Sıla Adana’ya geldiğinde tek bir çantası vardı.
Ne ailesine anlatmıştı ne de Serdar’a.
Sadece Sezen biliyordu.
Boşanma davasını buradan açmıştı.
Ama Serdar hâlâ mesaj atıyordu.
Telefonu titredi.
Serdar:
“Adana’ya gittiğini biliyorum.”
“Kaçtığını sanma.”
“Aşiret töresi seni geri getirir.”
“Benimsin.”
Sıla telefonu kapattı.
Elleri titriyordu.
Karnındaki bebeğe fısıldadı:
“Burada güvendeyiz.”
Ama bilmiyordu ki…
Onu izleyen bir adam vardı.
Ve o adam, onu korumaya çoktan karar vermişti.
Hazar dürbünle bakıyordu.
“Kız zayıflamış abi.Hamile birde yazık . ”
Kuzey cevap vermedi.
Sadece izledi.
Altan telefonu kulağına götürdü.Konustu ve Kuzey'e döndü
“Serdar Demirkıran Adana’ya adam yollamış. Kızın izini sürüyorlar.”
Kuzey’in bakışları sertleşti.
“İsimlerini istiyorum.”
“Abi bu kişisel bir mesele değil—”
Kuzey camı indirdi.
Adana rüzgârı yüzüne vurdu.
“Benim meselem artık.Sizene amına
koyayım! ”
Hazar gülümsedi.
“İlk defa bir kadını bu kadar sahiplendin.”
Kuzey tek kelime etti:
“Konuşma lan ibne ! .”
Ama gözlerini Sıla’dan ayırmadı.
Sıla ayağa kalktı.
Hastaneye girmek üzereyken arkasına döndü.
Siyah bir SUV.
Camları koyu.
Tanıdık bir his.
O gece hastane önünde de böyle bir araba görmüştü.
Kalbi hızlandı.
Ama araba hareket etti.
Kayboldu.Serdar olabilir diye düşündü .
Gece ...
Adana’nın gece kulüpleri, şehrin gündüzünden çok daha tehlikeliydi.
Işıklar yanıp sönerken, müzik kalp atışı gibi kulakları döverdi.
Kuzey, VIP bölümünde koltuğa yaslanmıştı. Siyah gömleğinin düğmeleri açıktı, dövmeleri boynundan bileklerine kadar uzanıyordu. Elinde viski bardağı vardı; buzlar yavaşça erirken, gözleri etrafı tarıyordu.
Yanında Hazar ve Altan vardı.
Hazar gülümseyerek bir kadına bakıyor, Altan sigarasını ağır ağır çekiyordu.
Ama Kuzey…
Kuzey kimseye bakmıyordu. Ta ki o kadın yanına gelene kadar.
Uzun siyah saçlı, vücudu ışıkların altında parlayan, kırmızı elbiseli bir kadın.
Kuzey’in dizlerinin arasına doğru eğildi, dudaklarını kulağına yaklaştırdı.
“Bu gece yalnız değilsin, değil mi?” dedi fısıltıyla.
Kuzey bardağını masaya bıraktı.
Kadının bileğini tuttu, kendine çekti.
Soğuk bakışları kadının gözlerinde gezindi.
“Kim var yanımda ? ,” dedi düşük bir sesle.
Kadın gülümsedi.
Kuzey’in kucağına oturduğunda, Hazar ve Altan birbirlerine baktılar.
Altan kaşını kaldırdı.
“İlk defa birini bu kadar yakınına alıyor,üç dört saatte çıkmaz odadan ” dedi.
Hazar sessizce güldü ama gözleri ciddi kaldı.
“Allah kıza acısın abi acımaz ! ”
Kuzey kadının saçlarını ensesinden kavradı, kulağına bir şeyler fısıldadı.
Kadın nefesini tutarak ayağa kalktı.
Kuzey ayağa kalkmadı. Sadece bakışlarıyla onu odaya doğru gönderdi.
O gece Kuzey için bir kadının bedeni değil, sessizliği önemliydi
Oda karanlıktı.
Sadece şehir ışıkları camdan içeri sızıyor, Kuzey’in dövmeli bedenine kesik kesik gölgeler düşürüyordu.
Kadın kapıyı arkasından kapattığında müzik dışarıda kaldı.
Kulübün gürültüsü yerini ağır bir sessizliğe bıraktı.
Kadın ceketini çıkarıp yatağın kenarına oturdu, Kuzey’e baktı.
“Çok sessizsin,” dedi. “Beni buraya sen çağırdın ama hiç konuşmuyorsun .”
Kuzey gömleğinin düğmelerini açtı, ama yüzünde hiçbir duygu yoktu.
Kadına yaklaştı, parmakları saçlarının arasına girdi.
Ama dokunuşu soğuktu.
Bir yabancıya değil, bir eşyaya dokunur gibiydi.
Kadın onu öpmek için yaklaştığında Kuzey başını çevirdi.
“Yeter, dur lan ! ” dedi kısa ve sert.
Kadın şaşırdı.
“Ne demek yeter daha başlamadık bile ! ?”
Kuzey arkasını döndü, viski şişesini aldı.
“Git. Paranı alacaksın. Ama git belanı sikmeden git ! .”
Kadın sinirlendi, ama bir şey demeden giyindi ve kapıyı çarpıp çıktı.
Oda yeniden sessiz kaldı.
Kuzey koltuğa çöktü.
Elini saçlarından geçirdi.
Dişlerini sıktı.
“Ne sikime böyleyim lan…” diye mırıldandı.
Bardağı sertçe duvara fırlattı.
Cam kırıkları yere saçıldı.
“Kimseye dokunamıyorum. Kimseye.”
Gözlerinin önüne Sıla’nın yüzü geldi.
Korkuyla şehir değiştiren o kadın.
Kuzey yumruğunu duvara vurdu.
“Anasını sikeyim böyle işi…ne alaka amına koyayım şimdi lann” dedi kendi kendine.
Ve o gece, odada yalnız kaldı.
Kadınsız, sessiz, karanlıkla baş başa.
Kuzey evine girdiğinde ışıkları açmadı.
Adana’nın gecesi camlardan içeri sızıyor, salonun genişliğini daha da soğuk gösteriyordu.
Ayakkabılarını bile çıkarmadan içeri yürüdü.
Duvarın karşısında, siyah çerçeveli bir fotoğraf vardı.
Defne.
Karnı belirginleşmişti, elini göbeğine koymuş, gülümsüyordu.
Yanında Can yoktu artık; Kuzey o fotoğrafı özellikle kestirmişti.
Sadece kardeşi kalsın istemişti.
Fotoğrafın önünde durdu.
Elini cama koydu, parmakları titredi.
“Erkekti ha…” diye fısıldadı.
“Dayı diyecekti bana…”
Gözleri karardı.
O günkü patlama sesi kulaklarında tekrar yankılandı.
Yanan araba, çığlıklar, metal kokusu, yanık et…
Kuzey yumruğunu fotoğrafın altındaki masaya vurdu.
Cam bardak devrildi, yere düştü ama umursamadı.
“Ben koruyamadım seni Defne…”
Sesi boğuk çıktı.
“Benim yüzümden öldün. Benim savaşım, benim düşmanım…”
Bir şişe viskiyi aldı, kapağını açtı.
Bardağa koymadı, direkt boğazından içti.
Telefonu masaya bıraktı.
Sıla’nın görüntüsü gözünün önüne geldi.
Karnını korur gibi tutuşu…
O mesajlar…
“Benimsin.”
Kuzey dişlerini sıktı.
“Yine aynı hikâye…” dedi kendi kendine.
“Bir adam, bir kadın, bir bebek… Ve ölüm kokusu.”
Fotoğrafı eline aldı.
Defne’nin gözlerine baktı.
“Kimseye dokunamıyorum Defne. Dokunursam yakıyorum.”
Şişeyi sertçe yere bıraktı.
Koltuğa çöktü.
Gözlerini kapattığında Defne’nin sesi yankılandı:
“Abi bebeğim erkek…”
Kuzey’in çenesi titredi.
Ama ağlamadı.
Ağlamayı çoktan unutmuştu.
Sadece fısıldadı:
“Bu sefer yakmayacağım…”
Ve o gece, Kuzey Yanardağ ilk defa bir kadını değil, bir bebeği korumayı düşündü.
Bir iki saat uyudu adam sonra kalktı...
Saat 03:12.
Adana’nın eski liman tarafı… Şehrin unuttuğu, gecenin sahiplendiği yerlerden biri.
Rüzgâr denizden sert esiyor, paslı konteynerler uğultuyla titreşiyordu.
Siyah SUV farlarını kapatarak durdu.
Kuzey kapıyı açtığında yüzüne vuran soğuk hava bile onu ayıltamadı; adam zaten hep uyanıktı. Gecelerin adamıydı.
Belindeki silahı kontrol etti. Susturucu takılıydı.
Altan telsizi kulağına götürdü.
“Karayılan ekibi içeride. Silah ve sevkiyat işi. Bu gece mallar çıkacaktı.”
Hazar dişlerini sıktı.
“Bize çalım atmaya çalıştılar. Bedelini ödeyecekler.”
Kuzey tek kelime etti:
“Dağılın.”
Üçü üç ayrı yönden ilerledi. Ayak sesleri yoktu. Bu işi yıllardır yapan adamların sessizliği vardı üzerlerinde.
İlk temas konteynerlerin arasında oldu.
Altan gölgede bekleyen adamı fark etti. Adam dönmeye çalıştığı anda Altan kolunu kırdı, silahını aldı. Susturucu sesi geceyi bile uyandıramadı. Adam yere yığıldı.
Hazar üst kattaki ofise sızdı. Kamera odası oradaydı.
İki adam vardı.
Biri kahkaha atıyordu, diğeri telefona bakıyordu.
Hazar içeri girdiği anda kahkaha yarım kaldı.
“Yanlış yerde güldün ibne ! " dedi sadece.
İki saniye sürdü.
Kuzey ana depoya girdiğinde içeride beş kişi vardı. Masanın üstünde silahlar, paralar, paketler…
Adamlar silaha davranamadan Kuzey ateş etti. Soğuk, hesaplı, tek tek.
Bir adam dizlerinin üstüne çöktü.
“Abi… biz Karayılan’a çalışıyoruz…”
Kuzey yaklaştı, çöktü, adamın çenesini kaldırdı.
“Bu şehirde kimin kime çalıştığını ben söylerim.”
Tek bir el sesi.
On dakika sonra depo sessizdi.
Sadece metalin, barutun ve gecenin kokusu vardı.
Altan kanlı eldivenini çıkardı.
“Temiz.”
Hazar etrafa baktı.
“Karayılan bu darbeyi unutmaz.”
Kuzey montunu düzeltti, depodan çıkarken arkasına bile bakmadı.
“Unutmasın zaten.”
Arabaya bindiklerinde saat 03:41’di.
Hazar direksiyona geçti, Altan arkaya oturdu.
İkisi de Kuzey’e baktı. Adam suskundu, camdan dışarı bakıyordu.
Altan dayanamadı.
“Lan… sen değişmişsin oğlum ne oldu lan sana ”
Hazar ekledi:
“Eskiden bu kadar… umursamaz değildin.”
Kuzey gözlerini yoldan ayırmadan mırıldandı:
“Susun oğlum yeter lan beynimi siktiniz tamam lan ! .”
İkisi de sustu.
İki adam birbirine baktı. Birşeyler vardı ama ne .