KURDA KUZUYU TESLİM ETMEK ❤️❤️❤️

1516 Words
Yazarın anlatımıyla devam Eylül eve geldiğinde annesi tam çıkmak üzereydi. Başını bağlamış, çantasını omzuna almıştı. Bugün yine Halime Hanım’a temizliğe gidecekti. Eylül kapının eşiğinde durdu. İçinden “O şerefsizin evine gitme…” demek geçti. Dudakları aralandı ama kelimeler boğazında düğümlendi. Yutkundu, gözlerini kaçırdı. “Kolay gelsin anne… Ben babamla kalırım,” dedi sesi hafif kısık. Meryem Hanım kaşlarını çattı, kısa bir an duraksadı. “İş görüşmesine gidecektin, ne oldu?” Eylül bir an düşündü, sonra hızlıca toparladı kendini. “Anne… Ali’yi gördüm yolda. Babasının iş yerinde sekreter aranıyormuş. Ondan haber bekleyeceğim. Hem öğrencilere burs da veriliyormuş… Belki bana da çıkar,” dedi, umutlu görünmeye çalışarak. Meryem Hanım’ın yüzü biraz yumuşadı. Kızının yanağına hafifçe dokundu. “İnşallah kızım… İnşallah. Ben geç kalmayayım, akşam konuşuruz.” Eylül başını salladı. “Tamam anne, dikkat et.” Kapı kapandığında Eylül derin bir nefes verdi. Sırtını kapıya yasladı, gözlerini kapattı. İçindeki huzursuzluk bir türlü geçmiyordu. Meryem Hanım ise hızlı adımlarla Halime Hanım’ın evine gitti. Kapıyı açtığında Halime Hanım her zamanki gibi dimdik duruyordu. “Hoş geldin Meryem,” dedi hafif bir tebessümle. “Hoş bulduk hanımım,” diyerek içeri girdi Meryem Hanım. Hemen işe koyulmak için yöneldi ama Halime Hanım elini kaldırarak onu durdurdu. “Gel, önce biraz konuşalım,” dedi. Meryem Hanım tereddüt etti ama itiraz etmeden salondaki koltuğa oturdu. Ellerini dizlerinin üstünde birleştirdi. Halime Hanım karşısına geçti, dikkatle baktı. “Meryem… Şimdi senden bir şey isteyeceğim ama hemen ‘yok’ deme.” Meryem Hanım’ın içi sıkıldı. “Buyurun hanımım…” “Geçen demiştin ya, Eylül iş arıyor diye.” “Evet… Arıyor ama bulamıyor,” dedi Meryem Hanım, başını hafifçe eğerek. Halime Hanım hafifçe öne eğildi. “Ben ona iş buldum.” Meryem Hanım şaşkınlıkla başını kaldırdı. “Nasıl yani?” “Bizim Tufan’ı gördün. Deli dolu ama kalbi temizdir. Eylül de akıllı kız, maşallah. Tufan’a diyeceğim, Eylül’e yanında iş versin. Okul saatlerine göre de ayarlar mesaisini.” Meryem Hanım bir şey söylemeden dinledi. Gözlerinde hem umut hem çekince vardı. Halime Hanım sözlerine devam etti, sesi biraz daha ciddileşti. “Şimdi… Asıl mesele şu Meryem. Eylül, Tufan’a göz kulak olacak. Yanlış bir işe kalkışırsa bize haber verecek. Olur mu?” Meryem Hanım’ın parmakları birbirine kenetlendi. Gözleri bir an boşluga dalıp gitti. “Bilmem ki hanımım… Olur mu…” Halime Hanım hemen araya girdi, sesi kararlıydı. “Olur, olur. Hem de çok güzel olur. Bak, Eylül kabul etsin… Tüm okul masrafları benden.” Bu söz Meryem Hanım’ın içinde yankılandı. Kızının geleceği gözlerinin önünden geçti. Derin bir nefes aldı. “Peki… Akşam söylerim. İnşallah kabul eder.” Halime Hanım memnuniyetle başını salladı. İki kadın, gençlerin iyiliği için aynı düşüncede birleşmişti. Ama bu kararın Eylül ve Tufan’ı nasıl bir yola sürükleyeceğini ikisi de tam olarak bilmiyordu. Tufan bütün gün Timur’la birlikte işlerle uğraşmıştı. Kendini meşgul ettikçe kafası biraz olsun dağılıyordu. Akşamüstü telefonu çaldı. Arayan Murat’tı. “Buluşalım mı lan?” dedi Murat. Tufan kısa bir an durdu. “Yok… Bugün olmaz. Eve geçeceğim.” Son zamanlarda ailesiyle aynı sofraya oturması için yapılan ısrar artmıştı. Dün babasıyla tartışmıştı. Bu akşam en azından ortamı yumuşatmak istiyordu. Eve girdiğinde Halime Hanım hemen ayağa kalktı. “Hoş geldin yavrum,” dedi, yüzünde sıcak bir gülümsemeyle. “Hoş buldum babaannem,” dedi Tufan, sesini yumuşatarak. Emel koşarak geldi, koluna girdi. “Abi, bir daha öyle çıkıp gitme… Annem çok üzüldü,” dedi hafif sitemle. Tufan onun saçını okşadı. “Tamam güzelim, gitmem.” O sırada Hacı Yusuf Bey, “Gel bakalım torunum.” Tufan yanına gitti, saygıyla oturdu. “Oğlum… Bak, babaannenle senden bir isteğimiz var.” Tufan hiç düşünmeden cevap verdi. “Nedir? Hemen yapayım.” Halime Hanım gözlerini hafifçe kıstı, dikkatle torununa baktı. “Meryem Hanım’ın kızı Eylül iş arıyor. Biz de düşündük… Yanında iş ver. Düzgün kız, faydamız olsun.” Tufan o an içinden ki sevinci zor bastırdı. Neredeyse yerinden fırlayıp oynayacaktı. Dişlerini sıktı, kendini tuttu. “Ulan ben bunu nasıl düşünemedim… Yanımda olur…” diye geçirdi içinden. Dışarıya sakin görünmeye çalıştı. “Tamam babaanne… Madem siz istiyorsunuz, olur. Benim için sıkıntı yok.” Halime Hanım başını salladı. “Annesi akşam söyleyecek. İnşallah kabul eder.” Tufan’ın yüzü bir anda düştü. Kaşları çatıldı. “Eylül… Hayatta kabul etmez,” diye düşündü. “Bana yakın olmak… Onun için en son isteyeceği şey.” Birden ayağa kalktı. “Babaanne, ben gideyim… Konuşayım Eylül’le. İkna edeyim,” dedi aceleyle. Cevap beklemeden kapıya yöneldi. Neredeyse kaçar gibi evden çıktı. Kapı kapanırken Hacı Yusuf Bey torununun arkasından hafifçe güldü. Başını iki yana salladı. “Ben demedim mi Halime Sultan… Eylül, Tufan için biçilmiş kaftan…” dedi, anlamlı bir bakışla. Tufan evden çıkıp Eylül’ün evine doğru yürürken, cebine attığı ellerini sıkıp gevşetiyor, içinden durmadan planlar kuruyordu. Gözleri sert, adımları kararlıydı. Tam köşeyi dönecekken Murat’ı karşısında görünce bir an duraksadı. Murat, kollarını göğsünde bağlayıp önüne geçti. “Tufan, lafı dolandırmadan diyeceğimi dinle.” Tufan kaşlarını çattı, sabırsızca başını yana eğdi. “Söyle Murat, işim var.” Murat bir adım yaklaştı, sesi ciddi ve sertti. “Bak Tufan, sürekli Eylül’e karşı yanlış yapıyorsun. Mahallemizin kızı bu, bu davranışı hak etmiyor.” Tufan gözlerini devirdi, sinirle nefes verdi. “Murat, işime karışma.” Murat geri adım atmadı, aksine daha da dikleşti. “Tufan bak, yanlış yapıyorsun. Belli etkilendin kızdan ama her kızdan Büşra’nın intikamını almaya çalışma.” Tufan’ın çenesi kasıldı, dişlerini sıktı. Bir anda öne atılıp Murat’ın yakasına yapıştı. “Bana bak lan! Bir daha bana Büşra deme!” Murat, Tufan’ın ellerine sertçe vurup yakasından kurtuldu. Gözleri öfkeyle parlıyordu. “Yalan mı söylüyorum? Büşra yüzünden Eylül’e böyle davranıyorsun!” Tufan bir adım daha atıp tekrar üzerine yürüdü. “Ulan ben senin...” Murat elini kaldırıp sözünü kesti. “Kendine gel Tufan! Eylül’e iş bulduk. Kızı kullanmana izin vermeyeceğiz.” Tufan alaycı bir gülümsemeyle başını yana eğdi. “Göreceğiz bakalım. Madem öyle… bu iş inada bindi, oğlum. Eylül benim olacak, siz de öyle bakacaksınız.” İki genç, adeta kızgın boğalar gibi birbirine bakarken, sokakta yankılanan bir sesle irkildiler. Aysel teyze, elindeki poşetleri yere bırakıp kaşlarını çatarak yaklaştı. “Siz niye kavga ediyorsunuz bakayım?” İkisi de bir an susup birbirlerinden uzaklaştı. Tufan ceketini düzeltti, Murat ters bir bakış atıp yoluna devam etti. Tufan derin bir nefes alıp yönünü tekrar Eylül’ün evine çevirdi. Kapıya geldiğinde hiç tereddüt etmeden zile bastı. Kapı hızla açıldı. Eylül, ev kıyafetleriyle, saçlarını gelişi güzel toplamış halde karşısına çıktı. Nefesi hafif hızlıydı, belli ki koşarak gelmişti. Tufan, onu görünce bir an durdu. Gözleri istemsizce üzerinde gezindi, boğazı kurudu, yutkundu. “İyi akşamlar, Eylül.” Eylül kaşlarını çattı, kapıyı yarım kapatacak gibi oldu. “Niye geldin?” Tufan bakışlarını sabitleyip sakin görünmeye çalıştı. “Annenle konuşmam lazım.” Eylül başını iki yana salladı, sinirle kapıya tutundu. “Git buradan. Konuşacak bir şey yok. Seninle asla çalışmam....” Tam o sırada arkasından annesinin sesi geldi. “Kim o kızım?” Meryem Hanım kapıya gelip Tufan’ı görünce yüzü aydınlandı. “Tufan! Hoş geldin oğlum, buyur geç.” Eylül’ün bakışları sertleşti. Tufan ise hafif bir gülümsemeyle, sanki özellikle onu kızdırmak ister gibi içeri adım attı. Salona geçtiğinde Kemal Bey’i koltukta yatarken gördü. Adamın yüzü solgundu, vücudu şişti. Tufan hemen toparlandı, saygıyla yaklaştı. “İyi akşamlar amca.” Meryem Hanım, kocasına dönerek konuştu. “Bu Tufan oğlum, Halime Hanım’ın torunu.” Kemal Bey zorlukla başını çevirdi, zayıf bir gülümseme ile. “Hoş geldin oğlum…” Tufan’ın bakışları bir an Kemal Bey’in üzerinde kaldı. İçinde ki merhametli Tufan gün yüzüne çıktı. Sonra Meryem Hanım’a döndü. “Nesi var?” Meryem Hanım’ın yüzü düştü, ellerini birbirine kenetledi. “Vücudu şişiyor oğlum… birkaç gündür. Haftaya kontrolü var, onu bekliyoruz.” Tufan kaşlarını çattı, hemen itiraz etti. “Gitseniz ya teyze, neden bekliyorsunuz?” Kadın çaresizce başını salladı. “Oğlum, devlet hastanesinde randevu bulamadık. Mecbur bekliyoruz.” Tufan bir an sustu. Kararlı bir şekilde ayağa kalktı. “Olmaz böyle. Siz hazırlanın. Ben arabayı alıp geliyorum, hastaneye götürelim.” Eylül hemen itiraz etmek istedi, dudaklarını araladı ama annesinin gözlerindeki umudu görünce sustu. İçine attı. Tufan kısa sürede arabayla geri geldi. Kemal Bey’i dikkatle kucağına aldı, sanki kırılacakmış gibi taşıdı. Arabaya yerleştirirken yüzü ciddi, hareketleri temkinliydi. Hastanenin önüne geldiklerinde hiç vakit kaybetmeden acile girdiler. Tufan, görevliye doğru eğilip net bir sesle konuştu. “Hastamızın her şeyiyle ilgilenin. Gerekli bütün tahliller yapılsın.” Saatler geçerken Eylül ve Meryem Hanım koridorda yan yana oturuyordu. Meryem Hanım’ın elleri titriyordu, Eylül sürekli ayaklarını sallıyor, dudaklarını ısırıyordu. Tufan elinde üç bardak çayla yanlarına geldi. Sessizce uzattı. “İçin, iyi gelir.” Meryem Hanım bardağı alırken gözleri doldu. “Allah razı olsun oğlum…” Tufan başını hafifçe eğdi. “Estağfurullah teyze, insanlık vazifesi.” Eylül başını yana çevirdi, ellerini yumruk yaptı. İçinden öfkeyle söylendi. “Şerefsiz Tufan insanlık yapıyor… ne komik.” Meryem Hanım, sanki bir çözüm bulmuş gibi umutla konuştu. “Oğlum, Halime Hanım Eylül’e iş verir dedi.” Tufan bakışlarını Eylül’e çevirdi, gözlerinde kısa bir parıltı geçti. “Evet teyzem, doğru. Eylül de kabul ederse benimle çalışsın.” Eylül hemen konuşmak için ağzını açtı ama Meryem Hanım ondan önce davrandı. “Kabul eder tabii! Bizim de gözümüz arkada kalmaz. Senin yanında güvende olur.” Eylül donup kaldı. Gözleri annesine döndü, sonra Tufan’a kaydı. İçinde büyüyen huzursuzluk yüzüne yansıdı. Meryem Hanım henüz bilmiyordu… kurda kuzuyu teslim ettiğini.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD