BEN BUNU MU HAK ETTİM 💔💔💔

1417 Words
Yazarın anlatımıyla devam Tufan, öfkeyle uzaklaşan Eylül’ün arkasından dişlerini sıkarak baktı. Yumrukları istemsizce sıkılıyordu, nefesi sert sert çıkıyordu. Ali ve Murat ise, yarım kalan heveslerinin siniriyle Tufan’a döndü. “Ulan Tufan, senin yüzünden biz de göt altına gittik, şerefsiz olduk! Beğendin mi yaptığını?” dedi, kaşlarını çatıp. “Susun lan! Zaten sinirliyim, öfkemi sizden çıkarmayayım,” diye tersledi Tufan, sert bir bakış atarak. Murat alaycı bir gülümsemeyle başını iki yana salladı. “Tabii… yap et, sonra öfkeni bizden çıkar. Oldu paşam, başka emrin var mı?” dedi. Tufan cevap vermedi. Çenesini sıktı, hızla arkasını dönüp arabasına doğru yürüdü. Tam kapıyı açacakken, sokaktan Aysel teyzenin yüksek sesi duyuldu. “Tufan! Eylül’e ne dedi de tokat attı kızcağız?” Ali ile Murat aynı anda Tufan’a baktı. İkisi de gözlerini kısıp sırıttı. “Ayıkla pirincin taşını bakalım… Dedikodu kazanı kaynar şimdi mahallede,” diye mırıldandı Ali. Tufan tek kelime etmeden arabaya bindi. Direksiyonu sertçe kavradı, gaza basıp hızla uzaklaştı. İçinden söyleniyordu, şimdi bir de bu kadınla uğraşamayacaktı. Ali ile Murat derin bir nefes aldıktan sonra hemen toparlandı. İkisi birden Aysel teyzenin yanına gidip kollarına girdi. “Aysel teyze, sen bir şey görmedin, tamam mı? Bak, Tufan delidir, başını ağrıtır,” dedi Murat, sesi yumuşatarak. Aysel teyze kolunu çekip diklendi, gözlerini kocaman açtı. “O kim benim başımı ağrıtacak? Bütün mahalle tokat yediğini duysun da rezil olsun!” dedi, kararlı bir şekilde. Ali hemen araya girdi, sesi iyice kısıldı. “Şimdi Aysel teyze… Tufan, Eylül’e aşık olmuş. Konuşmak istiyor ama Eylül istemiyor. Tufan ısrar edince öyle bir tokat attı. Şimdi bu duyulursa rezillik olur. Sen biraz içinde tut… Tufan ile Eylül evleniyor, haberini söz senden duyacak mahalle, dedi. Aysel teyze durdu. Gözlerini kısıp ikisine baktı, dudaklarını büzdü. “Hee… hayırlı bir iş olacak diyorsun?” dedi. Ali hemen başını salladı. “Aynen öyle, teyze.” Aysel teyze derin bir “hımm” çekti. “O zaman biraz içimde tutarım… ama başkasından duyarsam külahları değişiriz, haberiniz olsun,” dedi, parmağını sallayarak. Murat ciddi bir ifadeyle başını öne eğdi. “Merak etme, bir iki aya bu iş tamam,” dedi. Aysel teyze kaşlarını kaldırdı, sabırsız bir şekilde, “Ben o kadar beklemem. Dayanamam çocuklar… En çok iki hafta sonra söylerim,” dedi. Ali ile Murat birbirine baktı, sonra aynı anda başlarını salladı. “Kabul,” dediler çaresizce. Aysel teyze gözlerini daraltıp ikisini süzdü. “Sizden haber bekleyeceğim. Gerçi ben görürüm ama yine de bana haber verin,” dedi ve kollarından sıyrılıp uzaklaştı. Ali derin bir nefes verip omzunu düşürdü. “İyi kurtardık…” dedi. Murat başını salladı, hafifçe gülümsedi. “Şimdilik,” diye ekledi. İkisi de bunun sadece bir başlangıç olduğunu bilmiyordu. Söylenen bu yalanın, ileride nasıl olaylara yol açacağını henüz kimse tahmin edemiyordu. Eylül öfkeyle yürürken, Gizem ve Elif arkasından koşar adım yetişti. Eylül’ün kolundan hafifçe tuttular. “Sakin ol canım, gel bir yerde oturalım.” dedi Gizem, sesi yumuşaktı. Eylül derin bir nefes alıp gözlerini kapattı, başını salladı. “Tamam…” dedi kısık bir sesle. Üçü birlikte parka doğru yürüdüler. Banka oturduklarında Eylül ellerini dizlerinin üstünde kenetledi, başını eğdi. Bir süre kimse konuşmadı. Eylül aniden başını kaldırdı, gözleri doluydu. “Neden ya…?” dedi sesi titreyerek. “Gördüğü andan beri beni yatağa atma derdinde… Ben dışarıdan bakınca ne gibi görünüyorum kızlar? Bunu mu hak ediyorum?” Sözlerinin sonunda sesi catallaştı, gözyaşları yanağından süzüldü. Elif hiç düşünmeden kolunu Eylül’ün omzuna doladı, onu kendine çekti. Bir eliyle gözyaşlarını sildi. “Canım, olur mu öyle şey?” dedi kararlı bir sesle. “O laflar Tufan’ın pisliği. Takılma sen, üzülme. Sen tanıdığım en düzgün kızlardan birisisin.” Gizem de hemen öne eğildi, Eylül’ün elini tuttu. “Elif çok haklı. Senin hiçbir suçun yok. Tufan’ın pisliği bu, sen üzülme.” dedi, kaşları çatılmıştı. Eylül başını arkaya yasladı, gözlerini gökyüzüne dikti. Derin bir nefes verdi. “Bulutlar gibi olmak istiyorum…” dedi yavaşça. “Akıp gideyim zamanda… Kimseye zararım olmadan yaşayıp gitmek istiyorum.” Gizem ve Elif birbirine baktı. İkisi de Eylül’ün ne kadar kırıldığını hissediyordu. Sessizce başlarını salladılar. Bir süre sonra Eylül dişlerini sıktı, gözlerini kapattı. “Şerefsizin arkadaşı da şerefsiz olur…” dedi. “Bu yüzden Murat ve Ali’den de uzak duracaksiniz.” O sırada Murat ve Ali, sinirlerini atmak için parka gelmişti. Konuşa konuşa yürürken kızları fark ettiler. İkisinin de bakışları bir anda değişti. “Buradalar lan… Şans bizden yana. Hadi gidip konuşalım.” dedi Murat, hızını artırarak. Yaklaştıkça Eylül’ün ağladığını fark ettiler. Murat dişlerini sıktı. “Ulan Tufan… Senin kalıbını sikeyim…” diye söylenerek başını salladı. Yanlarına geldiklerinde Murat hafifçe öne eğildi. “Merhaba kızlar…” dedi. Gizem yüzünü çevirdi. Elif gözlerini kaçırdı. “Rahat bırakın bizi.” dedi Elif soğuk bir sesle. Murat hiç aldırmadı, Elif’in yanına oturdu. Tereddüt ederek elini tuttu. “Tufan’a biz de kızdık.” dedi ciddi bir ifadeyle. “Yaptığı pisliğin izahı yok. Onun adına özür dileriz.” Elif elini çekmedi ama bakışlarını yere indirdi. Gizem göz ucuyla Ali’ye baktı. Ali’nin de kendisine baktığını fark edince kısa bir an duraksadı. Ali bir adım öne çıktı, sesi sakindi. “Gizem… özür dilerim.” dedi. “Eylül yerden göğe kadar haklı. Ama bizim suçumuz yok. Lütfen bizi onunla bir tutmayın.” Gizem dudaklarını birbirine bastırdı, kısa bir nefes verdi ama bir şey demedi. Eylül gözyaşlarını silip doğruldu. İkisine de kısa bir bakış attı. “Sizin sohbetiniz koyulaşacak belli oldu… ben gideyim.” dedi. Ayağa kalkmaya hazırlanırken Ali aceleyle konuştu. “Gitme Eylül.” dedi elini hafifçe kaldırarak. “Hem… sana bir iş teklifim var. Babamın çalıştığı yerde sekreter aranıyor. Eve gidince söylerim, senin alınman için aracı olurum. Tufan’a da gerekeni söyleriz.” Eylül bir an durdu. Gözleri şaşkınlıkla büyüdü. “Gerçekten mi Ali?” dedi, sesi bu kez umut doluydu. Ali hafifçe gülümsedi, başını salladı. “Gerçekten.” dedi. “Hem babamın çalıştığı firma öğrencilere burs da veriyor. Belki sana da çıkar.” Eylül’ün yüzü yavaşça aydınlandı. Gözlerindeki hüzün yerini umutlu bir parıltıya bıraktı. Arkadaşlarına baktı, dudaklarında küçük ama gerçek bir gülümseme vardı. “O zaman senden haber bekleyeceğim Ali.” dedi. “Şimdi gideyim… siz de rahatça konuşun.” Hafifçe el salladı, arkasını döndü ve adımlarını hızlandırarak oradan uzaklaştı. Giderken yüzündeki gülümseme hala silinmemişti. Murat, Elif’in elini bırakmadan etrafına tedirgin bir bakış attı. “Biraz mahalleden uzaklaşalım, Aysel teyze bizi de yakalamasın,” dedi. Elif başını salladı, parmaklarını Murat’ın eline daha sıkı doladı. Hepsi birlikte ayağa kalktı. Hafif bir telaşla yürüyüp birkaç mahalle aşağıdaki pastaneye girdiler. Masaya oturduklarında üzerlerindeki gerginlik yavaş yavaş dağıldı. Siparişler verildi, pastalar ve limonatalar geldiğinde herkes biraz rahatlamıştı. Ali, bardağını eline alıp bir süre oynadı. Gözleri ara ara Gizem’e kayıyordu. Sonunda derin bir nefes aldı. “Gizem… biz ayrı otursak olur mu?” dedi, sesi hafif titreyerek. Gizem kısa bir an durdu, sonra başını hafifçe eğip “Olur,” dedi. İkisi kalkıp yan masaya geçti. Ali oturur oturmaz ensesini kaşıdı, bakışlarını kaçırdı. Ellerini masanın altında kenetledi, sonra tekrar çözdü. “Şimdi nereden başlasam bilemiyorum ama…” diye başladı, sesi kısık ama samimiydi. “Gizem, ben senden hoşlanıyorum. Eğer bana bir şans verirsen… seninle çıkmak istiyorum.” Gizem’in yüzü kızardı. Gözlerini kısa bir an masaya indirdi, dudaklarını ısırdı. Sonra utangaç bir gülümsemeyle başını kaldırdı. “Olur… deneyelim,” dedi. Ali’nin yüzünde bir rahatlama yayıldı. Hemen cebinden telefonunu çıkardı, heyecanla uzattı. “Bunu al lütfen. Numaram kayıtlı. İstediğin zaman ara, rahatça konuşuruz böylece,” dedi. Gizem eliyle hafifçe geri itti. “Teşekkür ederim ama… kabul edemem,” dedi çekinerek. Ali kaşlarını çattı, biraz öne eğildi. “Gizem, lütfen… buluşmak için ararsın, özlediğinde ararsın. Ben de ararım. Lütfen beni kırma,” dedi, sesi heyecanını yansıtıyordu. Gizem bir an düşündü. Sonra hafifçe gülümsedi ve telefonu aldı. “Peki,” dedi sessizce. Bu sırada onları uzaktan izleyen Murat ve Elif, birbirlerine bakıp gülümsediler. Elif derin bir nefes aldı, yüzündeki gülümseme yavaşça ciddileşti. “Murat… lütfen Tufan’la konuş. Eylül öyle bir kız değil. Çok üzülüyor. Zaten zor bir hayatı var… bir de Tufan’la uğraşmak zorunda kalmasın,” dedi. “Haklısın, Elif. Bugün çağırıp konuşacağım. Ayıp ediyor. Böyle yatağa atma çabaları falan… bir delikanlıya yakışmaz,” dedi, dişlerini sıkarak. Elif dudaklarını büzdü, gözleri dolacak gibi oldu. “Umarım anlar… yoksa Eylül onunla nasıl baş eder bilmiyorum. Eylül çok kırılgan bir kız. Tek derdi ailesi ve okulu. Düştüğü duruma çok üzülüyor,” dedi. Murat elini uzatıp Elif’in elini tuttu, başparmağıyla hafifçe okşadı. “Haklısın. Merak etme, halledeceğim. Tamam mı?” dedi, güven vermeye çalışarak. Elif derin bir nefes aldı, başını salladı. “Tamam, canım,” dedi. Aşkın iki farklı hali yaşanıyordu. Bir yanda, Eylül ve Tufan’ın arasında giderek sertleşen, kırıcı bir bağ… Diğer yanda gençlerin çekingen adımları başlayan, naif ve saygılı bir yakınlık.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD