözlerle süzdüm.
-"Cezaevine gitmeyeceksin" dedi.
Bu imkansızdı tam bir soru sorucaktım ki diğer doktor geldi ve kontrollere başladı.
Oda gayet memnundu estetik yaptığını söyledi valla sevinmedim değil daha önceden aldığım darbelerden burnumda deformasyon oluşmuştu şimdi cillop gibi olmuş.
Cihanla doktor dışarı çıkmak için hazırlandı,ışığı kapatmasını istedim.
Sırtımı yatağa yasladım, cama baktığımda gökyüzü gözüküyordu belli ki çok yüksek bir kattaydık huzurlu gelmişti çok uzun zaman olmuştu böyle hissetmeyeli,
Ne garip her yanım kırık içinde hastanede sahipsiz yatıyorum yanımda tanımadığım bir herif başıma ne gelecek belli değil ama şuan tek istediğim gökyüzünü izlemek.
En son ne zaman mutlu uyumuştum?
Hatıralarımı döktüm önüme, hatırladım bir tanesi geldi,
Bir yaz gecesiydi,müstakil evimizin girişindeki sedirde uzanmış gökyüzüne bakıyordum yaklaşık 7-8 yaşlarındaydım , ateş böceklerinin sesini duyuyordum çok hafif bir esinti vardı.
Annem elinde bir kaseyle geldi içinde karpuz vardı çekirdeklerini sevmediğim için ayıklamıştı belli kıpkırmızıydı sedire oturdu başımı dizlerine koydum, çatala taktığı karpuzu bana uzattı oda gökyüzüne baktı,
-"Ne kadar güzel dimi Eftelyam"dedi.
-"Senin gibi çok güzeller anne" dedim.
O güzel narin kahkahasını attı eğilip yanağımdan öptü.
O âna gitmek için ömrümün geri kalanını vermeye hazırladım.
O günden sonra ilkkez güzel gelmişti gökyüzü,
karpuz ve yaz ayı.
Aslında derdim ne gökyüzüydü ,ne karpuzdu.
Tek derdim yaşayabilip de yaşayamadığım çocukluğumdu,gençliğimdi hepsini aldılar elimden,
Geriye ne mi kaldı?
Kocaman bir enkaz...